Rövanş | 1.Bölüm

“Efendim?” diye güçlükle açtım karanlıklar içinde çalan telefonumu. Hayırlı bir haber olmadığı, bu saatte isyan eder gibi çalışından belliydi.
“Gonca!” diye haykırdı resmen karşıdaki ses. Akif’ti arayan.
“Akif?” derken yatakta oturdum. Ses tonundan belliydi iyi bir şey söylemeyeceği ve kalbimin giderek artan çarpıntısıyla beklemeye başladım söyleyeceklerini.
“Tekin,” deyip durdu. Ben ismi duyduktan sonra kıpırdayamaz olmuştum artık.
“Öldü mü?” diyebildim sadece kırık sesimle.
“Hayır, hayır ölmedi korkma. Ama… Nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum Gonca, ben…” diye gevelemesine artık dayanamadım.
“Söyle!” diye bağırdım.
Bu Akif’i kendine getirmişti biraz sanırım ki konuşmaya başladı sonunda:
“Tekin kaza geçirdi Gonca. Şuan hastanedeyiz.”
Başka sorum yoktu, çünkü kuracağı hiçbir cümle aklımdaki soruları ve kalbimdeki endişeleri yatıştırmaya yetmeyecekti.
“Hangi hastane?” diye sordum, cevabı alır almaz da kalkıp hızlıca giyindim ve evden çıktım. Taksi bulmak için verdiğim mücadele sonunda bir tane çıktı karşıma ve havaalanına gideceğimizi söyleyip koltuğa gömüldüm.
Çıkmıştı demek ortaya sonunda, görünür olmaya karar vermişti. Aylardır nerede olduğunu bile bilmeden, merakımdan ölüp ölüp dirilirken şimdi şehrine geri döndüğünü öğrenmiştim ve bir hastede olacaktı ilk karşılaşmamız.
‘Bunların şu anda önemi yok Gonca, onun iyi olması önemli olan!’ diye kendime hatırlatma yaptıktan sonra dua etmeye koyuldum. Hiçbir şey için değilse bile, yine tek bir kelime geçmeyecek olsa bile aramızda, önemli olan tek şey onun iyi olmasıydı.
Yolda giderken aldım bileti. Havaalanında 2 saat bekledikten sonra nihayet havalandık ve çok uzun sürmeyen yolculuğum bitti. Hemen başka bir taksiye atlayıp hastaneye doğru yola çıktım. Gün henüz aydınlanıyordu, bu bana biraz olsun güç vermişti. Karanlığın ardından doğan güneşi hep sevmiştim zaten.

Hastanenin kapısına gelince indim taksiden. Akif’i aradım hemen, gelip beni karşıladı. Hiç soru sormadım, sadece onu izledim ve bir kata geldik. Morg değildi, yoğun bakım da değildi.
“Nasıl durumu?” diye o anda sorabildim.
“Biraz önce yoğunbakımdan çıktı, şuan iyi korkma. Ama çok fazla kırık var vücudunda, zor bir süreç olacakmış.”
“Anladım,” dedim sadece ve açılan kapıdan çıkan yaşlı çifte takıldı gözlerim.
“Annesiyle babası.” dedi Akif kulağıma fısıltıyla. Ben cevap vermeden annesinin gözleri bana takıldı. Öyle tuhaf bakıyordu ki ne yapacağımı bilemedim. Ama sonunda konuşarak bu karmaşık durumu sonlandırdı.
“Akif, hanım kızımız kim?”
Hadi Akif cevap ver bakalım, dedim içimden. Söyle sen kim olduğumu, ben bilmiyorum çünkü!
“Ayla teyze, Gonca Tekin’in Ankara’dan arkadaşı.” dedi, zaten yapılabilecek başka açıklama da yoktu.
“Anladım. Sağ ol kızım sen de koşup gelmişsin buralara kadar. Korkma ama Tekin iyi.”
“Geçmiş olsun size de teyze, çok şükür iyiymiş evet.” dedim ve sessizliğe gömüldüm yeniden.
“İyi, şükürler olsun ki hayatı kurtuldu ama kırıkları çok fazla. Çok uzun sürecek bir iyileşme süreci olacak dedi doktor.” diye durumu hakkındaki detayları paylaşan babasının morali epey bozuktu. Annesi hemen araya girdi:
“Tamam, moral bozmak yok. Şükredeceğiz, her an şükretmeye devam edeceğiz oğlumuz hayatta diye.” dedi ve hemen ardından:
“Siz de birkaç dakika görün isterseniz, moral olur hem belki Akif. Hadi geçin, sizi görünce sevinir.” dedi bize. İtiraz edemedik ikimiz de ve bizi ittirerek odaya sokmasına izin verdik. Ama Akif’in gömleğine yapışmıştım güç almak için, o kadar hazır değildim ki karşılaşmaya.
Ama o kaçılan kaçınılmaz son!
Karşı karşıyaydık işte!
Aylar sonra!
O kadar sancılı zamandan sonra!
Tam karşımdaydı!
Beni ilk gördüğündeki yüz ifadesi, aslında o her şeyi anlatmaya yeterliydi. O şaşkınlık, o dehşet, o karmaşa…
“Geçmiş olsun kardeşim, “deyip yanına yaklaştı Akif ama ben hala kapının önünde bekliyodum çivilenmiş gibi. Hiçbir şey demiyordum.
İkisi kısa bir konuşma yaptıktan sonra Akif beni sırtımdan ittire ittire yakınına götürdü Tekin’in. Dudaklarımın arasından güçsüz bir “Geçmiş olsun.” cümlesi çıkabildi ve yine sustum.
Aslında içimde, aylardır biriktirdiğim cümlelerin kavgası vardı. Önce hangisi çıksın ağzımdan da onun suratına çarpsın diye yarışa girmişlerdi. Ama hiçbiri çıkamıyor, sadece içimi acıtıyorlardı mütemadiyen.
“Teşekkür ederim, hoş geldin.” dedi kırık bir tebessümle. Gözlerinin o derin kahvesini gözlerime kilitlemiş bana bakarken:
“Ben çıkayım!” dedim ve odasından kaçtım. Dayanamdım onu görmeye, ona bakmaya, o dünya harikası tebessümüyle karşılaşmaya.
Odanın önünde bekleyen ailesine hiçbir şey demeden koşarak kaçtım ve kendimi bahçeye attım.
Aylardır içimde biriktirdiğim acıyı bir anda bırakır gibi ağlamaya başladım. Hastanede olduğumuz için kimseye farklı gelmemek de rahat hissettirmişti.
İçim sökülürcesine ağlamaya devam ederken yanıma bir gölge ulaştı. Akif’tir diye düşündüm ama başımı kaldırınca baktım, annesiydi gelen. Yanıma oturdu, ellerini saçlarıma götürdü ve gözleri yaşlı bakarak:
“Ağla kızım, içinden geldiği gibi ağla da at zehrini.” dedi.
Bir şey diyemedim ama şaşırmıştım, çok hem de. Benden ses çıkmayınca, kolunu bana uzattı ve göğsüne yatırdı beni.
Hiçbir şey demeden, hiç tepki vermeden dakikalarca ağladım onun kollarında. O kadar iyi gelmişti ki bana, bunca ayın ağırlığını atmıştım sanki.
Biraz soluklandığımı fark edince başımı ellerinin arasına alıp kaldırdı göğsünden. Gözlerimin içine aynı Tekin’in baktığı gibi bakıyordu. Tam ağzımı açacakken:
“Konuşacağız yavrum, birbirimize anlatacağımız çok şey var. Ama şimdi değil. Şimdi sen benim koluma girip yukarı geleceksin, oğlumun iyileşmesi için birlikte çabalayacağız. Yanımda olup bana da ona da güç vereceksin.”
“Ama o…” derken lafımı kesti:
“O da bundan mutlu olacak. Dedim ya, birbirimize anlatacağımız şeyler çok. Ama önce Tekin iyileşmeli. Benimle olacaksın değil mi?” diye öyle bir sordu ki, dayanılacak gibi değildi.
“Sizinle olacağım, merak etmeyin.” dedim ve yeniden sarıldı bana.
“Aferin sana güzel kzım,” dedi ve kalkıp elini uzattı. “Hadi gidelim o zaman.”
Elini tutup kalktım ve onunla beraber hastaneye doğru yürüdüm. Beni nelerin beklediğini bilmesem bile, bu kadından aldığım güç çok farklı hissettiriyordu bana. Her şeyi aşabilecek gibi…

Esra Barın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.