Sevgi Sömürgeciliği

Eskimeyen filmlerin birinde, “Sevgi neydi?” sorusuna, “Emekti.” cevabı verilmişti. Filmin üzerinden yıllar geçse de bu replik hiçbir zaman unutulmadı. Halen herhangi bir anda bu repliği görmeniz yahut işitmeniz mümkün. Ancak bunu yaşamanız pek mümkün değil. Zira sevgi; emek değil, ekmek oldu günümüzde. Eskilerde bir tatlı gülümseyişe yüceltilmiş olan sevgi, şimdilerde borsaya kadar indirgenmiş vaziyette.

Sevmek ne güzel şey. Aşk olarak değil sadece. Birini herhangi bir nedenden ötürü sevmek, ona değer vermek, kendini ona yakın hissetmek… Eskiyle yeni karşılaştırması yapmanın bir manası yok. İnsanlar eskiden birilerini nasıl seviyorsa belki yine öyle seviyor ama bu devrin sevilenleri, kendini sevenleri ekmek olarak görüyor. Ne kadar çok seviliyorsan, o kadar çok kazanırsın. Gün gelip yalnız kalsan bile önceden kazandıklarınla mutlu mesut yaşarsın. Ne de olsa sevenler bir sürüden ibarettir, sürünür peşinde.

Günümüzde teknolojinin bizlere sunduğu en enteresan şey, belki de hiçbir zaman göremeyeceğimiz insanları takip etmek oldu. Teknoloji sayesinde bizler o insanları takip ettik. Belki televizyonun büyülü ve abartılı dünyasında tanımıştık ilk, belki de televizyonun büyülü ve abartılı dünyasıyla alay ederek bizi tav eden insanlarla dolu sosyal mecralarda. Onlar kendilerini gösterdikçe bizler sevdik. Çünkü sevdiğimiz şarkıları söylüyorlardı, bizi güldüren şeyler anlatıyorlardı ya da sözleriyle dertlerimize ortaklardı. Sevgimizi kazanana kadar çok tatlılardı ama eskimeyen deyimlerin birinde de, “Sevgi karın doyurmaz.” sözü vardı.

Sevilmek tatmin edici bir şey değildir çok sevilen insanlar için. Bu devirde çok sevilmek, o halde çok kazanabilirim demek. O severek izlediğiniz yapımlarda asla sevdiğiniz kişinin kullanmayacağı, hatta tenezzül etmeyeceği şeylerin methiyeler düzerek reklamını yaptığını görürsünüz birden. “Ben çok memnun kaldım, siz de alın.” ‘ı, “Tat alma duyumu kaybettim ama tadı nasıl güzel, siz de yesenize!” ‘ler kovalar. Bakıldığında düpedüz dolandırıcılık ama onlara göre bunun adı profesyonellik. Peki sevgi?

Bir yarışma programı düşünün. Ne üzerine olduğu hiç önemli değil. Kendini insanlara gösterip birkaçının gönlünü alabileceği bir format olması ve takipçi kazanması yeterli. Yarışmadan ayrıldığı gün, kendine bir kanal açtığını göreceksiniz. Çünkü onu sevenler var ve bu ona bir şeyler kazandırmalı. Çoğunu kendi yazdığı soruları cevaplayacağı bir video çekecek, birkaç tık daha izlenebilmek için kendini şekilden şekle girecek ve “Nasıl olsa seviyorlar.” diyecek.

Sevgi sömürgeciliğini siyasette de görmek mümkün. Size, sizin için canını bile vereceğini iddia ederek kendini sevdiren bir siyasiyi gücü eline aldıktan sonra canını verebilmesi için dahi sizden destek isterken görebilirsiniz. Size sattığı sevgiyi, haberiniz bile olmadan sizden misliyle satın alır. Bir bakmışsınız, “Yeter ki beni seçin, neler yapacağım neler!” diyerek göreve gelişinin ertesinde, “Destek verin ki, yapalım.” dediğini işitiyorsunuz. Sevmek yetmediği gibi, oy vermek de yetmiyor bu devirde.

Alanlar değişse de, niyet hep aynı. Eskiden sevince güzel olan hayat, işini bilen için sevilince güzel bir hale evrildi. Sağa sola dağıtılan hesap numaraları, reklam ve çekiliş ilanları… Sevgi, paylaştıkça çoğalan bir his olarak kalmalıydı. Paylaştıkça artan bir şans olmamalıydı.

Agâh Ensar Can

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.