Yazı

Gün doğdu. Yine aynı telaş içerisine düştüm. Yazı yazmam gerek. Dergi yazı bekler fakat elime kalem alasım yok. Üstümde bunaltıcı bir tembellik, zihnimde üşengeçliğimin yorgunluğu var. Ama yazmalıyım muhakkak, dergi beklemez vesselam. 

Heyecan dolu hevesimle yazı beklerim üç mevsim. Yazacaklarımı tasarlarım. Ekerim biçerim, eğerim büğerim yaz gelsin de yazayım artık derim.

Boş, boş sözler bunlar! Benim gibi bir adam yazar mı boş vakti olur da. Yüreğim coşar açıklarda bekler durur yazacaklarımı. “Masaya bir otursam!” demişliğim de vardır. Ama ne çalışma ne çalışma…

Oturdum isteksizce masaya. Aha bekliyorum, ne gelen var ne giden! Başım dingin deniz ışıltısız gökyüzü.

Oda sıcak, ev sıcak dışarıya attım kendimi bir deniz kenarına gitsem veya uzansam çimenlere…

Nerede burada nerede, yazı filan umurumda değil de bu çağın vebası başımızın elası kesildi. Ekmek kokusu bile para ile oldu velhasıl.

Ne para ama sen nefes almakta bile zorlanırken kim takıyor maskeyi. Dediler zorunlu cezası var, göremedim nereye saklanmış. 

Pencereyi açtım. Otomobillerin gürültüsü doldu içeri. Tozlu rüzgâr kulaklarımı kirletti. İçime çektim havayı nerde o eski havalar demek lazım gelir de eski havalardan da pek hoşlanmazdım ben. 

Dışarı çıksam dedim. Bir akşam gezmesi yapsam belki bir şey bulurum yazı yazdırabilecek. 

Şöyle fiyakalı giyinsem! Gelene geçene çaka satsam nasıl olur? Ne… Ne me mi lazım? Hayatımın aşkıyla karşılaşacağım birader!

Yürürüm şöyle sahile doğru. Kandırma! Kim kandırıyorsun kardeş, senin semtin deniz kenarında değil. Tamam, öyle olsun ben de gezerim başıboş sokaklarda işsizce. 

Ne “demir attı uyku gözlerime!!!”

Ne “Beynimde vurdu yat borusu…”

Ne de “Parmaklarımda kurşunkalem”

“uzadı

büyüdü

  kalınlaştı

aldı bir süpürge biçimini.”

Bizim talihe de sokaklara düşmek düştü.  Öyle fiyakalı giyinmeden üstelik! Dolanıyorum, bakınıyorum. Bir öykü tüttürebilmek için uzatıyorum. Belki… Haber yazısına bile razı geldim bu vakitte. 

Kalabalık her yan. Kimse vermez eliyle canını,  zevkinden başkasına.  Sanıyorum bu sefer bir öykülük çıkmayacak. Çıkmayıversin işimden değerli değil ya! 

“Beni bu güzel havalar mahvetti.” takıldı nereden geldiyse dilime.

Söz bu sefer son seferdi! Kaç kez verildi aynı söz? Tutamıyorsun neden verirsin ki? Sonra vicdan azabı…Tutmayacağını bile bile söz vermek artık alışkanlık oldu. Kendimden başladım buna.

Bir ses, bir gürültü, bir kalabalık içerisinde bir kalabalık, ortasında kargaşa. Atıldım o yana. Bir şey çıkar umuduyla. Bu kez bulurum yana yana.

Hay senin kafiyene! Bir dur, öykü yazmaya uğraşıyoruz! Bir kuş uçtu kalabalık dağıldı. Bir şey değil; bir rüzgâr esti, geçen geçti, duranlar çekildi; ben ufaktan ikiledi.

Neydi o? Bir adam eşini dövüyormuş! Kim karışır? Kapı gibi evlilik kâğıdı var elinde(!). önemli bir olay değildi(!), dağılıverirdi. Yazsam bunu? Yok, tutmaz, olağan öyküyü kim okur? Uzatmayayım, yola devam etmeli. Tanıdık sokak kalmadı gayrı. Fakat uzaklaşmak adedim değil. Yabancısı olamam yaban dünyanın.

Bir haykırış, bir bağırış, bir inleyiş. Koş sana yazı çıktı! Nasıl da kaşınıyor eller, aldı kokusunu tabii! Bir kalabalık çember ortasında ebe saklı. Yar çemberi, yaklaşmadan. Çakma veda aramış. 

Ağladı baba. Dağıldı kalabalık. Bir şey değilmiş olan. Boşa heves verdiler, kalabalığa bakana verilecek iş mi bu? Sıradan. 

Bir adam köpeği ısırmış! Kaçamadıysa köpek ısırmak hakkı(!), onun içgüdüsü bu! Bir kadın da kedi tekmelemiş. Yok, artık bu kadarı da olmaz! Bunlar için çember oluşturulur mu? Neden kadının önünden geçersin? Yersin tekmeyi! Görgü kuralları var. Müsaade istemeliydi. Bunu yazsam? Kim okur? Okunmaz!  Okunmaya değerli şeyler bulmalı, yazmalı…    

İyiden iyiye canım sıkıldı. Yol bitti. ne yazı var ne bir olay. Tüh sana! İyi mi? tekrar sığınacağız “Söz bir daha olmaz!” yalanına. Dön eve eli boş, yazısız.  Kovacaklar beni. Ne yapayım? Yazmaya değer olay mı yaşanıyor canım memleketimde? Uydurma yaz! Hadi oradan realist yazarım, toplumdaki parçalanmış değerleri, unutulmuş gelenekleri yozlaşmış toplum yaşayışını yazarım ben, uydurduktan sonra herkes yazar olur başımıza.

Nerede o kalabalık? Çember hani? Kimse görmüyor. Koş koş bir yazı buldum. Tarihi geçmeden yaz. Soluk soluğa yetiştim ama. 

Görmüyor musunuz ahali? Toplaşın, büyük bir derdimiz var! Hani nerede insanlık, vicdan, adalet, eşitlik! Hani nerede? 

Kimse duymadı beni. Ama çok konuşulacak bu çok tartışılacak. Kim bilir bunun için yeni bir kanun gelir.

Koştum döndüm eve! Unutmadan yazmalı değil, zaman geçmeden yazmalı, kalem ve kâğıda.  Tarihi var demiştim ya!

Yazmalı hemencecik bir öykü çıkarmalı bundan; ders mahiyetinde. Kalemin ucunu tıraş ettim. Düzettim kâğıdı. Yırttım. Konulacağım kesin. İlk paragrafı yazdım, öyküme başlamadan anlatmaya…

“Memleketimizde büyük bir sorunla karşılaştım. Bir çocuk felsefe kitabı satın aldı.”

Eyüp Saka

YAZ, 2020

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.