Ayrılığın Ertesi

Sebepler ve sonuçlara ihtiyaç duymadan sevmeli insan. Yarını düşünmeden, uçsuz bucaksız ve aynı zamanda tekinsiz o heyecanın kollarına bırakmalı kendini. Yaşamalı. Nefes almalı onu soluksuz bırakan o heyecan dolu anlarda. Görmeli kör karanlıkta ve bulmalı ait olduğu yüreği. Denk düşmeli ya da yanından geçerken farkında olmaksızın, omuzu değmeli omuzuna ve tam o anda hissetmeli yüreğindeki çarpıntıyı. Aşkın kıyısında ya da yamacında dolaşırken ne o uçurumdan atlamaya korkmalı insan, ne o suya dalmaktan, ne de o suda boğulmaktan. Aşk için mahvolmayı göze almalı insan. Gurursuzluk değil bu, hayır. Sadece fedakarlık özünden. Çünkü hayat kadar gerçektir aşk ve bir o kadar acımasız. Vermekten çok almayı bilir. Ancak ne tuhaftır ki bu ters orantı huzurun elçisidir, senden alınan her parçada daha çok çoğalabilirsin. Ya da… Yarım kalırsın bazen.

Ben yarım kaldım.

Soğuk fayansın üzerinde ne kadar zamandır uzandığımı bilmiyordum. En son hava aydınlıktı ancak şimdi akşam çökmek üzereydi. Uyumak için yanlış yeri seçmiştim sanırım, kim mutfakta ve özellikle yerde, hem de fayansın üzerinde uyurdu ki? Güçlükle yerden kalktım. Kollarım titremişti doğrulmaya çalışırken. Düşmeme sebep olan tabureye takıldı bakışlarım, yere devrilmişti. Gülmeden edemedim. Ben düşerken o sağlam mı kalacaktı? Oh olsundu ona. Daha çok güldüm. Sırtımı mutfak dolaplarına yasladım. Dizlerimi kendime çekip kollarımla sardım. Daha çok güldüm. Kahkahalarım tuhaf bir hal alıyordu. Düştüğüm hal ise tarif edilmezdi.

Annem hiç kıyamazdı bana. Bir annem kıyamazdı zaten. Büyümek zorunda kalan çocuk ruhlu kadınlardandım ben. Sonra çocuk ruhumu da geride bırakmak zorunda kalmıştım. Omuzlarım dayanmamıştı yüklerimi taşımaya ve hayatım kalbime de ağır gelmişti. Hasta ediyordu beni her kötü histe. Ben de hissetmemeyi öğrenmiştim. Hissetmemek güvenli bölgeydi. Hüzünlü her filmde gözyaşlarına boğulan ben, artık hüzünlü film izlemeyi de bırakmıştım. Zaten yeterince dramatik olan geçmişim ve belirsiz geleceğimle hayatımın her yerine bolca serpilmiş hüzüne sırt çevirmek epey zordu ancak ben zoru başarmıştım. Hissetmiyordum. Ne var ki hayat tesadüflerle doludur. Her histe beni hasta eden kalbim, hissetmeyi unutturduğum kalbim belirsiz bir zaman sonra yeniden hissetmişti.

Ayna karşısına geçip çok kez ikna konuşmaları yapmıştım kendime. Gelip geçici bir şey olacaktı. Öyle olmasını istemesem de, öyle olmalıydı. Misafir edecektim o adamı yüreğimde ama yüreğimin sahibi olmayacaktı, izin veremezdim. “Aşk önlenebilir bir şey,” demiştim ona bir keresinde. “Şimdiye kadar karşıma kimse çıkmadı mı sanıyorsun? Elbette çıktı ancak bak, kalbimi kimseye kaptırmadım.”

Tuhaf… Hayat benimle alay edercesine sözlerimi bir bir yutturmuş ve bildiğim tüm ezberlerimi bozdurmuştu. Aşk önlenebilir bir şey değilmiş. Aşk izin istemezmiş. Her hücrene hükmeder ve sen ona laf geçiremezmişsin. Bilmiyordum, onunla öğrendim.

Kahkahalarım dinmişti, yerini huzursuz iç çekişlere bırakmıştı. Başımdaki korkunç ağrı darbe aldığımın işaretiydi, düştüğümde çarpmış olmalıydım ve bu da baygınlığımı açıklıyordu. Son birkaç gün kabustan farksızdı. Tek lokma yiyememiş, bir gram uyku uyuyamamıştım. Yorgundu bedenim, tıpkı yüreğim gibi ve yüreğim daha fazla taşıyamamıştı yüklerimi, basit bir mutfak işi sırasında gözlerime inen karanlık perde dengemi sarsmış, beni devirmeyi başarmıştı. Ah bir de tabureyi.

Neredeydi şimdi? Ne yapıyordu? Üşüyor muydu? Dışarı çıkarken atkısını takıyor muydu? Tek avuntum kendine iyi bakıyor olduğunu bilmemdi. Fiziksel anlamda iyiydi, biliyordum. Ya da bunu umuyordum ancak içi dışı bir olur muydu insanın? Benim yüreği güzel sevgilim… Benim miydi hâlâ?

Ben hiç onunla ilgili hayal kurmaya cüret edememiştim. Bir gün bitecek diye çıkılan bu yolculuk nihayete ermişti işte, bitmişti. Geriye ise bir avuç anı kalmıştı. Oysa yaşamamız gereken ne çok şey vardı. Beraber sahilde dolaşamamıştık biz hiç. Beraber yağmurda ıslanmamız gerekiyordu. Birlikte uyumalıydık. Birlikte sayısız şey yapmalıydık. Olmadı.

Beklenmedik bir tartışma sonrasıydı. “Sen şu an olduğun kişi kal diye gidiyorum ben,” demiştim. “Sırf sen değişme diye. Sırf sana yanlış gelen şeyler doğruya dönüşmesin diye. Ben de yanlışım senin için, bunları kabul etme diye gidiyorum. Seni sen olduğun için sevdim ben. Tek bir zerren değişirse nasıl devam edebilirim ki seni sevmeye?”

Güldüm istemsizce. İlk kez birini kendimden önceye koymuştum. Ona bitmemiz için yeterli sebebi vermiştim ancak içimden ettiğim duaları yalnızca Allah bilirdi. İstiyordum ki benimle kalsın. İstiyordum ki beni her şeyimle kabul etsin, tıpkı benim onu her şeyiyle sevdiğim gibi. Ancak bazen istemek yetmiyordu işte. Ben bitmemiz için sebep vermiştim, o da kabul etmişti.

Ne günün anlamı vardı ne de gecenin. Anlamı olan tek şey hissettiğim salt acıydı. Fiziksel anlamda bitkindim yalnızca ancak ruhumdaki yaralar sanki yeniden kanıyor gibiydi. Bu da yetmezmiş gibi, yenileri ekleniyordu benliğime, hiç iyileşmeyecekmiş gibiydiler.

Gözyaşlarım süzülürken yanaklarımdan olağanca gücümle özgür bıraktım hıçkırıklarımı. Gövdem sarsılıyordu. Onun omuzuna akıtmam gereken gözyaşlarım vardı benim.

“Bitmemeliydi!” dedim hıçkırıklarımın arasından. “Ben şimdi ne yapacağım?” Ellerimi geçirdim saçlarımın arasından ve farkında olmadan çekiştirdim. “Ben sensiz ne yapacağım?”

Daha çok ağladım. Sanki tüm kırgınlıklarım bu anı beklemişti yüzeye çıkmak için. Tüm acılarım hücum etmişti üzerime ve benim ne miğferim vardı, ne de kalkanım. Yapabildiğim tek şey üzerime yağmakta olan okları karşılamaktı.

Yerden kalktım. Yani, kısmen. Adeta sürünerek mutfaktan çıktım ve odama geçip yatağa uzandım. Soğuktu, üşümüştüm. Keşke yanımda olup bana sarılsaydı. Acaba ona sarılıp uyumak nasıl bir histi? Bunu çok merak ediyordum. Bunu hayal etmeye bile çekiniyordum aynı zamanda.

Bu yola yalnızca bir gün keşke dememek için çıkmıştım. Tatmam gerekiyordu ancak bilmiyordum beni böylesine mahvedeceğini. İyi ki yaşadım demeyi beklerken, keşke dememe ramak kalmıştı. Onu kötü hatırlamak istemiyordum ama bana bıraktığı tek şey acı ve bir avuç anıydı.

Telefonuma uzandım. Her sabah ona günaydın mesajı atmaya alışan parmaklarımı dolaştırdım ekranda ve son mesajını açtım. “Kendine iyi bak ve bana söz ver, mutlu olmanın bir yolunu bul. Bunu mümkün kıl.”

Kalbimi acıtan kelimelerdi. Sahiden ben miydim düşündüğü yoksa kendi vicdanı mıydı çözemiyordum. Nasıl acı çektiğimi bildiğine emindim. Aynı şeyleri hissettiğimizi düşünüyordum. Nasıl dayanıyordu? Ketum olmak, kendinden bile saklamam mıydı hislerini? Nefes alırken ciğerlerime batan havayla yaşıyordum her an. Gözyaşım dinmiyor ve yanaklarım, onun o çok sevdiği yanaklarım onun uğrunda dökülen gözyaşlarıyla ıslanıyordu sürekli.

Dayanamadım. Daha fazla dayanamadım. Ne olacağı umurumda değildi. Tek düşünebildiğim ona ihtiyacım olduğuydu. Mutlu olmanın bir yolunu bul demişti, mutlu olmamın tek yolu oydu.

Saniyeler içinde onu arayıp telefonu kulağıma yaklaştırdım. Kalbim delicesine bir ritim tutturmuştu. Hem korkuyordum ona ulaşamamaktan, hem de sesini duyacağım diye heyecan doluydum. Birkaç çalıştan sonra ezberimde olan ve aşığı olduğum sesi ulaştı kulaklarıma. “Efendim?”

Aşığı olduğum o sesi… Şimdi buz gibi…

Üşümüştüm. Çok fazla üşümüştüm.

“Nasılsın?”

“İyiyim.”

Dudaklarım titremişti. Elimi dudaklarıma götürüp hıçkırığımı bastırdım. Ağlamamalıydım, şimdi olmazdı.

“Sen?” dedi. Derin bir nefes alıp verdi. “Sen iyi misin?”

Başımı salladım sanki görüyormuş gibi. “Evet,” diyebildim sadece.

“Ağlıyor musun sen?”

Gözyaşlarım birer birer süzülürken konuşamadım. Ancak sonra daha fazla tutamadım kendimi. “Ben sensiz yapamıyorum! Olmuyor! Nefes alamıyorum. Ben senli hayaller kurmak istiyorum, sana gitme diyebilmek istiyorum!” Daha çok ağladım. İçim kopuyordu. Boğazım düğüm düğümdü. “Seni özlüyorum, bizi özlüyorum!”

Uzun süren sessizliğin ardından, “Bir şey söyle,” dedim.

“Bu işin sonu nereye varacak inan bilmiyorum ama benim seni bırakmaya niyetim yok. Hazırlan, yanına geliyorum.”

Çağla Fulya

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.