Tren Garı

Giriş kapısı açılırken çalan zilin sesini duydum.  Başımı, odaya yeni giren adama çevirdim.  Yüzü terli ve kıpkırmızıydı.  Hemen odanın ortasında, penceresi açık bir kabinin içinde oturan kadına yöneldi ve hızlıca konuşmaya başladı: “Merhaba.  Eşimin doğum sancısı başladı da-”

Kadın sakince masasının üzerinden bir tren bileti çıkardı ve sağındaki büyük dolaba yöneldi.  Dolabın raflarının üzerinde bin bir çeşit damga vardı.  Kadının manikürlü eli, orta raftaki ten rengi bir damgayı buldu.  Damgayı bilete basıp bileti adama verdi ve oturup beklemesini, treni geldiğinde haber vereceğini söyledi. Adam, gürültülü bir şekilde yutkundu ve sağımdaki sandalyeye çöktü. Bir bacağını ha bire sallıyordu.  Göz ucuyla elindeki bilete baktım.  Üzerine, ‘Babalık’ damgası basılmıştı.  Benim baktığımı görünce gülümsedi. “Çok heyecanlıyım.  Hangi cinsiyet olduğunu bile bilmiyoruz.” 

Ben de geri gülümsedim. “Tebrik ederim.”

Önümüzdeki küçük masadaki çayımdan bir yudum aldım. “Yolculuğa hazır mısın?”

“Biletimi aldım ya!”

“Bilet almakla hazır olmak aynı şey değil.”

Adam kaşlarını çattı ve odanın sağ köşesindeki kapıya baktı.  Kapının yanındaki pencerelerden tek görünen şey, beyaz bir ışıktı. “Hazırım bence.”  Başıyla bana işaret etti. “Sen nereye gidiyorsun?”

 Cevap vermeden başımı eğdim.  Uzun zaman önce aldığım biletim, cebimin dibinde katlanmış duruyordu.  Bayağıdır çıkarıp bakmamıştım bile ona. Adam, konuşkan biri olmadığımı fark etmiş olacak ki, tekrar önüne döndü ve bacağını sallamaya devam etti.  Kısa süre sonra, kabindeki kadın onu çağırdı. Adam, üstünü başını düzeltti ve gülümseyerek, tereddüt etmeden kapıdan dışarı çıktı.

Birkaç sandalye ötede, bir kız çocuğu oturuyordu.  Odaya geleli günler olmuştu.  Bineceği tren çoktan gelmişti ama o, yerinden kalkmıyordu. Ara sıra ağladığını fark ediyordum.  En sonunda merakıma yenik düşüp yanına gittim. Ona nereye gideceğini sordum.  Hafif nemli olan gözlerini kurulayıp avcunda buruşturduğu bileti çıkardı.  Biletin üzerinde “Yas” yazıyordu.  Kardeşi ölmüştü.

“Öldüğüne inanmıyorum.  Onu görmeme, cenazeye gitmeme bile izin vermediler.”

“Belki de onu görüp üzülmeni istememişlerdir.”

Kız tekrar ağlamaya başladı. “Ama eskisinden daha sağlıklıydı.  İyileşiyordu. Belki de bir suç işlemiş, sonra da ölü taklidi yapıp ülke dışına kaçmıştır.  Ya da başka bir şey…  Niye onu görmemi engellemek için bu kadar uğraşsınlar ki?”

Kızın yüzünde üzüntüden çok şaşkınlık vardı.  Büyük ihtimalle ölümle ilk karşılaşmasıydı bu.  Aklında bin bir türlü teoriler olmalıydı. “Belki de haklısın.  Belki kardeşin gerçekten ölmemiştir de çok uzaklara kaçmak zorunda kalmıştır. Ama sonuçta yine de gitmiş olmuyor mu?  Onun ölümünü kabul etmesen bile en azından ona veda edebilirsin, her nereye gitmişse.  Değil mi?”

Kız bir süre düşünceli bir şekilde yüzüme baktı. Sonra burnunu çekip başını salladı.  Yavaşça oturduğu sandalyeden kalktı ve sağdaki kapıya yöneldi.

Bu odaya gelip giden yüzlerce insanla karşılaştım. Yeni bir işe başlayanlar, taşınanlar, evlenenler, boşananlar, okuldan mezun olanlar, askere gidenler, bir sevdiğini kaybedenler, yeni biriyle tanışanlar;  kısacası hayatlarında farklı bir döneme başlayan insanlar…  Çoğu, en fazla birkaç haftadan sonra trenlerine binerlerdi. Bir gün, odanın benden uzak bir köşesinde oturan bir kadının uzun süredir odada olduğunu fark ettim.  Yanına gitmeye karar verdim.  Nereye gideceğini sordum. Bana üzerinde “Yeni bir yazı” damgası olan biletini gösterdi.  Meğerse bir yazarmış.  Yazdığı en son romana, sahip olduğu her şeyi, ruhunun tüm renklerini katmış. O bittikten sonra, başka hiçbir şey ona ilham vermiyormuş artık.

“Belki de artık yazmak istemiyorsundur.  Belki de başka bir şeyler yapma vaktin gelmiştir.”

Kadın başını salladı. “Hayır, yazmak istediğime eminim.  Daha doğrusu, romanımı yazarken nasıl hissettiysem tekrardan öyle hissetmek istiyorum. Sana ilham veren bir şey yazmanın nasıl hissettirdiğini bilir misin?  Kendi hayatım mükemmel olmasa bile yazdığım şeyi, yarattığım hikâyeyi mükemmel yapma arzusuyla dolu olmak…  En doğru kelimeleri, en güzel imgeleri bulmaya çalışmak… Bu romanı yazmak, çok sevdiğim bir kitabı okumak gibiydi. Sanki çoktan yazılmış olan cümleleri keşfediyordum ve her cümle de beni sevinçle dolduruyordu. Ama bana, aynı şekilde ilham veren başka hiçbir şey bulamıyorum.”

Bir cevabım olmadığını belirtircesine omuzlarımı silktim. “Yazmak hakkında pek bir şey bildiğim söylenemez ama belki de sevdiğin bir şeyi yazmakla başlayabilirsin.”

Kadın, aklına bir şey gelmiş gibi gülümsedi ve ayağa kalktı. “Haklısın.  Birilerinin okuması için değil de sadece ben sevdiğim için yazsam da olur.”  Elindeki bileti düzleştirdi ve kapıyı açıp dışarı çıktı.

Bir gün elimi cebime attım ve biletimi çıkardım.  Neden o gün bilmiyorum ama artık hazırdım.  Biletime baktım.  Üzerinde, ‘Yeni bir başlangıç’ yazıyordu.  Odanın sağ köşesindeki kapıya yöneldim.  Pencereden dışarı baktığımda artık beyaz ışığın içinde görünen parlak kırmızı treni seçebiliyordum.  Kapıyı açtım ve kalbimde bir hafiflikle trene doğru yürümeye başladım.

Nilüfer İnal

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.