Kese Kağıdı

Manavın önünden arabayla geçerken bir kadın gördüm, elinde kese kağıdıyla bir şeyler seçmeye çalışıyordu. Şoföre durmasını söyleyip uzaktan kadını izlemeye daldım.

“Bir şey mi oldu Süheyla Hanım?” diye soran şoföre cevap vermekte zorlandım boğazımda biriken düğümler yüzünden.

“Yok, bir şey yok Ahmet, bekleyelim.” diyebildim zorlukla ve ağzımdan çıkan cümlelerle birlikte gözlerimden de yaşlar akmaya başladı.

O kadın bana annemi hatırlatmıştı. Bugün yaşadığım bu rahat hayatı dünya gözüyle görememiş olan, beni büyütmek için kendinden vazgeçmiş olan başımın tacı annem.

Orta halli bir ailenin tek çocuğuydum ben. Babam işçi, annemse ev hanımıydı. Okuma yazması bile yoktu annemin, kimilerine göre cahil bana göreyse dünyanın en bilge kadını…

Babamı bir iş kazasında kaybettik. Mesaisi bittikten sonra arkadaşı aramış, çözemedikleri bir arıza için yardım istemiş ondan ve babam da geri dönüp yardım etmiş. O sırada oluşan elektrik kaçağına kapılıp oracıkta ölmüş. Eve haberinin geldiği gün, dünmüş gibi hafızamda, tek bir anı bile silinmedi.

Babamın iş kazası geçirdiğini, çalıştığı şirket kabul etmedi. Mesai saatinde olmadığı, kendi isteğiyle geri döndüğü için bize ne yardım ettiler ne de tazminat ödediler. Avukat tutup hakkımızı arayalım dedik ama hem söyledikleri paraları ödeyecek gücümüz yoktu hem de bizi öyle korkuttular ki, kazanamayacağımızdan korkup sustuk. Öylece kalakaldık annemle ben bir başımıza, çaresiz.

Annemi, babamla kaçtığı için reddetmişti ailesi. Babam ölünce onlara bir mektup gönderdi, ama kısa bir cevapla annemin bütün umut dallarını kırdılar.

“Bizim senin gibi bir kızımız yok. Bir daha bizi arayıp sorma.”

Annem, günlerce iş aradı ama bulamadı. Kimse okuma yazma bile bilmeyen bir kadını işe almadı. En sonunda merdiven silmekle başlayıp, evlere temizliğe giderek devam etti ve biraz olsun para kazanabildi de, açlıktan ölmekten kurtulduk.

Bütün gün başklarının evlerini temizleyip de, eve gelirken hep manava uğrar bir şeyler alırdı. Bir kese kağıdı içinde; bazen birkaç patates ve soğan, bazen iki elma iki portakal, bazen birkaç domates ya da havuç… Ama ne o kese kağıdı iki tane oldu yıllar boyunca, ne de içindekiler bir kiloyu bulabildi… Hep taneyle, hep az, hep birazcıktı ne aldıysa. Ama bizi doyurdu, hiç aç bırakmadı.

Yıllarca, çalıştığı evlerdeki çocukların eskimişlerini giydirmek zorunda kaldı bana. Biliyordum, o benden daha çok üzülüyordu buna. Bense sesimi hiç çıkartmadan, ne getirirse seviniyor, yeni bir şey almış gibi boynuna sarılıp teşekkür ediyordum ona. Çünkü o da başkalarının verdiği eskimiş elbiseleri giyiyordu. Mümkün olsa hep en iyisini yapardı, biliyordum. Bu yüzden ona hiç kızmadım, kırılmadım.

Kabullenmiştim bu durumu, biz fakirdik ve yeni şeyler almak bizim hakkımız değildi. Eskileri giymek, paramız yettiğince doldurmak o kese kağıdını ve bunun için sessiz kalıp şükretmek zorundaydık.

O şartlarda okuttu annem beni. Babama yapılan haksızlıktan sonra içimdeki adalet duygusu her şeyden daha yüksek olduğu için, avukat olmayı seçmiştim. Çok çalıştım, çok uğraştım ve kazandım avukatlığı. Benim gibi, sırf arkasında kuvvetli birileri olmadığı ya da hakkını arayacak kadar zengin olmadığı için mağdur olan, ezilen herkesin yardımına koşup hakkını aramaya yemin etmiştim.

Okulu bitirince çalışmaya başladım. Çok babacan bir avukat beni yanına almıştı ve o benim bu hayattaki en büyük şansımdı. Bana bildiği ne varsa öğretti, yetiştirdi ve iyi bir avukat olmam için elinden gelen her şeyi yaptı. Sayesinde artık dava kaybetmeyen, en zor davaların bile üstesinden gelebilen güçlü bir avukat olmuştum.

Bu geçen yıllarda, babamın başına gelen kazayı da araştırdım elbette. Şirketin ihmallerini, kazanın aslında onların yetersizliğinden kaynaklandığını öğrendim. Babamın tek hatası, mesaisi dışında orada olmasıydı. Ama ondan başka her şeyin sebebi o şirketti.

Bir gün avukat amcaya, babamın başına gelen olayı anlattım. Hakkımı aramak istediğimi ama üzerinden zaman geçtiği için bir şey yapamadığımı söyledim. O da hak verdi bana, ama şirketin başka açıklarını bulabileceğimi de söyledi. Araştırınca, başka mağdurların da olduğunu öğrendim ve bütün davaları aldım.

Zaman aldı ama hepsinin davasını kazandım. Şirketi ciddi zarara uğrattım ve bir nebze de olsun babamın intikamını aldım onlardan.

Koşarak anneme gittim anlatmak için. Hastaydı annem, yılların yorgunluğu onu çok yıpratmıştı ve ağır bir hastalık yapışmıştı yakasına. Gidip davanın sonucunu söyledim, intikam aldığımızı anlattım ona. Duyduğunda yüzünün aldığı gülümseme hâlâ aklımda ve sonra….

Annem bu haberi duyduktan sonra öldü, kollarımda veda etti hayata. Bunu duymayı beklemiş gibi, öğrendiğinde huzurla son nefesini verdi.

Artık tek başıma kalmıştım, sadece yanında çalıştığım avukat vardı tanıdığım. O beni hiç bırakmadı, hep destek oldu bana. Sonra birgün o da hastalandı. Adliyeden dönerken arabada rahatsızlandı ve hastaneye kaldırdık apar topar. Kalp krizi geçirmişti, ameliyata aldılar hemen.

Ben koridorda ağlarken biri geldi yanıma.

“Babam iyi olacak korkmayın.” deyince yüzüne baktım kim olduğunu anlamaya çalışarak. Şaşkınlığımı fark edip kendini tanıttı. Avukat amcanın oğluydu, arada bahsettiği ama daha önce tanışma fırsatımın olmadığı doktor oğlu Saygın.

Ben bir yandan avukat amcanın iyileşmesini beklerken, bir yandan da işlerin hepsini takip etmeye, bütün davalara koşturmaya çalışıyordum. Saygın da bana çok destek oluyor, gidemediğimde arayıp babasıyla ilgili bilgi veriyor, arada da unuttuğumu bildiği için bana yemek getiriyor ve sohbet ederek moral vermeye çalışıyordu.

Zamanla sevdik birbimizi. Avukat amca da iyileşmiş ve aramızdaki yakınlığı sessiz ama mutlu bir şekilde izler olmuştu. Birkaç ay sonra evlenme teklif etti bana Saygın ve kendi aramızda önce nişan sonra da düğün yaptık ve evlendik.

Avukat amcam artık işleri tamamen bana bırakmıştı. Emekliliğin tadını çıkarıyordu. Bir çocuğumuz olup da torun sevgisini de tadınca, artık işlerden söz bile etmez olmuştu.

Sonra onu da kaybettik. Bizi bırakıp gitti.

Hem çalışmamız, hem de avukat amcamın bize bıraktıklarıyla durumumuz çok iyi bir hale gelmişti. Saygın işinde çok başarılı bir doktor ben de çok ünlü bir avukattım. Oğlumuzdan sonra bir de kızımız olmuştu ve her şey çok güzeldi.

Ama hâlâ, bir kese kağıdı gördüğümde aslında içimdeki o mutsuz çocuğun hiç gitmediğini, yaşayamadığım bütün o güzel zamanların kocaman bir ağrı ile kalbimin ortasında hâlâ var olduğunu görebiliyorum. Bu güzel günleri annemle paylaşamamış olmak, istediği ya da hayal ettiği şeyleri ayaklarına serememek her şeyi yarımlaştıran bir acıydı…

Kadın manavın yanından ayrılınca arabadan indim ve manava gittim. Kim olduğunu sordum, anlattı manav. Temizliğe giden, iki çocuğuyla geçinmeye çalışan dul bir kadındı. Tıpkı annem gibi…

Manava meyve ve sebzelerden hazırlattım, kadının adresini alıp oraya gittim. Şoföre bir not kağıdı verip, kese kağıtlarını kapının önüne bırakıp hemen gelmesini tembihledim ve beklemeye başladım. Kadın kapıyı açtı, paketlere şaşkınlıkla bakarken notu gördü ve aldı. Okudu, gözlerini kapadı ve sonra gökyüzüne bakıp ellerini açtı. Ağladığını görebiliyordum.

“Gidelim Ahmet.” dedim. “Ama bu evi unutma. Bundan sonra her hafta bu evin kapısına kese kağıtlarıyla meyve sebze getireceksin”.

“Siz nasıl isterseniz Süheyla Hanım.” dedi ve eve doğru sürdü arabayı.

İçimde, yaralı bir kuşun iyileşip de gökyüzüne kanat çırpışının sesleri vardı. Aldığım nefes biraz daha rahat, biraz daha acısızdı sanki.

Nota şunu yazmıştım:

“Ben, senin gibi fedakar bir annenin evladıyım. Sense tıpkı benim annem gibi, dünyanın bütün güzelliklerini hak eden bir kadınsın. Korkma, bundan sonra o kese kağıdına içinden geçirdiğin her şey dolacak. Sen yeter ki iyi ol, kendine iyi bak ve sakın çocuklarının güzel günlerini görmeden ölme…”

Esra Barın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.