Tabure Üstünde Unutulmuş Kedi | 7.Bölüm

2012 Eylül Ankara

Gri Ankara… Bugün Ankara, Ankara ise içinden geçen onca insanın hayalleriyle Ankara’dır. Ankara eylüle henüz merhaba diyordu.

Tüm günlerini evde müzik yaparak geçiren iki müzik öğretmeni adayıydı Erdem ve Anıl. Yıllar sonra bütün bu yaşadıkları ve hissettikleri duyguların, hayallerin daha da ötesine geçebileceklerini bilmiyorlardı. Sadece müzik yapalım, okulu geçelim, günü kurtaralım, çabaları vardı. Yıllar olmuştu. Son sınıftalardı. Mezun olacakları bir yıla başlamışlardı. Aynı zamanda da temelini attıkları müzik grubunun çalışmaları devam ediyordu. Akşamında sahne alacaklardı. Hazırlık yaptılar. Ankara’nın ünlü gruplarının sahne aldığı barda Erdem ve grubu da sahne alıyordu. O akşam da sahneleri vardı.

Tüm yerli, ünlü gruplar sahne alıyordu. Ve konser için dışarıdan gelen sanatçılar da burada sahne alıyordu. Dev konser sahnelerini aratmayan büyük ve geniş bir sahnesi vardı. Turuncu, sarı ve siyah ışıklandırmalarla dolu bir bardı. İnsanlar, rahat ve özgür hareket edebiliyorlardı. Kaliteli müzikler dinliyor, gönüllerince eğleniyorlardı.

Akşam oldu. Pilli Bebek’in şarkılarına konu olacak olan o meşhur yağmurlu Ankara akşamlarından biriydi. Erdem, sahneye başlamıştı. Herkes yerini almıştı. Ekip tam bir şekilde konsere başlamıştı.

Erdem, “Bir derdim var.” parçasını söylemeye başladığı anda, barın kapısı açıldı. İçeriye bir çift yeşil gözlü kız ve arkasından kalabalık bir kız arkadaş grubu girdi. Erdem kafasını kaldırdı, ahenkle şarkısını söylemeye başladı. Kızın Erdem’in gözleri ile buluşması ve ağır çekim gibi Erdem’e geliyor olması dünyanın en güzel filminden en güzel sahne gibiydi. Erdem öyle hissediyordu. Tuna çok güzel bir kadındı. O gece doğum günüydü. 18 yaşına giriyordu. 18 yaşına giren bir kadının güzelliği vardı üzerinde.

Şarkının etkisiyle midir yoksa Tuna’nın etkisi ile midir bilinmez, Erdem daha tutkulu söylemeye başladı şarkıyı. Tuna’yı ilk kez orada o gece gördü. O perçemlerin altında bir çift yeşil göz hayatını değiştirecekti ve bunun farkında değildi. Biraz sonra anlamıştı, rüyasında gördüğü gözlerdi… Rüyasında gördüğü gözler, akşamında karşısında duruyordu. Bir mucize yakalar insanı, bir mucize, kimden neden olduğunu bilmediğimiz.

Bir derdim var artık tutamam içimde

Gitsem nereye kadar
Kalsam neye yarar
Hiç anlatamadım hiç anlamadılar
Herkes neden düşman
Herkes neden düşman
Unuttuk hepsini nuh’un nefesini
Gelme yanıma sen başkasın ben başka
Bir derdim var artık tutamam içimde
Gitsem nereye kadar
Kalsam neye yarar
Hiç anlatamadım hiç anlamadılar
Bak bu son perde oyun yok bundan sonra
Işık yok hiçbir şey yok yok yok yok
Bir derdim var (Bir derdim var)
Bir derdim var (tutamam) içimde
Bir derdim var artık tutamam içimde
Mor ve Ötesi

Erdem sahnede şarkılarını söylemeye devam ederken Tuna ve kalabalık kız arkadaş grubu da mekanın ve müziğin tadını çıkarıyordu. Tuna’nın 18. yaş günü için toplanılmıştı. Arkadaşlarının ona sürprizi idi. Grubun o dönemki adı, “Asılsızlar” idi. Tuna’ya Ankara’nın en lüks mekanlarından birinde doğum günü yapılacak bu da reşit yaşında yapılacaktı. Arkadaşları söz vermişti.18 yaş sürprizi gecenin ilerleyen saatlerinde geldi. Gece ilerledikçe güzel şarkılar söylendi. Eşlik edildi. Sarhoş olundu. Ve artık pasta zamanı idi.

Tuna’nın hayatındaki en güzel doğum günü pastasıydı. Annesi yapmış, arkadaşlarını aramış, her detayı ayarlamış, süslemelerine kadar her şeyi organize etmişti.

Alkışlar eşliğinde doğum günü kutlaması yapıldı. Pastanın üzerinde, “Mutlu yıllar tabure üstünde unutulmuş kedi’m” yazıyordu. Sahneden de kutlanıldı. Tuna olarak değil de tabure üstünde unutulmuş kedi olarak doğum günü kutlanıldı. Herkesin dikkatini çeken bir detaydı ama kimse üzerinde durmamıştı. Yalnızca o dönem Tuna’nın en sevdiği şarkı da söylenmişti .

“Goodnight moon”- shivaree

Annesinin Tuna’ya hediyesi ise İstanbul’du.

Tuna arkadaşlarıyla oldukça keyifli vakit geçirirken teyzesi Melek aradı. Annesinin intihar ettiğini, durumunun hiç iyi olmadığını söyledi. Tuna o gece o bardan gitti. Erdem’in gözlerinin önünden de.

Adını bilmediği bir insanı sorup soruşturdu, sürekli aradı Erdem. Ne bir iz bulabildi ne de başka bir şey. Ona ulaşabileceği tüm insani yolları Ankara’da bulmaya çalışıyordu. Ama Tuna annesinin intiharı ve babasıyla olan olaylardan sonra çoktan İstanbul’un yolunu tutmuştu.

Tuna hayatının en ağır, en yorgun, en değersiz doğum gününü yaşadı. Dahası annesi ölümle pençeleşiyor, aşkı uğruna kendinden vazgeçiyordu, gözlerinin önünde yaşanan her şey Tuna’yı 18 yaşına değil de 80 yaşlarına ulaştırmıştı. Öyle bir yorgunluk, hayata öyle bir kırgınlıkla bakıyordu artık. Babası annesini uzun yıllardır aldatıyordu. Annesi bunu fark edemeyecek kadar babasına âşık ve sadık bir kadındı. Babası ise her şeyi gizlediği gibi yalan söylemek ve aldatmak konusunda da oldukça başarılı bir adamdı. Yıllardır aldattığını bir gecede öğrenen karısı, uzun süre kendisini tedavi edemediği bir psikolojik bunalımın pençesine bırakmıştı. En sonunda annesinin, babasının bilgisayarında bulduğu fotoğraflar sonunda aldatıldığını anlamış, uzun süre bununla cebelleştikten sonra intiharın eşiğine gelmişti. Kimse psikolojik tedavi görmüyordu , hastaneye gelip hastane kayıtları ortaya çıkana kadar. Annesi uzun süredir depresyon ve travma tedavisi görüyordu. Teyzesi dahil kimse bunu bilmiyordu. Tuna’nın üniversite sınavlarına kadar da babasını bile ayarlamış ve bu durumu saklamıştı annesi. Hastanenin önünde teyzesi Melek ve Tuna olan biten başkasının hikâyesiymiş gibi hiçbir şey yapmadan oturuyorlardı. Annesi aralarında, duruma en hakim olandı belki de ve o da şu an canıyla meşguldü. Çok şaşkınlardı öfkelilerdi. Annesinin sakat kaldığı anı öğrendikten sonra Tuna’nın hayata, insanlara, babasına karşı öfkesi daha da büyüdü. Bu öfke Tuna’yı artık hayata bağlayan tek şeydi.

Bir gece yarısı, bir rüya ile Erdem’in hayatına giren Tuna, yine bir gece yarısı bir intiharla çıkıp gitmişti hayatından.

Bir kadın görüyorsun rüyanda. Hatta bir göz. İçinde sessizce düşüyorsun peşine, sonra bir gece aniden çıkıyor karşına, tam buldum evet işte şimdi diyorsun sonra hayat bir şekilde o yolu kapatıyor sana. Tuna ve Erdem’in hikâyesi bir yolculuk hikayesiydi.

Araya yollar, şehirler, insanlar girdi. Tuna’nın hiçbir şeyden haberi olmasa da bu hikâyeden haberi olan birisi vardı: Erdem…

Hilâl Altuğ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.