Mükemmel Karma | 3.Bölüm

Mükemmel Karma’nın tüm bölümlerine ulaşmak için tıklayınız.

Can

Elimdeki fincanı ona doğru uzattım. “İşte, tam olarak istediğiniz gibi, sütlü ve üç şekerli.”

Gülümseyerek fincanı avcumdan aldı. “Teşekkürler. Bu arada üzerinize bir şey giydiğiniz için de minnettarım.”

Sesli bir şekilde güldüm. “Otursanıza,” diyerek onun için kapının önüne bıraktığım sandalyeyi işaret ettim.

Ela Hanım, sandalyeye yavaşça otururken ben de iç tarafa yerleştirdiğim sandalyeye oturdum. O kapının dışında, ben de içerideydim. Saçma bir durumdu ama sebepsizce gülümsetiyordu işte.

“Kusura bakmayın Can Bey, güven sorunlarım var.”

“Ama yine de ihtiyatlı değilsiniz,” dedim. “Kapıyı açtığım gibi sizi içeri çekebilirdim. Şu an orada oturuyor olmanız sizi psikolojik açıdan rahat ettiriyor ama güvende değilsiniz yine de, biliyorsunuz. Sadece kendinizi kandırıyorsunuz.”

Bakışlarını kaçırdı. “Sanırım.”

“Daha dikkatli olmalısınız.”

“Öyle.”

“Sözleşme şartlarını konuşmaya ne dersiniz?”

Nihayet güzel gözleri benimkilerle buluştu. Hafifçe gülümseyince sol yanağındaki gamzesi de ortaya çıkmıştı. Oradan öpmek istedim… Hayır, bunu istemedim!

“Sözleşme yanımda değil ama eğer kabul ederseniz kitap hakkında birkaç şey sormak istiyorum.”

Derin bir nefes alıp verdim. “Tabii, buyurun lütfen.”

“Neden Onsra?”

“Çünkü hissettiğim bu.”

“Ya tekrar âşık olursanız?”

Demek anlamını biliyordu… “Bundan pek emin değilim Ela Hanım.”

“Aşka karşı mısınız yani?

“Hayır, aşka karşı değilim. Hatta aşka hayranım, bunu yazıyorum. Ama âşık olmak istemiyor, hatta buna ihtimal vermiyorum.”

Kahvesinden bir yudum alıp fincanı dizlerinin üzerine yerleştirdi. Siyah pantolonu, siyah deri montu ve altından görünen beyaz tişörtüyle samimi bir görüntüsü vardı. Hiç iş kadınına benzemiyordu mesela, kalem eteği ve topuklu ayakkabılarıyla onu ortalıkta dolaşırken hayal edemiyordum. Son derece normaldi.

“Uzun süredir aşk sizi bulmamış olmalı.”

İyi gözlem… “Öyle.”

“Bu yüzden böyle düşünüyor olabilirsiniz ama eminim, felaket bir şekilde âşık olacaksınız Can Bey.”

Sesli bir şekilde güldüm. “Uzak kalsın.”

“Bu yüzden mi hayatınızda biri yok?”

Hemen ciddileştim. “Hayatımda biri olmadığını size düşündüren nedir?”

Başını yana eğdi. Bana çözülmesi çok zor bir problemmişim gibi bakıyordu. “Hayatınızda biri olmadığını düşünmüyorum, bunu biliyorum. Küçük bir araştırma yaptım hakkınızda.”

“Belki de özel hayatımı saklıyorumdur.”

“Evet ama sevgiliniz olsa sizin gibi birisinin adıyla anılmaktan hoşlanıp ilişkinizi reklam edebilir.”

“Böyle bir insanla beraber olur muyum sizce?” diye sorarken tek kaşımı kaldırmıştım.

“Bilemiyorum,” dedi. Duruşunu dikleştirdi hemen. “Sizi pek fazla tanımıyorum. Ama sebepsizce tanımak istiyorum.”

Uzun süre ona baktım. Hatta epey uzun bir süre. O da doğrudan bana bakıyordu. Ve beni gördüğünü hissediyordum, tüm benliğimi. Bu hem rahatsız edici hem de güzel bir histi ama hangisi daha fazlaydı emin değildim.

“Bir şeyler sorun öyleyse.”

“Aslında sorulara cevap vermekten ziyade kendiniz anlatsanız çok daha iyi olur.”

“Ketumum.”

“Biliyorum, bunu fark ettim. Anlatmanız için zorlayabilirim,” dedi, özgüveni yüksek ama bir o kadar muzip bir ses tonuyla.

“Nasıl?”

“Hazır sandalyedeyken sizi bağlayabilirim. Sorgu konusunda iyiyim.”

“Hani sormayacaktınız?”

Sesli bir şekilde güldü. “Sormak zorunda bırakmayın.”

“Ayrıca bağlanmaya sıcak bakmıyorum Ela Hanım.”

Sol yanağındaki gamzesini sevimli bir şekilde ortaya çıkaran bir gülümseme eşliğinde konuştu. “Bağlanma sorunlarınız olduğunu artık biliyorum. Ne çok şey öğrendim hakkınızda.”

“Hah! İyi bağladınız!”

“Üzgünüm, sizi sorunlarınızla yüzleştirdim.”

“Biraz öyle oldu,” derken yalandan bir hüzün yükledim sesime. “Ne çok şey biliyorsunuz böyle!”

Gülümsemesi buruk bir hal aldı. “Bana bilmediğim bir şey söyleyin öyleyse.”

Derin bir nefes alıp verdim. Ve aklıma gelen şeyle birden gülümsedim. “Örümcek Adam figürlü bir kalemliğim var.”

“Şaka yapıyorsunuz!” dedi şaşkınlıkla.

“Çok ciddiyim.”

“Çocuk ruhlu musunuz?”

“Belki biraz. İçimizdeki çocuk, insan olarak kalmamızı sağlayan şeylerden değil midir hem? Onu kaybetmemek gerek.”

“Çok haklısınız.”

Soğumaya yüz tutan kahvelerimizi içerken kişisel konulardan uzaklaştık ve kitaplar hakkında konuşmaya başladık. Romantizm âşığı olduğunu anlamak hiç zor değildi ama cesur bir yanı olduğu da barizdi. Onu dinlemeyi çok sevmiştim. Heyecanlı bir biçimde lise döneminde harçlıklarını biriktirerek aldığı kitaplardan bahsetmesi gibi bir şey anlatmış olması bile mühim değildi, sadece konuşsun yeterdi. Cemal Süreya’nın Sesin Senin şiiri geldi birden aklıma. Bu kadın için yazıldı deseler hiç yadırgamazdım mesela.

Burada, benim kapımın önünde bir sandalyeyle otururken zaman ve mekânın hiçbir anlamı kalmamış gibiydi. Güzel bir histi.

Kahvelerimiz bittiğinde sohbetimiz de sona yaklaşmıştı. Ela Hanım gitmek için ayaklandığında ben de ayağa kalkmış ve fincanını elinden almıştım. İki fincanı da arkamdaki sandalyenin üzerine bırakıp yeniden ona döndüm. Keşke biraz daha sohbet edebilseydik…

“Sizi tanımaya çalışmak keyifliydi Can Bey,” diyerek elini uzattı.

Narin elini hafifçe sıktım. Ve bırakmadım. Yine. “Aynı şekilde düşünüyorum.” Gülümsedim. “Yani sizi tanımaya çalışmaktan bahsediyorum.”

“Biliyorum.”

“Ne çok şey biliyorsunuz böyle, Ela Hanım.”

“Öyleyse bana bilmediğim bir şey söyleyin.”

Hiç düşünmeden, “Bir roman yazmak istiyorum,” dedim.

“Harika olacağına eminim,” dediği sırada elini geri çekti. Yine o saçma yokluk hissi…

“Sözleşme için yarın… Şey, yani bugün görüşüyoruz öyleyse?”

“Evet ama sözleşmenin dışında gizli tutmak istediğim bir şart var.”

Merakla, “Nedir?” diye sordum.

Gerginleşti birden. “Beni yazmanızı istiyorum?”

Doğru mu duydum? “Ne?”

“Beni duydunuz, beni yazmanızı istiyorum. Size hakkımdaki gerekli detayları verebilirim. Kitap yazım aşamasındayken yanınızda olabilirim. Sizin gibi biri tarafından sevilmenin nasıl olduğunu merak ediyorum.”

“Sizi yazınca bunu nasıl anlayacaksınız peki?”

“Yani hisleriniz kaleminize yansıyor olmalı. Bir kadına olan aşkınızdan bahsedeceksiniz, o kadın ben olacağım sadece.”

Kollarımı çapraz bir şekilde önümde birleştirip omuzumu kapı pervazına yasladım. “Size birkaç sorum olacak, Ela Hanım. Birincisi, benim tarafımdan sevilmenin nasıl bir his olduğunu neden merak ediyorsunuz? İkincisi, kurguladığım bir adamın size olan aşkından bahsediyorken benim tarafımdan sevilen bir kadını yazmayacağım ihtimalini düşündünüz mü? Ve son olarak, bu şartı yerine getirmezsem kitabım basılmayacak mı?”

“Sondan başlayayım,” diyerek avuçlarını birbirine sürttü. Bu benim de gerginken sıkça yaptığım bir şeydi. “Bu şartı yerine getirmeseniz de kitabınız basılacak. İkinci sorunuza gelecek olursak, elbette ki böyle bir ihtimal var zaten ilk başta bundan bahsettim ama yine de yazdığınız karakter bence sizden izler taşıyacak. Potansiyel bir Can olacak yani. Ve ilk sorunuz… Yazdıklarınıza hayran kaldım. Böyle bir adam acaba nasıl bir sevgili olur diye düşünmeden edemiyorum. Lütfen kabul edin.”

Yüzündeki endişeli bakışı silmek istedim… “Neden gerçek bir aşk yaşamak varken bir kurguya sığınıyorsunuz?”

“Aşk kalp kırar Can Bey. Ve benim kalbim epey kırık. Bir hayal kırıklığına daha yer yok hayatımda. Ama yine de sevilmenin, yani gerçekten sevilmenin nasıl bir his olduğunu merak ediyorum. En çok da…”

“Benim tarafımdan sevilmenin,” diyerek yarım bıraktığı cümleyi tamamladım.

“Evet.”

Sakin bir yaşantım vardı. Kelimeler, benim oluşturduğum dünyaların yapı taşlarıydı. Kontrol edemediğim şeylerle barışık değildim. Bahsettiğim kaderim değil elbette. Değiştirebileceğim şeylerden elimi uzak tutmayı sevmiyordum sadece. Emirlerden, dayatmalardan nefret ederdim. Ama bu kadın, tüm gizemiyle karşımda durmakta olan bu kadın sanki bana ne isterse yaptırabilir gibiydi. Bu düşünce bile korkutucuydu. Hayatım boyunca kendimi korumak adına kaçtığım her şeyle burun buruna duruyor gibi hissediyordum. Ve işin tuhaf tarafı, geri adım atmayı düşünmüyor, bunu istemiyordum.

“Tamam,” dedim. “Sizi yazacağım. Can, Ela’ya âşık olsaydı nasıl bir hikâyeleri olurdu sorusuna, bir kitaplık bir cevap yazacağım.”

“Gerçekten mi?” diye sordu, duygu dolu gözlerle. “Kabul ediyor musunuz?”

Başımı ağı ağır olumlu anlamda salladım. “Kabul ediyorum.” Hem de büyük bir keyifle…

Çağla Fulya

Mükemmel Karma’nın tüm bölümlerine ulaşmak için tıklayınız.

One thought

  1. Eline yüreğine emeğine sağlık cancağzım çok güzel bir bölüm okudum devamını sabırsızlıkla bekliyorum bitanem ❤❤

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.