Esrar Kargaşası #3 | Kanunsuz Ölümler

Esrar Kargaşası’nın önceki bölümlerini okumak için tıklayınız.

3.BÖLÜM: KANUNSUZ ÖLÜMLER

Şehre kürenin bildik bilmedik, umduk umulmadık her yerinden gelen insanlar, kaygısızca akvaryuma doluşan balıklara benzemektedir. Onlar engin bir deniz zannederler bu şehri. Bu şehre girdiklerinde ise zanlarındaki yanılmayı çabuk anlayıverirler de bir türlü bırakamaz, çekip gidemez, terk edemezler denizi; gemisinden ayrılmayı beceremeyen kaptanın gemisiyle batması misali. Kendi kültürleriyle geleneklerinden kopup gelen birbirlerine yabancı bu Tanrı misafirleri kültürlerini geldikleri bu şehirde de yaşatmak isteyince bir kültür kargaşasına düşüverir şehir.  Oysa insanların bulut yığınları gibi üzerine çöktüğü bu şehrin; kaldırımlarında, caddelerinde, sokaklarında, bulvarlarında saklı bir kanunu vardır. Kendine has geleneğe, kurallara ve bir düzene sahiptir. Bu bir uyum ve uygunluk getirmelidir peşinden. Şehrin yaşayabilmesi uyumun sağlanmasına bağlıdır. Şehirde yaşayanlar bunu bilir ve bunu bildikleri için de uyum sağlamaya dikkat ederler fakat bazen bazı çatlaklar oluşuverir. Sinsi, sessiz en çok da karmaşık bir gelenek kargaşasının bir sonucu… Şehrin kendine has geleneği ve kendi geleneği arasında mekik dokuyan insan şaşar, bunalır ve sonunda da umarsız kalır. Aklını yitiriverir. En kötüsünü bu sanır insan. En kötüsü bu sanıyorsunuz öyle değil mi?

Şehrin bu düzensiz düzeninin berisinde; o kaldırımların, caddelerin,  sokakların, bulvarların ayrımından giriverirseniz,  şehrin söylenmemiş düzeninin yırtıldığına, kurallarının çiğnendiğine şahit olursunuz. İşte o kalabalık sokaklarda aklını yitirenlerin çöp tankerleri içerisinde getirilip bu ara sokaklara bırakılıp durduğunu görürsünüz.

Kimlik bunalımının bataklığına düşmüş insanların yuvası. Her ara sokak birbirine karışmış bir kültürü kusar. İç içe geçmiş bir gelenek kendini belli eder. Bu durum iyi midir, kötü müdür bilinmez ama oluşan geleneğin yazılı olmayan kurallarını yaşatmaya çabalayanların bu işten mutlu oldukları varsayılmalıdır.

O sokaklar bir çağlayan gibidir de çağlayan pek gözükmez. Güneşi uzaktan gören, yıldızlarla tanışmamış karanlığın içine atılmış bu sokaklar için aydınlığın ne ifade ettiğini akıl almaz. Aydınlık ve karanlık ve kültür ve gelenek ve düzen ve kanun…

İşte kargaşayı yutan sokakların biri bir sabah esnedi, gerindi ve tekrar uykuya dalmaya yattı. Mevsimlerde kan mevsimi yoktu fakat bu sokak boydan boya kandı. Sokağın orta yerinde üstü örtülmemiş bir beden üşüyordu. Sevgiye üşüyordu. Merhamete, mutluluğa, sevince, neşeye, gülümsemeye, tebessüme, sevdaya, umuda, ümide üşüyordu. Örten çıkmadı oysa. Öylece üşüdü, kaldı. Verecek bir zerre kanı kalmamıştı sokağa. Taş kesilmişti. Bembeyaz. Yüzüstü uzanmıştı öyle. Çıkarıp ruhumu sermek istedim üstüne. Uyuyanın üstüne kar yağarmış. Onlar kar değil, benim gözyaşlarım diyebilmeyi ne çok istedim. Kıpkırmızı kana bulanmış uzun kumral saçlarının birazı sırtına, birazı omuzlarına, birazı yatağı saydığı sokağa dökülmüştü. Keten rengi mantosunun hali söylenmemeli.

Polis şeritlerinin ötesinde oluşan kalabalıktan ah’lar vah’lar bir dalga halinde yayılıyordu. Uyumaya yatan evlerin gözleri açılmış, birbirlerine laf yetiştirmeye tutuşmuştu. Uğultular, fısıltılar ve gürültüler yankılanıyordu.  Bir ses kargaşasıyla çalkalandı sokak, öte de polisler sokağın rengini temizlemeyle uğraşırken. Polis şeridinin içinde göğsü parçalanmış cesedin yanı başında duran Kadir, “Anlat bakalım!” dedi. Kadir’in berisinde duran ve yeryüzüne bakmaktan utanç duyduğu için gözlerini göğe diken Kemal, soruyu yadırgadı. “Anlatacak bir şey mi var?” dedi. Sesi sitemkâr ve isyankârdı. Neye? Kime? Sormayın sakın bana bunu cevaplayamam.

Kadir’in sorduğu soru Kemal’de bir şeyler uyandırmış olmalı ki verdiği cevapla yetinemedi. “Kocası dövmüş, dövmüş sonra getirip sokağın orta yerinde…” yutkundu. Sözün gerisini getiremedi. Sesi ağlamaklıydı. Tuttu. Hıçkırığını boğulma pahasına yuttu. Yüzleşmek istemediği bir gerçekle sıktı dişlerini, gıcırdattı. Neden yaptı bunu şimdi anlayamadım.

“Haber verecek bir ailesi, akrabası var mı?” dedi Kadir bu sefer de. Sesinde, ne halt yediğini anlamış aklı başında insanların af dileyen rengi vardı. Fakat Kemal cevap vermedi. Duymadı mı, duymak mı istemedi? Yine anlayamadım.

Geriden savcının nefret, tiksinti, öfke kusan ayak sesleriyle sokak boğuldu. “Yakaladık o iti!” dedi, tükürürcesine. Hâlbuki Kadir durmadı, düşündü. Üçüncü cinayetti bu ve bu cinayet de ikincisi gibi kendisinden önceki cinayetten tam dört gün sonra işlenmişti. Bu bir tesadüf, rastlantı mıydı? Bir olasılık, ihtimal… Fakat tesadüfe asla inanmazdı Kadir. Bunu ben demiyorum. Kadir’i tanıyan herkes bilirdi.

Olmadı. Bu hikâyeyi böyle anlatamayacağım belli oldu. En iyisi mi ertesi gün daha yakından anlatayım.         

Eyüp Saka

Esrar Kargaşası’nın tüm bölümlerine ulaşmak için tıklayınız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.