Mahallenin Halil Abisi

Uykumdan, annem ve komuşumuz Necla teyzenin sesiyle uyandım. Oturmuş yine meşhur dedikodu seanslarını gerçekleştiriyorlardı. Necla teyzenin elinde bize gelme bahanesi olan kahvenin bitmiş fincanı, anneme yalandan fal bakıyordu. Ama fal bakmaktan çok, kimin evinde neler olmuş, mahallede hangi gelişmeler var dün sabahtan bu yana, onları anlatıyordu. Arada da ayıp olmasın diye:

“Bak bak Ayfer, şu gözleri görüyor musun? Vallahi sizin hanede gözü olan çok…” diye yüzüne abartılı bir endişe ifadesi yerleştiriyor, sonra da olayı ‘kurşun döktürelim’ tavsiyesiyle nihayetlendiriyordu.

Annemin nasıl olup da her sabah buna katlandığını anlayamıyordum. Bir de, beni neden uykumdan ettiklerini…

Salondaki çekyatta yattığımı bile bile her sabah aynı şeyi yapıyor, beni de bir türlü uyutmuyorlardı. Kaç kez söyleyecek oldum, lafları ağzıma tıkıp kapattı konuyu hep. O yüzden de sessizce dinliyordum, en azından mahallede olup bitenleri sabah bülteni gibi öğrenmiş oluyordum. Bu da yaşadığım eziyete olumlu bakabilmem için tek nedendi.

Necla teyze güncel bilgileri paylaşırken, benim de ilgimi çeken bir şey söyledi. Bizim mahallede yaşayan Halil abiyle ilgiliydi bu konu.

“Halil de Meryem’i istiyormuş kız, haberin var mıydı?” diye başladığı cümleyle bütün ilgimi ona doğru yönelttim.

“Var ya, duydum onu. İstemeye gidecekmiş çocuk ama yazık, kimsesi olmadığı için memleketten dayısının gelmesini bekliyormuş.”

“Ay sorma, dayısı için de ‘Çocuğun anadan kalma malını mülkünü yedi, şimdi de yüzüne bakmıyor’ diyor herkes. Gelmez diyorlarmış ama Halil bir umut bekliyormuş yazık.”

“İnsan bu kadar vicdansız nasıl olur bilmem. Gel iste kızı da şu garibana bir iyilik et, ne olur sanki. Kiminle gidip istesin çocuk kızı? Yazık günah vallahi. Benim içim çok sızlıyor o garibana.”

“Ya işte Ayfer, kimilerinin kaderi böyle kötü yazılmış işte ne yapacaksın kardeşim.”

“Doğru dedin, Allah yardımcısı olsun.” dedi annem ve nihayet muhabbetleri de bitti.

“E madem içtik kahvemizi, ben kalkayım artık Ayfer. Bana da beklerim.” deyip, geldiği hızla gitti Necla teyze. Normalde o gittikten sonra biraz daha uyurdum ama bu kez uyku tutmadı. Aklım Halil abiye takılmıştı.

“Uyumuyorsan kalk sen de Buğra, topla yatağını koy içeri.” dedi annem gözlerimi açık görünce.

“Uyumuyorum, sayenizde uyku mu kaldı?” dedim ama yine annemin hiddeti buldu beni.

“Sürekli aynı şeyi söyleyip durma. Ne yapalım, senin keyfin için kimseyle görüşmeyelim mi?”

“Sen ona git arada bari, hep o geliyor.”

“Bak Buğra büyüdü falan demem alırım elime terliği!”

“Ya beni odamdan attın buraya yatırdın, her sabah arkadaşınla dedikodunuz yüzünden beni uyutmuyorsun, bir de dayak yersem tam olur.

“Seni odandan keyif için mi attık evladım? Babaannen buraya yerleşti, ben ne yapayım! Kadını yol ortasında mı yatıralım?”

“Buranın yol ortası olduğunu kabul ettin nihayet…” diye cümlemi tamamlamadan kafama terliği yedim, gerçekten de attı o terliği.

“Ya 17 yaşına geldim, hâlâ dayak yiyorum! Bu nasıl hayat!” diye söylene söylene yatağımı topladım, odama bıraktım. Üstümü hızlıca değiştirip evden çıktım. Annem arkamdan kahvaltı için bağırsa da duymazdan gelip kaçtım dışarı.

Beni evden çıkmaya bu kadar iten uykusuz kalmam ya da diğer olanlar değildi. Halil abinin durumuna çok canım sıkılmıştı.

Halil abiyi kendimi bildim bileli tanırdım. Çocukluğumuz onun öğrettiği oyunlarla geçti bizim. Sakin, kendi halinde, annemin de dediği gibi gariban biridir. Mahallede kimin yardıma ihtiyacı olsa, kimin evinde bir işi olsa, kimin çocuğu ya da kocası hastaysa ve ilaç alınacaksa, buna benzer her şeye koştururdu o. Kimseyi geri çevirmez, kimseyi de kırmazdı. Bin bir zorlukla, dededen kalma evini onardı, adam etti. Sıra sevdiği kızla evlenmeye gelmişti artık, yuvasını kuracaktı ama arkasında duran kimsesi yoktu.

Çocuklarla haberleşip okulun bahçesinde toplandık. Onlara duyduklarımı anlattım, hepsi benim gibi üzüldüler bu duruma. Bir şeyler yapmak istiyorduk onun için ama bulamıyorduk bir türlü.

Biz düşünürken Bücür Memo heyecanla konuşmaya başladı:

“Ya biz ne diye kara kara düşünüyoruz ki? Koskoca mahalleyiz, elbet biri çıkıp da kızı istemeye gider Halil abi için. Tek tek dolaşalım, mahallenin büyüklerine gidelim. Onlar zaten bir çözüm bulurlar.”

Doğru söylüyordu, hem de çok doğru!

“Yaşa ulan Memo!” dedim ve kafasına vurdum. Sonra da hep beraber mahalledeki esnafı dolaşıp kahvede toplantı olacağını söyledik. Hepsi bir telaş geldi.

“Ne oldu çocuklar, hayırdır yahu?” diyen mahallemizin en yaşlısı Sami amcaydı. Herkes toplanınca onlara durumu anlattık. Hepsi durumdan haberdardı ama dayısını bekliyor diye ses etmemişlerdi. Uzun uzun konuştuk, sonunda Sami amca liderliğinde bir yaşlı ekibi toplandı ve Halil abinin dükkanına gittiler, tabii biz de peşlerinde.

Halil abiyle güzelce konuştular. Dayısını beklemesin, bir an önce istemeye gidilsin diye ikna etmeye çalıştılar. Fark ettim ki, o da dayısının gelmeyeceğini biliyordu ama sanırım kimsesizliği onu çok üzdüğü için bunu söyleyemiyordu. Çok üzüldüm bu duruma.

En sonunda Sami amca:

“Halil oğlum, bu iş artık duyuldu. Çok uzatırsan milletin diline sakız olur bu konu, Meryem kızıma da laf gitsin istemezsin değil mi?” diye damardan girdi.

“İstemem tabii.” diyen Halil abinin de yelkenleri suya düşmüştü.

“Sen bizim evladımızsın, bize babandan emanetsin. Biz de senin aileniz oğlum, gidip biz isteyelim Meryem’i babasından. Ben hanımı alırım, Necati amcan da yengeni alır, hep beraber gider isteriz kızımızı. Ha, ne dersin?” diye sorunca, hepimiz Halil abinin cevabını bekledik heyecanla.

“Tamam Sami amca, sen ne diyorsan öyle yapalım” deyince herkes çok sevindi.

Meryem ablanın babasına haber yollandı ve ertesi gün için beklediklerini söyledi babası da. Ertesi gün herkes hazırlandı, çiçek ve çikolata alındı, giyinildi kuşanıldı ve istemeye gidildi. Biz de mahallede oturup bekledik hep beraber.

Mahalleye döndüklerinde hepsinin yüzünde güller açıyordu. Vermişlerdi kızı. Ama Halil abi biraz üzgün gibiydi, anlam veremedik. Yaşlıların ellerini öptü, teşekkür etti ve müsaade alıp evine gitti. O gider gitmez Sami amcaya sordum hemen:

“Halil abinin nesi var Sami amca, çok keyifsizdi? Kızı verdilerse niye mutsuz ki?”

“Kızı verdiler vermesine de, babasının isteği çok oğlum.”

“Ne demek o? Ne istedi ki?”

“Düğünü önümüzdeki ay yapalım, yaz bitmeden olsun dedi. Evine yeni eşyalar istedi, bir de anlı şanlı düğün olsun istedi.”

“Başka? Yat falan da istedi mi?”

“Biraz daha kalsak onu da isteyecekti muhtemelen. Çaresiz tamam dedik ama Halil çok sıkıntıya düştü, bir şey de diyemedi yazık.

Canım sıkılmıştı, gerçekten sıkılmıştı. Çok kalmadan eve geçtim ve bütün gece bu konuyu düşündüm.

Sabah yine annemlerin dedikodusuna uyanıp, sessizce yatağımdan kalktım ve giyinip hızlıca çıktım evden. Annem yine seslendi arkamdan ama aldırmadım. İlk işim Halil abiye uğramaktı.

Dükkanına yaklaşmıştım ki, sesini duydum, yüksek çıkıyordu. Camın kenarından bakınca biriyle telefonda konuştuğunu gördüm. Dinlemeye koyuldum söylediklerini:

“Ya evleniyorum diyorum sana dayı, düğünüm olacak. Kimsem yok, param yok, bu dükkandan kazandığım üç kuruşla ben nasıl yapayım düğünü? Kızın babası bir sürü şey istedi, benim tek başıma yapmaya gücüm yok. Annemin hakkından hiç mi bir şey kalmadı Allah aşkına? Tamam dayı ama eğer hakkıma girdiysen, nasılsa ötede hesaplaşırız seninle, Allah’a bıraktım seni.” deyip sustu. Kapamıştı telefonu anladığım kadarıyla.

Uğramadan geri döndüm. Çok üzülmüştüm onun bu haline. Halil abi gibi iyi biri, herkesin yardımına koşan birinin böyle kendini yalnız ve çaresiz hissetmesi beni çok sarsmıştı.

Hemen eve döndüm. Annemle Necla teyze hâlâ konuşuyordu.

“Bana bakın.” diye girdim konuya, ikisi de şaşırmıştı. “Şimdi söyleyeceklerimi iyi dinleyin. Halil abiye dün akşam kız istediler ki Necla teyze bunu zaten biliyordur.”

“Buğra!” dedi annem dişlerinin arasından ama aldırmadım.

“Bu adamın kimsesi yok, parası pulu da yok. Kızın babası bir sürü şey istemiş ama yapacak gücü yok. Şimdi siz ikiniz, mahallenin bütün kadınlarını örgütlüyorsunuz. Ben de yaşlıları toplayacağım, babama da söyleyeceğim. Herkes ne verebiliyorsa, ne kadar yardım edebiliyorsa edecek ve Halil abinin evini düzeceğiz. Ayrıca ona anlı şanlı da bir düğün yapacağız.

“İyi de” dedi Necla teyze, “Nasıl olacak oğlum öyle? İnsanlardan zorla para mı alacağız?”

“Zorla değil, gönüllü olarak alacaksınız.”

“E vermek istemezlerse?”

“O zaman onlara, Halil abinin yaptığı iyilikleri hatırlatırsın! Baştan böyle yaparsan işimiz var he senle Necla teyze. Biraz kararlı ol ya, Allah Allah!” diye çıkışmama annem yine sinirlendi.

“Doğru konuşsana sen.” deyince ona döndüm.

“Sen de boş durma, yardımcı ol arkadaşına. Hadi, sizden güzel bir çalışma bekliyorum, bozuşmayalım.” deyip koşar adım çıktım evden. Az daha kalsam yine terlik yiyecektim çünkü.

Mahallenin yaşlılarını topladım, onları da ikna ettim. Herkes kahvede toplandı ve bu konu açıldı. Çoğu kabul ederken, bazıları biraz tantana yapmaya kalktı, çok sinirlendim.

“Ya Allah aşkına, siz nasıl insanlarsınız? Bu adam ne zaman ihtiyacınız olsa koşmadı mı? Odun taşıyana, evini boyayana, arabası bozulana, hasta olana, derdi olana… Ya Nedim amca karısından sonra felç geçirince onun altını bile temizledi be! Siz kahvede oyun oynarken o başında bekliyordu hasta adamın. Az kıymet bilin, az insaflı olun ya!” deyince babamın bıyık altından güldüğünü gördüm ama ses çıkarmadı. Benim peşimden Sami amca:

“Çocuk doğru söylüyor. Herkes elini taşın altına koyacak.” dedi ve herkesin kabul etmesiyle mahallede bir çalışma başladı.

Önce mutfak dolaplarını yaptı mobilya ustası Hikmet abi. Düğün hediyesi dedi Halil abiye, kabul ettirdi zorla. Sonra beyaz eşyacılar kendi aralarında paylaştılar hediyeleri, eve ne lazımsa tamamlandı. Onu da zorla kabul ettirdiler. Halıcı, perdeci, diğer mobilyacılar derken evin büyük kısmı bitti. Kadınlar da topladıkları paralarla ince işleri hallettiler ve ortaya yenilenmiş, yeni evli çift için oturmaya hazır bir ev çıktı.

Halil abi çok ısrar etti ama kimse ne para lafı ettirdi ne de konuyu uzattırdı. O kadar mutluydu ki, onun bu halini görünce kendimi gerçekten iyi hissettim. Meryem ablanın babası da evi görmeye geldi, ağzı kulaklarında ayrıldı mahalleden. Sorsan kızı rahat etsin diyeydi bu istekler ama bana göre vicdanslızlıktı sadece.

Geriye artık düğün kalmıştı. Gelinliği mahallemizin terzisi olan annem dikti, çok da güzel dikti sağ olsun. Damatlığı yine hediye edildi. Altınları Halil abi biriktirdiği paralarla aldı ama yetmiyordu Meryem ablanın babasının istediği kadar almaya. Ona da yaşlılar el koydu ve ne istendiyse tamamlandı.

Tek sorun düğün salonuydu. Her yer doluydu, hiçbir yerde boşluk yoktu ve bu kadar işi hallettikten sonra burada takılmış olmak bütün mahalleyi çok üzüyordu. Hepimiz oturmuş kara kara düşünürken yine Bücür Memo’dan geldi hayat kurtaran fikir.

“Ya biz niye salon arıyoruz düğün için? Babası salon diye şart koşmamış ki, anlı şanlı olsun demiş. E mahalle meydanında yapalım düğünü, yine anlı şanlı yaparız ne olacak ki?” deyince herkese bir aydınlanma geldi. Bücür Memo’yu kucağımıza alıp havaya fırlattık sevinçten.

Halil abi düğünü mahallede yapma fikrini çok sevdi. Meryem ablanın babası biraz mırın kırın etti ama onu da yaşlılar susturdu.

Ve düğün günü geldi çattı. Berberde hazırlandı Halil abi, heyecandan ölecek gibiydi. İşi bitip çıkınca bize baktı gözleri dolu dolu.

“Siz olmasanız, ben ne bu düğünü yapabilirdim, ne evimi döşeyebilirdim. Allah sizden razı olsun, bana hiçbir şeyin yokluğunu hissettirmediniz.” dedi.

Herkes ağlamaya başlayacakken davul zurnaya işaret ettim ve çalmaya başlamasıyla herkes toparlandı. Oynaya oynaya aldık kızı, yaptık aslanlar gibi düğünümüzü. Hiçbir sıkıntı yaşamadan, ağız tadıyla bitirdik ve o gece herkes evine hem mutlu hem de gururlu gitti.

Biz de eve geldik, tam yatacaktım ki babam geldi yanıma.

“Bütün bu işlerin başında senin olduğunu biliyorum. Bugün o gariban bu kadar mutluysa, yuvasını kurduysa, senin emeğin çok. Aferin oğlum, hep böyle ol hayatın boyunca. Seninle gurur duyuyorum.” dedi, başımdan öptü ve gitti.

Bana Halil abinin mutlu olması yeterdi ama babamın bu sözleriyle ben de en güzel hediyemi almıştım…

Esra Barın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.