Üç Maymun

Bazen görmesem bir vitrinde yansımamı, ikna olurdum görünmediğime. Yahut duymasam kiminden küfür, o zaman anlayabilirdim aslında var olmadığımı. Ancak görüyor ve duyuyorum. Öyle ki her gün saatlerce metrobüs yolculuğu yapıyorum. Bir duraktan biniyor, başka bir durakta iniyor, sonra diğer metrobüse binerek bu döngüyü gün boyu sürdürüyorum. Sorunlarım olduğu kadar, kolaylıklarım da var. Bir kez olsun akbil doldurmak için kuyruk beklemedim ya da yetersiz bakiye sesiyle irkilmedim. Bunun için özel bir iznim de yok. Fakat dedim ya görünmüyor olduğuma dair hislerim var.

Bir sabah yine metrobüs durağında aldım soluğu. Durak görevlisi başkasının öğrenci akbiliyle bastı diye biriyle tartışırken benim herhangi bir kart okutmadan geçtiğimi fark etmedi bile. Sırada sırf aynı metrobüsü beklediği için bile kavga edebilen, birbirlerine canını verip sırasını vermeyen insanların arasından sıyrıla sıyrıla önlerine geçip metrobüse bindim, tek kelime işitmedim. Sahiden görünmez olabilir miyim?

Metrobüs doldu taştı. Dakikalarca sıra beklemesine rağmen yer bulamayan insanlar, üzerlerindeki kalın montlara sığamayıp metrobüsün sıcaklığında ısınmaya çalışanlar ve ben. Metrobüs harekete geçince soğuktan bir süre kaldıramadığım elimi kaldırıp cebimde ikiye katlamış olduğum karton bardağı çıkardım ve yürümeye başladım. Koltukları bir bir gezmeye başladım. Bardağı uzattım. Ne yüzümü astım ne de bir kelime ettim. Hiçbir tepki görmedikçe gezmeye devam ediyor, bardağı tek tek insanlara uzatıyordum. Kimse beni görmüyordu. İnternette karşısına çıkan, “Hangi süper gücü isterdiniz?” sorusunu sesli düşünen ve tereddüt etmeden, “Görünmez olmak.” cevabını veren adam da dahil. Bu soru benim karşıma çıksaydı, ben görünmez olmak demezdim çünkü görünmez olmak için süper olmaya gerek yoktu. İnsanların zihinlerini okumayı seçerdim sanırım ben. Bu kadar şey bilip de, onlarca acıya hassasiyet duyup da nasıl kanlı canlı bir çocuğu görmezden geldiklerini satır satır okumak isterdim.

Yürüdüm. Tutunmadan yürüyebiliyordum hareket halindeki metrobüste. Kadın erkek fark etmeksizin her bir kimsenin ne yaptıklarını rahatça izleyebiliyordum. Telefonlarına bakabiliyor, daldıkları filmlere göz atabiliyor, okudukları gazetedeki fotoğrafları bile inceleyebiliyordum. Kimi bir çocuk cinayetinin haberi karşısında küplere biniyor, ona buna sallıyor, o fotoğraftaki akranım adına acı duyuyordu.

“Sene olmuş 2021! Hâlâ çocuk cinayeti okuyoruz.”

Kimi ise arkadaşıyla, izlediği bir dizinin dünkü bölümünü tartışıyor ve sokak çocuğunun nasıl kurtarıldığını, o sahnelerde nasıl ağladığını anlatıyordu. Yüzümde uzun zaman sonra bir gülümseme oluştu. Öyle ki yüzüm bile yadırgadı bu durumu. Demek ki dedim içimden, bir gün o gazetede benim fotoğrafım olsa ben de görünebileceğim.

Arka dörtlüde oturan arkadaş grubuna ilişti gözüm. Birbirlerine yeni ayakkabılarını gösteriyor ve “Adettendir.” diyerek birbirlerinin ayaklarına basıyorlardı. Beni yine aldı bir gülme. Bugüne kadar kaç kişi ayağıma basıp geçmişti. Meğer adettenmiş.

Ayvansaray’a geldiğimizde iki arkadaşım bindi. Hemen arkalarından da üniformalı iki polis. Arkadaşlarımın yanına gittim, baktım, onların da bardaklar tek tüktü. Benden iki tane daha olunca, bulanık da olsa görünür olmuştuk sanırım biraz. Etrafımızdaki insanlar bir bir uzaklaşmaya başladı. Biri boş bulduğu koltuğu bahane etti, diğeri tutunamamak pahasına ortaya doğru ilerledi. Yüzlerinde bir ekşilik. Polisi görünce sevinmiştim aslında biraz ama o hiç oralı bile olmamıştı. İki polis aralarında gülüşüyor, çocuklarından bahsediyorlardı. Onlara iyi bir gelecek kurmak istediklerinden, ne istiyorlarsa almaya çalıştıklarından, şımarmasın diye de üç istiyorsa iki aldıklarından söyleniyorlardı. Biri de bize bakıp sormuyordu ki, “Siz niye bu haldesiniz, var mı kalacak yeriniz, yiyecek ekmeğiniz?” Onun yerine, “Bunlar da kabak tadı verdi artık.” diyorlar. Ne demek istedi bilmiyorum ama tadı güzeldir inşallah.

İnsanların bir sürü isteği vardı. Bense sadece görünür olmak istemiştim. İnsanların yüksek sesle ve böbürlenerek, “Sene olmuş 2021, kaldı mı böyle şeyler?” isyanlarında kendimden bir şeyler görmek istemiştim. Akşam Bayrampaşa’da inip evim diyebileceğim bir yere gitmek istemiştim, daha fazla dilenebileyim diye kolumu kıran adamın yerine değil. Geçen gün Cevizlibağ’da bindiğimde bir çiftten duydum. Bu konular artık klişeymiş. Klişenin ne demek olduğunu bilmiyorum ama bir şey olabilmek güzel.

Üçümüz kalakaldık metrobüsün bir ucunda. Etrafımızda polis, tepemizdeki ekranda “İstanbul senin!” diyen biri, yollardaki kartonlarda “Daima millete hizmet.” yazısı… Bu iki cümlenin muhataplarından biri olmayı öyle isterdim ki. Bizi üç maymun belleyip görmezden gelenler ya da iğrenenler neden bizi oynamaya niyetli ki bu kadar? İnsanların bizi görebilmesi için yanlarından geçmemiz yeterli değildi, haber olup gözlerine girmemiz gerekliydi.

Agâh Ensar Can

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.