En Dipteki Oda

Bir zamanlar bir balinanın midesinde yaşamıştım. Kuşkusuz, hayatımın en tuhaf dönemlerinden biriydi. Belki birkaç gün sürmüştü, belki de birkaç ay; emin değilim. Oradan kurtulduktan sonra ne yaptım, nasıl evime geri döndüm bilmiyorum, bazı anılarım puslu. Fakat balinanın beni yuttuğu günü dün gibi hatırlıyorum.

Akdeniz’de bir sahilden açılmıştım denize. O zamanlar hem boşanmış, hem de işimden kovulmuştum. Her şeyi mahvettiğimden utanıp ailemi ve arkadaşlarımı da kendimden uzaklaştırmıştım istemeden. Öylece, amaçsızca dolaşıyordum uzun bir süredir. Küçük bir tekne almıştım biriktirdiğim parayla. Şehri, evimi, bildiğim her şeyi bırakıp o tenha sahilde kendime küçük bir ahşap ev inşa etme ve balıkçılık yaparak geçinme hayalleri kuruyordum. O gün, teknemi beyaz kumlardan denize itiyordum. Başıma hasır şapkamı geçirmiştim. Alabildiğine uzanan sahilde benden başka tek bir ruh bile yoktu. Eğer gece olsaydı, o sessiz, bomboş sahilden korkardım kesin. Ama güneş ışığının, dış dünyadaki kötülüğü gerçekten dağıtmasa bile insanların zihnindeki bu kötülüğün izlenimi silme gücü vardır. Tehlikeler, saldırılar ve ölümler geceye aittir. Tüm neşesiyle parlayan bu tatlı güneş ışığının altında kimse, dehşet verici bir şeyler olacağını düşünmez. Ben de, başıma geleceklerden habersiz, masmavi denize açılmıştım o öğlen. Uzun bir süre boyunca denizin dalgalarının aheste kıpırtılarını dinleyerek huzur bulduğumu, yıllardır olmadığım kadar sakin ve mutlu hissettiğimi hatırlıyorum. Sanki şehirde, ben olmayan karanlık bir adamı bırakmış, bu güneşli sahilde ışıktan ve deniz köpüklerinden yeniden doğmuştum. O adamı düşünmek içimi titretiyordu artık. Onu zihnimin en tenha köşelerine itmiştim.

Bir süre dinlendikten sonra, balık tutmaya başlamaya karar verdim. Sonuçta yeni mesleğimdi artık. Oltamı kaptım ve ipin ucuna yemi takıp oltayı denize salladım. Oltanın ucu denizin yüzeyine değdiği anda gök gürledi ve yağmur boşaldı. Dalgalar bir anda deliye dönmüş, inanılmaz yüksekliklere çıkıyorlardı. Gökle beraber deniz de gürlüyor, suların dibinden derin bir yakarış geliyordu. Sessiz bir dehşetle, acınası küçüklükteki teknemin demirlerine tutunmuş, dalgaların üzerime kapanmasını bekliyordum. Birden, oltamın öne çekildiğini hissettim ve yavaşça, dalgaların arasından koskocaman bir balina çıktı. Oltamın ucu, solgun siyah derisine geçmişti. Ağzını açtığında ve onlarca sivri dişini gördüğümde nihayet içimdeki hayatta kalma dürtüsü uyandı ve teknemden denize atlayıp sahile yüzmeye başladım. Nafile bir çabaydı. Balina, kadim bir yakarışla önündeki denizi içine çekmeye başladı. Ağzına takılan tekneyi dişleyip bir kenara attı ve ağzını bana yaklaştırdı. Biraz sonra balinanın yemek borusundan aşağı, belirsiz bir kadere düşüyordum.

İğrenç bir yoğunlukta deniz kokan bir koridorda uyandım. Beni, kokunun kendisi de uyandırmış olabilirdi. Yalpalayarak ayağa kalktım ve etrafımı inceledim. Koridorda eşit aralıklarla duvara, soluk yeşil renkte ışıklar asılmıştı. Zihnim bulamaç olmuştu. Kokuya dayanamayarak tereddütle yürümeye başladım. Duvarların normal bir malzemeden olmadığını fark ettim. Koyu, grimsi kırmızı renkteydiler ve sert bir kabuktan yapılmışa benziyorlardı. İlerlemeye devam ettikçe, duvarların yumuşadığını ve daha da kırmızılaştığını fark ettim. Nefes alıyor gibiydiler. Dahası, duvarlara bir sürü saatin gömülü olduğunu fark ettim. Antik saatler, modern saatler, her türlüsü… Hiçbiri de çalışmıyor, hafifçe nefes alan duvarda çıt çıkarmadan, öylece asılı duruyorlardı. Adımlarımı hızlandırdım ve etraftaki acımsı ekşi kokuyu yenen tatlı bir koku etrafımı sardı. Hevesle kokuyu takip ettim. Önüme bir kapı çıktı. Kapalıydı. Elimi kapı kolunda dinlendirdim bir süre. Düşüncelerimi toparlayamıyordum bir türlü. Bir balina vardı. Bir sahil. Bir tekne. Bir adam. Üzgün bir adam. Hayır, üzgünlükten çok daha fazlası. Çok daha korkuncu. Yatakta yıpranmış gözlerini tavana yöneltmiş, yatan bir adam. Gidecek hiçbir yeri olmayan, terk edilmiş, zavallı bir yaratık. Titremeye başlamıştım. Bu sefer kalbimdeki titreşimler dışarı çıkıyor, ellerime kadar geliyordu. Kapının arkasından bir kadın sesi duydum: “Ay yeter, içeri gir artık!” Tüm düşüncelerimi bıraktım ve hemen kapıyı açtım. Kendimi koridora kıyasla çok daha güzel kokan bir salonda buldum. Duvarlar ahşaptandı. Yerler koyu kırmızı halıyla kaplanmıştı. Kocaman, kahverengi bir koltuk vardı odanın ortasında. Koltuğun önünde şömine tatlı tatlı çatırdayarak yanıyordu. Koltukta büyük, siyah ve aşırı tüylü bir köpek uzanmış alevlerin dansını izliyordu. Şöminenin yanında bir kuş kafesi, içinde de yeşil, sarı ve turuncu renkli bir papağan vardı. Sıradan bir papağan değildi bu. Başına zarif bir taç takılıydı ve boynunda, üstü ufak mücevherlerle dolu bir kolye vardı. Yavaşça koltuğa, köpeğin yanına oturdum. Bir şey sormak istiyor ama ne soracağımı bilmiyordum. Dudaklarımın ucuna yarım sorular geliyor ama hepsi de boşluğa karışıp gidiyordu. Bir aklımı toplayabilseydim! Papağan, kafesinde beni izliyordu. Bir süre sonra gagasını araladı ve kapının arkasından duyduğum sabırsız ve biraz şımarık kadın sesiyle konuştu tekrar: “Ee, kimsin sen?” Cevaplamak için ağzımı açtım ama cevabı bilmediğimi fark ederek başımı eğdim. Gözlerimi utançla şömine ateşine diktim.

“Duymadın mı beni? Sana diyorum, yeni gelen adam! Pek de garip görünüyor. Niye yüzün bir ceset gibi solgun? Ölüyor musun yoksa? Neyin var? Sana diyorum yahu!”

Yanımdaki siyah köpek homurdanarak, kalın bir erkek sesiyle konuştu:“Adamı rahatsız etme, Nuriye. Bırak kendine gelsin. Kim bilir başından neler geçti de buraya düştü. Anlayışlı ol biraz.” Nuriye, hırçın bir tavırla kanatlarını çırptı ama başka bir şey söylemedi. En sonunda bir şeyler söyleme gücünü bularak sordum: “Burası neresi?” Nuriye kıkırdadı: “Burası neresi mi? Bilmiyor musun gerçekten? Burası, ‘En Dipteki Oda.’ Hayatta en düşük noktaya ulaşmış insanların eninde sonunda kendilerini buldukları yer.” Anlamayarak başımı salladım.

“Ama ben buraya… Nasıl gelmiştim buraya? Denizdeydim. Sonra bir balina…! Galiba…

Siyah köpek konuştu: “Hepimiz buraya farklı şekillerde, farklı sebeplerden dolayı düştük. Geçmişimizle kafa yormanın anlamı yok artık. Buraya düştük, çünkü buraya aitiz. ”Köpeğin bakışlarını yakalamaya çalışarak sordum: “Sen neden buradasın peki?” Köpek alınmış görünüyordu. Boğazını temizledi.

“Az önce dediğimi duymadın galiba, genç adam. Biz burada geçmişlerimiz hakkında konuşmayız. Burada kalmak istiyorsan, sana acı veren geçmişini unutmanı tavsiye ederim.”

Nuriye atıldı: “Burada hiç acı çekmeyiz biz. Her gün salonda oturur, geçmişte yaşadıklarımızı, dertlerimizi düşünmeden dinleniriz.”

“Dinlenip de ne yaparsınız?”

Nuriye havadan derin bir nefes aldı ve sesine bir gülümseme geldi. Kıkırdayarak konuştu: “Dinleniriz işte. Otururuz ve… dinleniriz.” Bu cevap beni başta çok tatmin etmemişti. Ama bir süre sonra sadece koltukta oturarak bile çok rahat olduğumu fark ettim. Kafamda hiçbir dert, pişmanlık, korku kalmamıştı. Siyah köpeğe baktım göz ucuyla. Hiç hareket etmiyordu, gözleri alevlere kilitlenmişti. Kendime rağmen gülümsedim. Başımı geriye eğdim ve gözlerimi tavana kilitledim. O andan sonra ne acıktım, ne susadım. Ayağa kalkmadım. Kıpırdamadım bile. Yıpranmış ve buğulu gözlerimi diktiğim tavan, dünyadaki en güzel şeydi.

Ne zaman olduğunu bilmiyorum, dediğim gibi aylar geçmiş olabilir ama bir anda gürültülü bir çıtırtı duydum. Başımı eğdim ve gözlerimi şömineye çevirdim. Odun, ikiye kırılmıştı alevlerin içinde. Birden, alevler büyüdü ve nazik bir kızın sesiyle konuştu: “Levent.” Gözlerim büyüdü.

“Adımı nereden biliyorsun?”

Alev, sorumu cevaplamadı ve konuşmaya devam etti: “Burada kalırsan, şu ana kadarki hayatını unutacaksın. Şu ana kadar uğruna yaşadığın her şeyden vazgeçmiş olacaksın. Belki de bunu istediğini sanıyorsun-”

“İstediğimden eminim! Benim için dış dünyada hiçbir şey kalmadı artık. Nuriye’yi duydun, buraya sadece hayatlarında en düşük noktaya ulaşmış, başka düşecek yeri kalmamış insanlar düşer. Buraya aitim.”

Alev, neredeyse yalvarırcasına bir yumuşaklıkla konuşmaya devam etti. Sesindeki çaresizlik ve iyi niyet bir an beni afallattı. Neden beni bu kadar önemsiyordu ki?

“Dünyada sana ait hiçbir şey kalmadığını mı zannediyorsun? Peki ya hayallerin? Umutların? İnan bana, onların burada yeri yok. Şu anda yaktığım bu odun parçası, dışarıda gördüğün saatlerden çalınan zaman bitene kadar yakmaya devam edeceğim odun parçası, her saniye soluduğunuz havayı tatminiyet ve umutsuzlukla dolduruyor. Zihninizi bulandırıyor, ruhunuzu zehirliyor. Her şeyden tatmin olduğun, artık istediğin hiçbir şeyin kalmadığı bir hayat ister miydin sahiden? Dünyada yaşadığın bütün o kederler… Hepsi bundan, bu mutlak vazgeçişten daha iyi. Ama şimdi gitmezsen, çok kısa zamanda kendinle ilgili her şeyi unutacaksın. Adını bile unutacaksın.”

Bu duyduklarım üzerine ağlamak istiyordum ama zihnim onun için bile fazla bulanmıştı. Alev kendi kendine körüklendi ve daha temkinli bir ses tonuyla konuşmaya devam etti: “Şimdi gitmen lazım. Şimdi, yoksa bir daha ayrılamazsın! Ben köpeği oyalarım. O adını çoktandır unuttu, artık diğerlerini de burada tutmaktan başka bir şey istemiyor.” Gözlerim papağana çevrildi. Alev de o yöne bakıyordu. Sesi derin bir üzüntüyle boğuklaştı: “Maalesef, onun için de çok geç artık.” Bana döndü ve ağlamaklı bir şekilde bağırdı: “Git! Çık buradan!” Bu bağırışla ayağa fırladım ve salonun kapısını açtım.

“Kaç buradan Levent! Kaç, Levent! Levent!”

Alevin sesi, içime işlemişti. Balinanın ağzından geri çıktım ve denize düştüm. Balina uzaklaşıyordu. Ben ise bir hava kabarcığı gibi denizin yüzeyine doğru çıkıyordum. Güneş ışığı ve deniz köpükleriyle, o beyaz kumların üzerinde sanki yeniden doğdum.

Nilüfer İnal

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.