Zeytin

Arabayı sürerken hem heyecanlıydım hem de endişeli. Yıllar sonra onu görecek olmak, hele ki bu kadar aradıktan sonra bulmuşken onunla karşılaşacak olmak beni o çocukluk günlerimdeki gibi saf bir heyecanla sarıyordu. Ama gittiğim yerde nasıl olduğunu hiç bilmiyordum ve bunun için de tarif edemediğim bir korku taşıyordum içimde.

Zeytin’i görmeye gidiyordum yani Zerrin ablayı. Hayatıma yön vermemde, bugün yaşadığım hayatta o kadar katkısı vardı ki, ona bunları anlatıp teşekkür edebilmek için yıllarca aradım onu ve sonunda buldum, hiç ummadığım bir kayıtta…

Kapıcı bir ailenin üçüncü çocuğuydum onu tanıdığımda. Biz fakir, onlarsa çok zengindi. 20 dairelik kocaman bir apartmanın bodrum katında yaşarken, kimse benim farkımda bile değildi. Sadece o tanımaya tenezzül etmiş, adımı öğrenmiş ve her karşılaştığımızda benimle uzun uzun sohbetler etmişti. 

Adı Zerrin’di ama ben ona Zeytin derdim. Hem gözleri zeytine benzediğinden, hem de zeytini çok sevdiğini bildiğimden. Abim anlatırdı zeytin almayı unuttuğu zamanlar çok üzüldüğünü, tekrar gidip alması için ne kadar rica ettiğini. 

“Zeytin görünce bu kadar sevinen de bir bu kız vardır hayatta.” der, gülerdi onun bu sevgisine.

Sokakta çocuklar benimle alay ederdi üstüm başım eski diye. Nasıl olurdu bilmem ama hep denk gelirdi o ve hemen müdahale ederdi. Çocuklara yaptıklarının ayıp olduğunu anlatıp özür diletirdi benden. Sonra da elimi tutup apartmana kadar benimle yürürken moralimi düzeltmeye çalışırdı.

Kışın çok soğuk olduğu günlerde beni kapıda arabasıyla bekler, mutlaka o bırakırdı okula. Yolda derslerimi sorar, anlamadığım konuları ona anlatınca bana çok eğlenceli yollarla o konuları öğretmeye çalışırdı. Bir sonraki karşılaşmamızda da mutlaka küçük bir sınav yapardı bana. 

Benim hem ablam, her dert ortağım hem de hocam olmuştu Zeytin abla. Her sorun yaşadığımda bir köşeden belirir ve çözerdi beni üzen her neyse. Nasıl olup da her sıkıştığımda karşıma çıktığını anlayamazdım ve onun bir melek olduğunu bile düşünürdüm bazen.

Biraz büyüyünce merakıma yenilip sordum ona, bana neden bu kadar iyi davrandığını. Kalbimi acıtan sebebi de o zaman öğrendim.

Ailesiyle birlikte geçirdikleri bir kazada kardeşini kaybetmişti. Yaşasa nerdeyse benim yaşımda olacağını söyledi. ‘Sen bana acımı unutturuyorsun Mete.’ dediğinde tam olarak anlamamıştım ama yıllar geçtikçe daha çok farkına vardım anlatmak istediği şeyin. 

Sonra bir gün, bir kamyona yükledikleri eşyaları ile taşınıp gittiler bizim apartmandan. Son anda yetiştim ona, vedalaşmak için birkaç dakikamız vardı sadece. Babası işleri batırdığı içintaşınmak zorunda kalmışlardı. 

“Sana mektup yazacağım gittiğim yerden.” deyip sarılması dün gibi aklımdaydı.

Yıllarca mektuplaştık, mektubun arasını sıkıştırdığı paralarla okuttu beni. Durumları iyi değildi, tahmin ediyordum ama o beni bu durumda bile bırakmamıştı. Kaç kez göndermemesini söylesem de hep göndermeye devam etti. ‘Kalbimi kırmış olursun.’ yazıp, bana da kabul ettirdi en sonunda.

Okulun son yılındayken mektuplar kesildi. Günlerce, haftalarca, aylarca bekledim ama tek bir mektup gelmedi. Sonra mezun oldum, ona müjdeli haberi vermek için yazdığım mektup da diğerleri gibi geri geldi bana. Meraktan, başına bir şey gelmiş olma ihtimalinden dolayı huzursuzdum. Tek bir haber alabilmek için bekledim ama gelmedi.

Sonunda buldum onu. Araştırmalarım sonunda, cezaevinde olduğunu öğrendim. Yıkıldım duyduğum zaman, kahroldum. Bir çocuğun ölümüne sebebiyet vermekten hapse girmişti. Buna asla inanmadım, mutlaka bir hata vardı. Hem neler olup bittiğini öğrenmek hem de ona yardım etmek için çıktım yola. Yolu bitirmek için sabretmeye çalışıp, iyi olması için de dua ediyordum ona giderken.

Heyecanım ve korkularım arasında nihayet vardım Zeytin ablanın kaldığı hapishaneye. Aldığım izinlerle içeri girdim ve görüş odasında beklemeye koyuldum heyecanla. Sonunda içeri girdi, zeytin gözlerindeki o güzellik hâlâ aynıydı, çocukluğumdaki gibi.

Önce tanımadı beni, sonra ‘Zeytin abla.’ dememle gözlerine yaşlar hücum etti ve sıkıca sarıldı bana.

“Mete, benim güzel çocuğum.” diyebildi sadece, hıçkırıkları arasında.

İkimiz de ağlamaktan konuşamıyorduk. Dakikalarca sarılıp ağladıktan sonra gözlerine baktım onun. Bana yine çocukluğumdaki gibi güven ve sevgi dolu haliyle bakıyorlardı.

“Zeytin abla, ne oldu böyle sana neden girdin hapse?” dedim ve bana olan biten ne varsa anlattı. 

Ailesini kaybetmiş epey zaman önce. Onlardan kalan bir eski ev ve biraz parayla yaşamaya çalışıyormuş. Mahallede fakir bir çocuk varmış, tıpkı benim gibi. Onunla ilgilenir, karnını doyurur, yardım etmeye çalışırmış olanca gücüyle. Sonra kapıya gelen polislerden çocuğun öldüğünü öğrenmiş, kendinin de buna sebep vermekten suçlandığını. Mahalleli onun kadar iyi birinin var olabileceğine inanmadığı için deli derlermiş. Çocukla da ilgilendiği için hemen suçlamışlar.

“Bana deli demeleri umurumda değil ama çocuk katili demelerini şu yüreğim kaldıramıyor Mete.” dedi ağlayarak. 

Onunla uzun uzun konuşup kurtaracağıma söz verdim ve hemen geri dönüp arkadaşlarımdan yardım istedim. Eşim avukattı, ona da durumu anlattım ve hemen kolları sıvadık beraber. Onun ve benim arkadaşlarım, hepimiz birer koldan bu konuyu araştırmaya koyulduk. 

Haftalarca süren uğraşlarımız sonunda nihayet olayı çözmüştük. Çocuk zehirlenerek ölmüştü ve Zeytin ablanın onu zehirlediğini düşünmüştü herkes. Ailesi de onu suçlamıştı. Ama olay hiç de öyle değildi.

Çocuğun babası, yaramazlık yaptığı için ceza vermek istemiş ve onu kilere kapatmış. O zavallı da muhtemelen susadığı ve karanlıktan göremediği için şişe içinde bulduğu bir kimyasalı içmiş. Sonra da olay her nasıl olduysa Zeytin ablanın üzerine atılmış ve hapse girmiş zavallı ablam. 

Bu bilgilerin hepsini çocuğun annesi ve kardeşlerinden öğrendik. Kadın çocuğunun acısının yanında bir de vicdan azabıyla yaşamaya dayanamadığı için bize her şeyi anlattı. Eşinin korkusundan ses çıkaramadığını ama artık dayanma gücünün kalmadığını, ne istersek yapmaya hazır olduğunu söyledi.

Bütün işlemler yapıldı, ifadeler alındı, mahkeme yeniden görüldü ve sonunda serbest kaldı Zeytin ablam. Boşu boşuna yattığı 3 yıldan sonra nihayet kurtarmıştık onu.

Eşimle daha önceden konuştuğumuz gibi, onu bizim eve götürdük. Başta istemedi ama bir bebeğimiz olacağını, ondan daha güvenilir kimseye emanet edemeyeceğimizi söylediğimizde ağlayarak kabul etti. Sonra da hep birlikte mutlu mesut yaşamaya başladık. 

Ben çok fakir bir çocuktum. Delik ayakkabılarım, sökülmüş elbiselerimle yargılardı beni herkes. Bir tek o sevmişti beni, o değer vermişti. Ben bir insana değer vermeyi, iyi kalpli olmayı, yardım etmeyi, koruyup kollamayı hep ondan öğrendim. Çocukluğumu şekillendiren, beni okutan, bana hep örnek olan Zeytin ablamın dizine yatıyorum arada hâlâ. Bana çocukluğumun kokusunu getiren güzel gözlü ablamın sofrasında hep zeytini var, o yüzden kahvaltı sofralarında çocuklar gibi mutlu.

İyi ki bırakmamışız birbirimizi…

Esra Barın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.