Büyümüş de Küçülmüş

Bir gün daha bitti. Bitmesini istiyor muydum ki? Saat daha çok erken oysa. Bugünün bitmesine ve yeni bir günün başlamasına ne kadar kaldığını bilecek kadar da büyüğüm aslında ama nefret ettiğim bir gerçekle karşı karşıyayım her gün. “Sen küçüksün!”

Duyuyorum televizyonun sesi sonuna kadar açık. Kısın bari! Biliyorum bütün arkadaşlarım şu anda oturmuş Avrupa maçını bekliyor. Yarın hepsi toplanıp konuşacak, maçı tartışacak ve babalarından duydukları sözlerle futbol bilginliği taslayacak ama ben bırakın babamın yorumlarını dinlemeyi, kendi yorumumu bile yapamayacağım çünkü küçükmüşüm. Bu saatte uyanık kalamazmışım. Yahu uyuyamadıktan sonra yatağa girmenin ne anlamı var ki?

“Oğlum sen uyumadın mı daha?”

“Anne hiç uykum yok. Biraz daha otursam olmaz mı?”

“Oğlum sen daha küçüksün. Bu saatte büyükler oturur.”

“Ne zaman büyüyeceğim ben ya?”

“Uyuyunca oğlum. Uyu da büyü.”

İlk defa söylemişti annem bunu. Kulaklarımda yankılandı bu sözü defalarca. Gözlerimin parladığını hissettim. Öyle bir parladı ki, uykumu getirdi bu kadarı. “Uyu da büyü.” diye tekrarladım içimden ve babamın yaşında olduğumu, çocuklarım olduğunu ve onların dilediği saate kadar oturmasına izin vereceğimi hayal ederek yumdum gözlerimi. Bir kamyon kasasında kucağıma atılan koyunları saya saya daldım uykuya. Ertesi sabah huzurlu düşlerimden uyandığımda kendimi kocaman bir adama dönüşmüş buldum. Üzerimdeki örtü dizlerime kadardı. Annemin yatağı uzun, yorganı kısa gelesice bedduası mı tutmuştu yoksa? Bir dakika… O da ne? “Babaanne sen misin?” diyerek dokunduğum devasa uzunlukta siyah şey, babaannemin şalvarı değildi. Benim hissettiğim bir şeydi. Bu benim bacağımdı. Hızlıca kalktım yataktan. Yabancı bir yerdeydim. Tuhaf hissediyordum. Dünyaya ilk defa bu kadar yüksekten bakıyordum. Hızlıca kapıyı açtım. “Hayatım neden uyandın ki? Birkaç saat daha uyusan işe gideceksin zaten.” dedi karşımda gördüğüm kızıl saçlı kadın gülerek. “İşe mi gidecektim?” diye sormamla hemen sağ taraftaki duvarda asılı olan Diş Hekimi diplomasını ve üzerinde yazılı olan adımı görmem bir oldu.

“Ben dişçi miyim?”

“Ne münasebet canım? Sen hiç sevmezsin öyle denmesini. Diş Hekimi’sin sen.”

“Bir de uyuzum yani!”

Adını bir türlü söyleyemediğim montların asılı olduğu şeydeki aynayla yüzleştiğimde tüm savunmam çökmüştü. Aynada biri vardı ve korkmuş gözlerle bana bakıyordu. Uzun boylu, iri yarı, sakallı biri. İyi de ben niye yokum aynada? Büyüyeceğim derken vampir mi oldum yoksa? Yoksa… İnanamıyordum. Annem haklı çıkmıştı. Uyudum ve büyüdüm. Aynadaki yarma bendim. “İyi geceler baba.” diyerek bir çocuk geçti yanımdan. “Hayatım sana diyor çocuk.” Saate baktığımda henüz 9 olduğunu görmüştüm. Büyüdüysem sözlerime sadık kalmam gerekiyordu. Durdurdum adını bile bilmediğim çocuğumu. “Televizyon izlemek istemez misin?”

“Bırak çocuğu uyusun. Günlerdir geç saatlere kadar oturtuyorsun. Çocuk o daha. Hem bugün basketbol antrenmanında düşüp dizini kanatmış.”

“Oha sen basketbol mu oynuyorsun?”

“Baba ne var bunda? Sen hiç oynamadın sanki.” diyerek odasına girdi. Düşündüm de bu yaşıma gelene kadar neler yaşadım bilmiyorum. Oynamışımdır belki ama hatırlamıyorum. Televizyonun olduğu odaya girdim ve hayalimi doyasıya yaşayarak bu afallamayı atlatmak istedim. Orada da bir kız vardı. “Baba yarın arkadaşımla eğlence merkezine gideceğiz. Biraz para verir misin?”

“Eğlence merkezi mi?” diye sordum ama kendime. Çocukluk hatıralarımda böyle bir yer yoktu. “Tatlım yarın oğlanı parka götürür müsün?” diye soran eşime tamam dediğimde ben de heyecanlanmıştım. Öyle ki televizyonda saatlerce kanal değiştirmeme rağmen aklımda yarın parka gideceğimiz kalmıştı. Televizyon izlemek, geç saatlere kadar oturmak o kadar da keyifli değilmiş oysa.

Sabah yine devasa bir adam olarak uyandım ve hiçbir bağ kuramadığım çocuğumu parka götürdüm. Kaydırakları, salıncakları görünce sevinç içinde koştum. Merdivenlerden çıktım ve kaydırağa oturdum ama bir sorun vardı. Kayamıyordum. Ellerim ve ayaklarımla sürünerek aşağı indim. Sallanmak istedim ama salıncağa da sığmadım. Çok severdim oysa. Çocuğum olan velet gönlünce eğleniyor, her istediğini yapıyordu, diğer tüm çocuklar da. Bense çocuk gibiydim ama çocuk değildim. Haddinden fazla büyümüştüm. Sallanamayacak kadar. Pamuk şekere hücum ederken insanlar tarafından alaya alınacak kadar. Öyle ki o çocuğun sorduğu, “Baba sen çocukken neler yapardın?” sorusuna cevap veremeyecek kadar. Ben çocukluğumu yaşamadan büyümek istemişim. Buna hazır değildim.

“Benim babam 38 yaşında.” diyen çocuğuma sertçe, “Ne diyorsun sen be? Ben daha 10 yaşındayım.” diye cevap verince başka bir çocuğun babasının gülerek, “Küçül de cebime gir.” demesi sonrasında gözyaşlarıyla giderek küçüldüm. “Hayır 9. Yok yok 8. 7. Hatta daha doğmadım ben.” “Baba beni küçük düşürüyorsun.”

“Sen dur velet, benim küçük düşmem lazım.” dedikten sonra balon satan bir adama sarılarak, “Hayııııır!” diye bağırdım ve bir sabah huzursuz düşlerimden uyandığımda kendimi olduğum gibi buldum. Gördüğüm bu rüya sonrasında büyümek için acele etmemem gerektiğini anladım. Erken yatmam gerekiyorsa yatmalıydım. Parklarda, bahçelerde, eğlence merkezlerinde doyasıya oynamalıydım. Çocuklarıma hakkıyla anlatabileceğim bir çocukluk geçirmeliydim. Ben hemen büyümemeliydim.

Agâh Ensar Can

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.