Demir Özlü’nün Sanatı

1950 kuşağının önde gelen sanatçılarından olan Demir Özlü edebiyat hayatında; öykü, roman, deneme, anlatı, günlük ve makale gibi türlerde eserler vermiştir. 1958 yılında yayımladığı Bunaltı adlı öykü kitabıyla dikkat çeken Özlü, Türk edebiyatının modernleşmesi yolunda etkin bir rol oynamıştır.

Demir Özlü’nün edebiyat yolculuğu okul yıllarında başlamıştır. Öğretmeni Behçet Necatigil’in etkisiyle şiir yazmaya başlayan Özlü, ilk şiirlerini 1952 yılında okulunun edebiyat dergisinde yayımlamıştır. 1953 ve 1955 yılları arasında Türk Dili dergisinde şiirlerini yayımlamaya devam eden sanatçının öykü türüne yönelimi de bu yıllarda başlamıştır. Zaman içinde öykücülüğünü geliştiren Demir Özlü, bu alanda ilerleyerek 1950 kuşağının en önemli yazarlarından biri olmuştur.

Siyasi ve toplumsal baskıların arttığı bir dönemde eser veren 1950 kuşağı yazarları, Amerikan kültürünün topluma kabul ettirilmeye çalışıldığı dönemde buna eleştiri getirirken, bireyin özgürleşmesi düşüncesiyle hareket ederek eserlerinde merkeze bireyi almışlardır. Demir Özlü bireyin öne çıkmasını, “Yaratıcı yazarın yaratıcı gücünün bir işareti.” olarak yorumlamıştır.

Varoluşçu felsefenin Türk edebiyatında ilk temsilcilerinden olan Demir Özlü, ilk dönem eserlerini bu felsefe ışığında vermiştir. Bireyin toplum içindeki varoluşuna kendi davranışlarıyla ulaşabileceği düşüncesi Özlü’nün öykülerinde kendini göstermektedir. Bireyi, içinde bulunduğu toplumun bir parçası olarak işleyen Özlü, onun hayatta yaşayabileceği tüm mutlulukları, hüzünleri ve çelişkileri hayatın bir parçası olarak görmektedir.

Demir Özlü’nün eserlerinde mekân çok önemlidir. Birey ile mekânın ilişkisine önem veren yazar, bu bağın peşindedir. Tasvirini yaptığı mekân, içinde bulunan birey ile kurduğu bağ sonucu anlam kazanmaktadır. Bu mekân bazen bir ev, bazen yalnızca bir oda, bazense bir pastanedir. Kent insanını yaşadığı kentle olan sorunları ve sorumluluklarıyla ele alan yazar, böylelikle bireyin iç dünyasını ve yaşadığı kentle olan ilişkisini gözler önüne sermektedir. Yazar bireyin iç dünyasını bazen bir mekân aracılığıyla bazen de bir eşyaya olan bakış açısıyla yorumlamaktadır. Yazar kentle olan ilişkisini Irmak Zileli ile yaptığı röportajda şöyle ifade etmektedir:

“Kent yazarıyım. 20’li yaşlarımın başında çok Balzac okumuşumdur. İnsanlar kentleri yaratarak uygarlığa adım atmışlardır. Yaşadığı kent insanı biçimler. İşte böyle. Uygarlık –çeşitli düzeyleriyle– ancak kentlerde ortaya çıkar. Toplumsal özgürlük kentlerde ortaya çıkar.”

Demir Özlü’nün eserlerinde tema genellikle bireyin yabancılaşması, mutsuzluğu, iç çatışması üzerinedir. Küçük burjuva aydınlarını ele alan Özlü, toplum içine karışamamış bireyin karamsar ve umutsuz yönünü varoluşçu bir düşünceyle ortaya koymaktadır. Toplumsal duyarlılığını varoluşçu felsefeye dayandıran yazar, bunu yaparken hiçbir şekilde didaktik olmaya da çalışmamaktadır.

Demir Özlü uzun bir süre yurtdışında yaşamıştır. Yurtdışına kendi isteği ile çıkan Özlü daha sonra ne yazık ki vatandaşlıktan çıkarılmıştır. Bir nevi sürgün hayatı yaşayan Özlü’nün eserlerinde sürgün ve seyahat etme temaları sıklıkla kendini göstermektedir. Özünde seyahat etmeyi seven Özlü, sürgün yaşantısını bir hoşlantısıyla törpülemeye çalışmıştır biraz da. Sürgünlüğün etkisini seyahat ederek azaltmaya çalışmıştır. Anılarının dışında kurgusal eserlerinde bu gerçeklikleri dile getiren yazar, yaşadığı bu durumu sürgün olarak değil, ayrı düşme olarak adlandırmıştır. İthakaya Yolculuk adlı eserinde ülkesinden ayrı kalmanın verdiği acıyı gerçekçi bir şekilde aktarmıştır.

Yazar sürgün yaşantısının eserlerine yansımasını şu şekilde yorumlamıştır:

“1967’de yedeksubaylık rütbemin alınarak Muş Piyade alayına sürülmemden söz etmeyeceğim. Ama 1979’dan sonra 32 yıl İsveç’te yaşamak durumunda kaldım. Fakat konuyu derinleştirirseniz, kendi özyurdumuzda da sürgün gibiydik. Kültürel bağlantılarımızdan dolayı. Edindiğimiz ‘vicdan’ farklılığından dolayı. Yazdıklarımda yer yer kendi yaşadıklarımdan hareket etmeyi doğru bulurum. Fakat onlar yazış sürecinde değişirler, farklılaşırlar. Hayal ürünü olmaya dönüşürler. İçine giren kahramanlar da ya gerçekten harekete geçmiş ve dönüşmüşlerdir, ya da başlangıçta da hayaliydirler.”

Seyahat etmek insanın kendini dinlemesini, iç dünyasına kulak vermesini destekleyen bir aktivitedir. İnsan bu yolculuklarda iç dünyasına da yolculuk etme fırsatı bulduğundan kendi yaşamını, varoluşunu da değerlendirme fırsatı bulabilmektedir. Bu noktada ölüm de insanın aklını kemiren bir düşünce olabilir. Yazar da buradan hareketle ölüm temasını pek çok kez eserlerinde işlemiştir.

Demir Özlü romanlarında kendi hayatında yaşadığı bunalıma, bireyin yaşadığı dönem içerisindeki durumu üzerinden değinmiştir. Olayları gözlemci ve gerçekçi bir bakışla yansıtan yazar, varoluşçu bir felsefeyle başladığı sanatına daha sonraki yıllarda bu şekilde, sosyal gerçekçi bir bakış açısıyla devam etmiştir. Son dönem eserlerinde yazar daha yalın gerçekçi bir tutumla yazmış ve varoluşçu çizgiden uzaklaşmıştır. 

Demir Özlü, Türk edebiyatında sosyal duyarlılığını kaybetmeden modern bir çizgi yakalamış ve özgün bir kalem olmayı başarmıştır. Politik düşüncelerini öykü ve romanlarında yer yer yansıtsa da öykü ve romanların bilgi vermeyi amaçlamayan kurgusal birer yazı türü olduğunun bilincinde olmuştur. Demir Özlü’nün esas amacı bireyi anlamak ve yansıtmaktır.

Agâh Ensar Can

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.