Her akşam üstü ufuklarda bir selâm ararım.
Her akşam üstü uzak bir semâ-yı muzlimden,
Sükût-ı zulmet olan bir muhît-i mü’limden
Doğar hayâtıma bir hicr-i dâimî sanırım.
Semâ, senin o zaman mâteminle, hüznünle
Deniz, senin o zaman hâtıranla mâlidir.
Havada son nefesin ye’s-i rûhu hâkîdir,
Akar sular, dereler son nidâ-yi ye’sinle.
Emellerimde bu· dem bir hubûb-ı târ uyanır.
Kederlerimde büyük bir sükût-ı zıll u havâ;
Başım elimde, uzaklarda ihtizâr-ı mesâ,
Dumanlı, göİgeli bir sâha-i hayâl uzanır.
Hayâl ü hissimi reng-i muhîte benzeterek
Zevâl-i ömrümü seyreyliyor sanır nazarım.
Erir bu dem kalır ufkumda bî-ziyâ bir renk
Hakayıkım, elemim, zulmetim, düşüncelerim.
Şemîm-i vaslını bir nağme, bir havâ, bir zıll
Bu dem muhît-i hayâlâta anlatır, dağıtır,
Bu dem, bu dem senin, ey rûh-ı gaib ü zâil,
Cünûn-ı eşkimi tenvîme geldiğin demdir.
Buhâr-ı şâm ile dağlar, denizler, ormanlar
Gurûb eder gibi bir başka cevf-i esrâra,
Uzak ufukların üstünde mest ü âvare
Sükût-ı firkati ervâha Zühre nakleyler.
Başım elimde, sorar gözlerim ufuklardan
Şemîm-i vaslını bir nefha, bir havâ senden;
Bakıp ufûlüne her şâm-ı mü’limin sanırım
Doğar sükût ile akşamlarım mezârından…
(Musavver Muhit, 10.06.1909)