Mektuplaşma

Sevgilim,

Bu sefer sana fazla yazamayacağım. Hem yazacak kadar değerli bir hafta değildi. Hem de yazmak için pek zamanım kalmadı. İşlerim yolunda, merak etme. Sen nasılsın?

Sana söz, haftaya iki sayfa yazacağım.  

                                                                                                   Senin yolunu gözleyen sevgilin,

                                                                                                                                        A.Z.

Sevgilim,

İşlerinin yolunda olmasına sevindim. Mektuplarına özlemle sarılıyorum. Senin kokunu duyuyorum onlarda. Mektubunda anlatmaya değer bir şey olmadığını, işlerden başını kaldıramadığını yazmışsın. Bunun ne önemi var? Yazacağın iki satır yeter bana. İyiyim, merak etme. Buralar da aynı, hiç değişen bir şey yok. Geçenki mektupta da söylediğim gibi hâlâ haber bekliyorum. Seni bir kucak dolusu öpüyorum. Sağlıcakla kal. 

                                                                                                Hasretinle yüreği yanan sevgilin,

                                                                                                                                        Ç.K.

Sevgilim, 

Biliyorum eline biraz geç ulaşacak. Farkındayım, birbirimize yedi günde bir mektup yazacağımıza dair sözümüzü yerine getiremedim. Mektubu yazmam gereken zamanda yazamadım, üzgünüm. Nasılsın? Beni soracak olursan başım kalabalık olmasına rağmen iyiyim. Biraz da heyecan doluyum. Bak, bunu yazmayacaktım! Sana sürpriz yapacaktım ama dayanamıyorum, söyleyivereceğim işte! İşlerim yoluna giriyor, haftaya kalmadan yanında olacağım.                                                                                                                              

Biliyorum, önceki mektubumda iki sayfa yazacağıma dair söz vermiştim, sözümü tutamadım. Ama yanına geleceğim ya bu sözümün yerini doldurur eminim.

                                                                                              Adım adım sana yaklaşan hasretlin

                                                                                                                                      A.Z.

Sevgilim,

Mektubun elime geç ulaştı. Çok endişelendim, korktum senin için. Kaygılandım. Senden haber almak için ulaşabileceğim hiç kimsenin olmaması duygularımı körükledi. Hummaya tutuldum. Her şeyi bırakıp yanına gelmeyi düşündüm. Sonra…

Sonra mektubun geldi. Sözünü tutamadığını söylemişsin, üzgün olduğunu yazmışsın. Düş kırıklığı yaşadım. Çok üzüldüm. İnanamadım. Zaman geçtikçe sakinleştim, düşündüm. Üzgünlüğüm yerine kızgınlığa bıraktı. Doğrusu çok kırıldım. Mektup sözünü tutuverseydin de onunla avunsaydım. Kendimi önemsiz hissettim. Ancak gelecek olman beni yeni bir duygu içine soktu: Heyecan. Dört gözle yolunu gözlüyorum.  Ayrılık, beni değiştirdi.  Eskiden bu kadar sulugöz değildim. Seni çok özledim sanıyorum.  

                                                                                               Karışık duygularla gelmeni bekleyen,

Ç.K.

Sevgilim,

Senden çok çok çok özür dilerim. Ne yanına gelebildim ne de mektubu zamanında yollayabildim. Çok üzgünüm. Dostumuz olacak adam beni yarı yolda bıraktı. Artık bütün yük benim omuzlarımda.  Gecem gündüzüm kalmadı. Yorgunluğum uykusuzluğumla yarış içinde. Fakat vazgeçemem, biliyorsun bu işi ne kadar sevdiğimi. Bunca emek verdikten sonra biraz daha bekleyebiliriz kavuşmak için değil mi?

Canım, sevgilim, görüyorum ki benim için endişelenmişsin. Endişelenme.  Ben her zaman başımın çaresine bakarım. Bana kızmışsın, haklısın.  Bu kaç oldu, sözümü tutamayalı. Ancak biraz sabırlı olmamız gerekiyor.

İki sayfalık mektup sözümü unutmadım,  aklımda.

                                                                    En kısa sürede sözlerini tutacak,

                                                                                      A.Z.

Sevgilim,

Seni çok özledim. Geleceğini söylemiştin! Gelmedin! Mektubun ise yine geç geldi.  Dostumuzun seni yarı yolda bıraktığını yazmışsın. Şaşırmadım. Zaten onu ilk gördüğüm andan beri gözüm tutmamıştı.  Ona bu kadar yakın olmamanı ve ona çok güveniyor olmanı anlamadığımı sana söyledim hep! Bu sefer de sabırlı ol diyorsun. Sabır…

Ne kadar tuhaf bir kelime bu sabır. Özlemi, aşkı, sevgiyi, korkuyu, endişeyi, telaşı, kızgınlığı, kırgınlığı, acıyı kısacası tüm duyguları içine sığdırmaya çabaladığımız bir çuvaldan başka nedir, sabır?

Benim için endişelenme demişsin. Tamam. İstediğin gibi olsun bundan sonra senin için endişelenmem. İşlerini bir düzene koyabilirsin umarım. Bana gelirsek ben işe kabul edildim. Sen de benim için bu işin ne anlam ifade ettiğini biliyorsun.

                                                                                                                                   Bekleyen,

                                                                                                                                      Ç.K.

Sevgilim,

Mektubun ne zaman geldi, çekmecemin içine girdi, haberim yok! Verdiğim sözleri tutamadığımın da farkındayım. Fakat sırada beklediklerini unutmadım.

İşi almışsın, sevindim senin adına. Bu iş için ne kadar çalıştığını, mücadele verdiğini biliyorum. Bu işin altından kalkacağına dair sana olan inancım tam. İşlerimin yoğun olduğunu biliyorsun. Yoluna koymak tahmin ettiğimden de fazla zaman alacak.  Sonra yanındayım, biliyorsun…       

                                                                                                               İMZA: A.Z.

Sevgilim,

Sana cevap yazmakta geciktiğimin bilmem farkında mısın? Mektubunu aldığım ilk an açamadım. Daha sonra ise dönemedim. İşlerim çok yoğun. Seni şimdi anlayabiliyorum. İşleri yoluna koyabilirsin umarım. Gelme işi ertelenmiş, önemli değil. Sözlerin bekliyormuş, önemli değil. Senin işlerinden önemli değil. Senin mutluluğundan önemli değil.

                                                                                                                İMZA: Ç.K.

Bu mektuptan sonra mektuplaşma olmadı. İki sevgili işlerinin içinde unuttular birbirlerini. Bu arada hayatlarına devam etmeyi de ihmal etmediler. Ara sıra hatıra geldikçe anılar, hissedilmeyen duygular yarattı. Mektuplar ise bir köşede unutulmaktan nasibini aldı. Toza batmaktan kaçamadı. Bir gün tesadüfen ele geçince hiçbir şey ifade etmedi ve çöp kutusuna yollandı. Yaşam böyleydi işte. Bir serüvenden ibaretti. Her kahraman kendi serüvenini yaşıyor kendi hikâyesini yazıyordu. Aynı olmayan serüvenlerin kahramanları da  bir arada kalamazlardı. Bir söz vardı kulağıma çalınan, küçüklükten. “Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur.”

Eyüp Saka

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.