Sürgünde Geçen Bir Ömür: Demir Özlü

Demir Özlü, 9 Eylül 1935 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Yazar Tezer Özlü’nün ağabeyidir. Öğretmen bir babanın oğlu olan Demir Özlü’nün çocukluğu; Burdur, Ödemiş ve Simav gibi Anadolu kasabalarında geçmiştir. Okul hayatı bu kasabalarda başlayan Özlü, liseyi İstanbul Kabataş Lisesi’nde yatılı olarak tamamlamıştır. Yıllar sonra yeniden İstanbul’a döndüğünde bir değişimle karşılan Özlü bu değişimi şu sözlerle ifade etmiştir:

“…Vefa’da doğdum. Ünlü bozacının önünden yirmi metre kadar Şehzadebaşı yönüne doğru yürürseniz, bir çıkmaz sokak vardır, orada, şimdi yıkılmış olan bir tahta evde. 1940 yılına kadar İstanbul’da kaldım. Sonra annemle Burdur’a gittik. Ardından Hasan Ali Yücel’in eğitim politikasına hayranlık duyan ailemle Simav’a, İzmir’in ilçesi -eski Rum kenti- Ödemiş’e, İstanbul’a yeniden dönüp de Kabataş Lisesi’ne yatılı olarak yazıldığımda, o ünlü 1950 yılı yaklaşıyordu.” (Özlü, 1991, s. 8)

Demir Özlü’nün edebiyat hayatında lise yıllarının yeri çok önemlidir. Burada büyük şair Behçet Necatigil’in öğrencisi olan Özlü, onun tesiriyle şiir yazmaya ve yayımlamaya başlayacaktır. Yazarın edebiyat hayatında önemli olan etkenlerden biri de yeniden İstanbul’da olmasıdır. Şehri baştan tanıyan yazar, sanat mekânlarını keşfeder ve tarihi güzelliklerin büyüsüyle tanışır.

İlk şiirlerini okulunun edebiyat dergisinde yayımlayan Demir Özlü bu yıllarda dünyaca ünlü yazarları okumaya başlar. Kafka, Camus, Dostoyevski, Hemingway gibi yazarları okuyarak düşünce dünyasını genişleten Özlü, edebiyat ve felsefe arasındaki bağı kullanarak edebiyat anlayışını oluşturmaya başlar. Git gide geliştirdiği anlayış çerçevesinde 1952 yılında ilk öyküsünü Dönüm dergisinde yayımlar. Bir yandan dil eğitimi de almakta olan Özlü kendi gibi yazar Ferit Edgü ile bu dönemde tanışır.

1953 yılında liseyi bitiren yazar Hukuk Fakültesi’ne girer. İki yıl aranın ardından 1959 yılında mezun olur. Dönemin baskıcı devlet yönetiminden rahatsızdır. O yılları kaos olarak niteleyen Demir Özlü, bu kaostan payına düşeni almıştır. 28 Nisan 1960 olaylarında gözaltına alınmıştır.

Demir Özlü’nün öykü ve roman anlayışının temelini oluşturan varoluşçuluk felsefesi 1961 yılında Paris’e gitmesiyle ivme kazanır. Sarbonne Üniversitesi’ne giderek felsefe derslerine katılır ve J.Darrida ile Jean Wahl gibi varoluşçu filozofları tanıma fırsatı bulur. Paris’ten döndükten sonra İstanbul Üniversitesi’nin Hukuk Fakültesi’nde asistanlık yapmaya başlar ancak bu çok uzun sürmez. TİP’e üye olması nedeniyle işine son verilir. Bir süre sonra TİP üyeliğinden adına “aydın tasfiyesi” denen bir uygulamayla çıkarılır.

Yazdığı bir yazı nedeniyle bu dönemde bir kez daha yargılanan Özlü, 1966 yılında askere alınır. Ne yazık ki askerde de yüzü gülmeyecektir. Yedek subay olması gerekirken başkalarının kaderini değiştirmek istediğini söylediği için Tuzla’dan Muş’a sürülür ve çavuş olarak görevlendirilir. Daha sonra da 227. Piyade Alayı’nda askerliğini er olarak tamamlar.

Sonraki yıllarda aile kuran Özlü, ülkenin içinde bulunduğu gergin ortam nedeniyle endişe duyar. Kendisini ve ailesini güvende hissetmediği için İsveç’e gitmeye karar verir ve 19 Haziran 1979 tarihinde altı ay kalmak üzere İsveç’in Stockholm kentine gider. Türkiye’de işler daha da kızışmaktadır. Bu durum Demir Özlü’nün kaygılarını arttırır. Dönmek ister. Kasım 1979’da Türkiye’ye dönen Özlü suikastların ve olayların artması nedeniyle gönüllü sürgünlüğü tercih ederek 11 Aralık 1979 tarihinde tekrar İsveç’e döner. Özlü o dönemi şöyle ifade etmekte:

“İnsan bozulan, şiddete yuvalama, ekseninden kopan kendi ülkesi oldu mu ne kadar da iyi niyetli düşünmeye yatkın oluyor. O zamanki düşüncem içinde Türkiye, belki de bu zaman parçası boyunca istikrar bulacak, demokratik gelişme yoluna dönebilecekti.”

Dönemedi. 12 Eylül 1980 askeri darbesi tepeleme düşmüştü Türk demokrasisinin üstüne. Hiçbir şey eskisi gibi olmamıştır o tarihten sonra. Demir Özlü 1989 yılına kadar İsveç’te kalır. Bu 10 yıl çok zor geçer Özlü ve ailesi için. Ekonomik sıkıntıların ortasındadır. İşsiz kalır ve işsizlik maaşı alır. Türk İşçi Dernekleri Federasyonu tarafından çıkarılan dergide yazarak ek gelir elde eder. İsveç Yazarlar Birliği’ne üye olur ve çalışma bursu alır.

En acı olayı 5 Mart 1983 tarihinde yaşar. Demir Özlü’nün babası Sâbih Özlü vefat eder. Demir Özlü babasının cenazesine gidememiştir. Bunun üstüne devletin de kara listesine girer. Köln’de yayımlanan Demokrat Türkiye Gazetesi’nde yazdığı “Danışma Meclisi ve Anayasa” adlı yazısı kovuşturmaya uğramasına sebep olur. Sıkıyönetim Savcılığı, Demir Özlü’ye yazmış olduğu yazılar nedeniyle ceza soruşturması açmış ve gıyabi tutukla kararı çıkarmıştır. Özlü bu kararlardan habersizdir. 1985’te devlet yurtdışında olan Özlü’ye yurda dönmesi için çağrılarda bulunur. Demir Özlü bu çağrıları yanıtsız bırakır. 1986 yılında Bakanlar Kurulu, yurda dönmediği için sanatçıyı vatandaşlıktan çıkarma kararı alır. Bu karar bir Türk aydını olan Demir Özlü’yü derinden etkilemiştir. Özlü bu kararla ilgili şunları söylemiştir:

“Ünlü İspanyol şairi Rafael Alberti, esas sürgünü şöyle tanımlıyor: “Dönüşün olanaksız olduğu duygusuna ulaştığınız zaman, gerçekten sürgünde olduğunuzu duyarsınız.” Zaman zaman dönüşün olanaksız olduğunu duyuyordum; kendimi sürgünde duyduğum zamanlar oldu. Ama öyle sanıyorum ki, yurttaşlıktan çıkarıldığımı öğrendiğim 10 Kasım 1986 tarihinden sonra, sürgünlüğü zaman zaman hissetsem de dönüşün olanaksız olmadığını düşünmeye başladım. İnanır mısınız? Asıl insana koyan sürgünlüğün acısı değil, ülkesinin demokrasiye ve özgürlüğe kavuşamamasının acısı!”

Demir Özlü aynı yıl kardeşi Tezer Özlü’yü de kaybetmiştir. Sürgün hayatının zorlukları içinde ayakta kalmaya çalışan yazar 1988 yılında İçişleri Bakanlığı’na yurda dönebilmek için başvurur. Güvenceye alınmak ve içinde bulunduğu belirsizlikten kurtulmak istediğini iletir. Devletten haber beklerken Özlü, Almanya’dadır. Alman Akademik Değişim Programı, Demir Özlü’ye sanatsal faaliyetlerde bulunması koşuluyla oturma izni ve burs verir.

Dönemin siyasileri, Türk sanatının değerli neferi olan Demir Özlü’nün talebini geri çevirmemiştir. Bülent Ecevit, Başbakan Turgut Özal’a bir mektup yazarak Özlü’nün yurda dönmesi için ricacı olur ve olumlu bir dönüş alır. 1989 yılının Ağustos ayında Türkiye Yazarlar Sendikası’ndan üç temsilci; Oktay Akbal, Turgut Kazan ve Demirtaş Ceyhun, Stockholm’de bulunan Demir Özlü’yle görüşerek yurda dönmesi konusunda sorun kalmadığını iletir. Demir Özlü on yıl süren ve içinde onlarca zorluğu, acıyı ve kaybı barındıran sürgün hayatı geride bırakarak 12 Ağustos 1989 yılında Türkiye’ye döner, vatandaşlık hakkını elde eder. Özlü döndüğü gün yaşadığı duyguları şu sözlerle ifade eder:

“…Yeşilköy Alanı’nda duyduğum sevinci, mutluluğu, heyecanı ise anlatmak elbette güç.”

Demir Özlü’yü, 13 Şubat 2021 tarihinde ölümsüzlüğe uğurladık. Hayatı zorluklarla geçti Özlü’nün. Acılarla, kayıplarla ve en kötüsü memleket hasretiyle yaşadı uzun yıllar. Özgün olan kalemi, özgür olmak istediği için uzaklaştırılmıştı yurdundan. Fakat bugün onu uzaklaştıranlar ne hatırlanıyor ne de yad ediliyor. Demir Özlü ise kalemiyle sonsuza dek bizimle!

Agâh Ensar Can

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.