Karantina

Başının ağrısı git gide artıyordu. Bu acil servisteki kalabalığın gürültüsü onun kafasının içindeymiş gibi zonkluyordu beyni. Dur durak bilmeyen çocuk ağlayışları, ebeveynlerinin bağrışları ve yaşlıların söylenmeleri onun kafasının içerisinden acil servise aksediyor sanıyordu. Gerçek öyle değildi oysa!

Ne için buraya geldiğini çoktan unutmuştu. Sadece hastaneye gitmesi için ısrar eden annesini dinlediği için kendisine kızıyordu. “Neden dinledim ki?” diye soruyor cevap bulamıyordu.  Beyni bu cevabı verebilecek halde olmadığı halde bunu yapmayı sürdürüyordu. İşte şimdi de midesi bulanmaya başlamıştı. Ölümü ensesinde hissediyordu. 

Her şey yanındaki sandalyede oturan yaşlı kadının bayılmasıyla başladı. Hemşireler onu hemen alıp bir yere götürdüler ve bir daha dönmediler. Fazla değil dakikalar sonrasında ise acil servis kapatılmış ve karantinaya alınmıştı. Bir salgın hastalıktı tüm bunların sebebi. 

Başının ağrısı artık dayanılmaz bir hal almıştı. Hayır, dayanılmaz olan şey acil serviste karantinaya alınmış insanların bitmez tükenmez haykırışlarıydı. Bu bağrışmalara katılmayanlar sandalyelerde oturan yaşlılar topluluğu idi. Genç olmasına rağmen oturan tek kişi olan kedisi de bağırmayanlardan biriydi. Bir de yanındaki sandalye.

Neden kimse oturmamıştı hâlâ yanındaki sandalyeye? Boş sandalyeye göz ucuyla bir bakış atınca irkildi. Korkusu katbekat arttı. Şimdi bu kargaşa arasında o sadece bunu düşünüyordu.

Çok basit bir sebebi vardı bunun. Kafasını yerden kaldırıp etrafına baksa o da bunun farkına varırdı. Çünkü acil serviste ayakta bulunan yaşlı hiç kimse yoktu. Çocuklar ebeveynlerinin bacaklarında, onlar ise acil servisin kapısının önünde, canlarını kurtarmanın peşinde.

Neden bir tek genç insanlar hayatları için mücadele ediyorlardı? Neden yaşlılar oturup söylenmekle yetiniyorlardı? Ya da neden kendisi mücadele etmiyordu?

Düşünmek, düşünebilmek istiyordu ama hiç mecali kalmamıştı. Kafasındaki seslere karşı koyabilecek gücü kendisinde bulamıyordu. Beyninin zonklaması iyiden iyeye artmıştı. Midesinin bulantısı da cabası. Sanki birbirleriyle yarış içerisindeymiş gibi arttıkça artıyorlardı. Oysa nedenini bilmeksizin sıranın kendisinde olduğunu düşünüyordu.

Başını uzun zamandan sonra hafifçe kaldırdı ve hastaların muayene sırasını gösteren ekrana baktı. Değişmemişti hiç. Acil servis karantinaya alındığından bu yana hiç değişmemişti. Nasıl değişecekti ki doktorlar çoktan odalarını terk edip kaçmışlardı bile. Bu durumu fark ettiği şu anda elindeki sıra kağıdını buruşturup tükürür gibi kenara attı. İçinden bir kez lanet iki kez de küfür etti. 

Gözü yine boş sandalyeye kaydı. Ölüm korkusunu hiç bu kadar derinden hissetmemişti. Ölüm kokusunu duyar gibi oldu. Ne kokuyordu etraf, ne diyordu kulakları ona? Midesinin boş olmasından memnuniyet duydu. Aksi halde çoktan boşalmış olurdu midesi.

Başının ağrısı ve midesinin bulantısı ondaki tüm iradeyi alıp götürmüştü. O bağırıp çağıranların aksine sessizdi. İlk kez annesini dinleyip çocukluğundan bu yana gelmediği bu hastaneye niçin gelmediğini anlatıyordu gözleri ona. Peki öyleyse neden gelmişti? Hatırlayamıyordu bunun sebebini.

Bu genç yaşında ölmek miydi onu korkutan yoksa ölümün kendisi mi? Yapamadıklarının mı üzüntüsünü yaşıyordu yoksa yaptıklarından duyduğu pişmanlıkları mı?

Yok, hayır! Bu cümleler ona ait değildi. Bu cümleler işte orada acil servisten çıkmak için çırpınanların akıllarından geçen cümlelerdi. Onun için dışarısının ya da bu hastanenin, yaşamanın veya ölmenin hiçbir farkı yoktu. Dışarı çıksa ne olacaktı ki, ölüm peşinden ayrılacak mıydı? Bir gün gelecekti ansızın, kavrayacaktı yakasından. Ha şimdi ha başka bir gün, gelecekti elbet bir gün. “Belki de o gün, bugündür.” diye düşündü.  

İşte bu son söz alnına yapıştı. Usulca baktı yine boş sandalyeye. Neden bu kadar ürküyordu? Kendisi de nedenini bilmiyordu. Bu ürkme, ürkmesi gerektiği için miydi ya da bu bağrışmalar mıydı onu bu hale sokan? Bunu düşünmek istemedi. Umurunda değildi çünkü.

Ölecek miydi şimdi? Nasıl bir şeydi bu ölüm? Yaşamaktan iyi mi mesela? Nefes vermek gibi bir şey mi acaba?

Etrafındaki insanların çaresiz yakarışları arasından farklı bir çığlık duydu.  Farklıydı bu bağırış, çok farklı. Bu ses acil servisten çıkmak için mücadele edenlere ait değildi. Bu ses sandalyelerde oturan yaşlılar arasından gelmişti. Merakın getirdiği refleks ile başını çevirdi. O yana baktı. Yanındaki boş sandalyenin diğer tarafında oturan yaşlı adam yere düşmüştü. Yaşlıların çığlığı gençlere sıçramış ve onlar “Yetişin adam bayıldı!” diye feryat koparmaya başlamışlardı. Yaşlılar topluluğu susuyordu. Mezar taşlarından farksızdı her biri. Taş kesilmişlerdi.  O da tüm yaşlılar gibi biliyordu gerçeği.  Adam bayılmamıştı, ölmüştü. Nasıl bu kadar emin olduğunu kendisi de bilmiyordu ama hissetmişti tüm benliğinde. Yerdeki zayıf, dazlak adamın donuk çehresine hayretle baktı. Keçi sakalına benzeyen sakalının her teli dikleşmişti. Gözleri yuvalarından fırlayacak kadar açılmasına rağmen göz bebekleri küçücüktü. Ağzı hafif aralık kalmış dudaklarındaki sinirler gerilmişti. Bu çehreden pek çok anlam çıkarabilirdiniz ama o tek bir anlam çıkarmıştı. Daha fazla bakamadı. Kafasını diğer yöne çevirdi. Bu bakmaktan kaçışı ona daha az acı verecekti. O öyle sanıyordu, o ana kadar. Başını diğer yöne çevirdiği halde içerisinde olduğu duygu azalmamıştı. Belki biraz değişmişti ama hâlâ hissediyordu. Daha da fazla hissetmeye başladı ve artık ölüm ışığını duyuyor, hissediyordu yüreğinde. Sıranın onda olduğunu sanıyordu ama onda olmadığını anladı. Şimdi, şimdi peki sıra kimdeydi? Dudakları mırıldandı: “Sende…”

Titriyordu. Tüm vücudunun titrediğini hissediyordu. “İşte!” diye düşündü. “Ölüyorum! Hastalık beni de yakaladı!” Başının bitmez tükenmez ağrısı, mide bulantısı yetmezmiş gibi şimdi de tüm uzuvları titriyordu. Bağrışmaları, yakarışları artık duymuyordu. Hiçbir duygu hissetmiyordu. Sadece bekliyordu. Bekliyordu, göz kapaklarının kendi iradesi dışında kapanmasını ve sandalyeden yuvarlanmayı bekliyordu.

 Dayanılmaz, bu sonu gelmeyen bekleyiş…

Eyüp Saka

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.