Prangalanmış İnsanlık

Yirmi birinci yüzyılın arka sokaklarında türeyen bir ihtiyaç, toplumumuzu hiç olmayacak bir şekilde zehirledi. Engel olamadığımız, olmak da istemediğimiz bu deformasyonun bizden aldıkları da azımsanmayacak kadar fazla. Yine de yediden yetmişe bizleri prangalayan bu kapitalist sistemi yaşamlarımıza, evlerimize, bedenlerimize kadar misafir ettik. Yedik, içirdik ama zehirlenen biz olduk. Üstelik her bakımdan…

 Bu sistemin bir diğer ayağı olan insanların toplumda kabul görme çabaları içten içe zehirlenmenin kanıtıdır. İnsanları belli bir kalıba sokma arzusu, arzın meydana çıkardığı prangadır. İsteklerin önemli olmadığını da bu şekilde gözlemleyebiliriz. Yani hastalıklı pazarda artık talep bizlere göre değil, tekliğe yöneliktir. Herkesi o tek görünüşe benzetme çabalarıdır. Bunu yaşam biçimi olarak benimseyen insanlar ise başarılı olduklarını sanıp çevrelerine gülücükler saçarken, başaramayanların kendini eksik hissetmesini sağlamaları da nasıl hastalıklı bir topluma dönüştüğümüzün göstergesidir. Ve hastalığımızın ilacını, yine bizi hasta edenler ulaştırıyor. Nasıl mı? Bizlere mutluluk ve umudu pazarlıyor, manipülasyon manevralarıyla emellerine kavuşuyorlar. Çok da uzakta aramaya gerek yok. Örneğin; herkesin bildiği marka olan McDonald’s, yuvarlak bir ekmek hamurunun arasına köfte koyduğu için mi bu kadar rağbet görüyor? Hiç düşündünüz mü sonsuz sayıdaki kelimeler arasında menülerinin isminin Happy Meal olmasını? İngilizce bilmeye bile gerek yok anlamak için. Ben söylüyorum; happy, Türkçe de mutluluk demektir. Evet, onlar yalnızca menü değil, kalıplara girmeye uğraştıkları için mutsuz olan kişilere mutluluk da satıyor. İşte bu motifler de bizim hayatımıza incelikle işlenerek bilinçaltımızı zehirliyor.

Aslında daha ciddi bir sorunumuz var. Aynı fabrika çıkışlı insanların benimsendiği ve bize dayatılan kabul edilme çabası da bu sistemin başka bir ayağı. Daha kim olduğumuzu keşfedemeden, ne olacağımızı kestiremeden başkaları olmaya çalışıyoruz. Neden mi? Çünkü toplum tarafından kabul görmüş kişilerin izinden gitmek bize daha kolay geliyor. Bu acınası sistem de haliyle kendini bizden üstün görüyor. Hâlbuki insan sosyal bir varlıktır. Toplum, biz demek… Biz, dedim ama biz diye bir kavram da kalmadı şu günlerde. Herkes kabul görmek için başkaları gibi davranıyor. Maskelerimizi indiremez olduk. Suç kimde peki? Üç yaşından itibaren başlayan bu hastalıklı yaşam biçimini bize kim empoze etti? Kim bu estetikli suratları beğenen, ince beli öven, zengin kişilere bayılan?

Hep sistemi suçluyoruz ama gerçekten suç kimde? Hazır bilgi, beğenilen hazır görünüşler için doktorların kapısını aşındıran kimler? Şart mı herkesin beğendiği kişi olmak?

Biz kabul edilmek isterken kendimizi, insanlığımızı unuttuk. İnce beli moda bildik, dar pantolonları şık bulduk; kalıplarımız gibi sıkıştı beden ölçülerimiz. Ne güzel diyor hâlbuki Freud, ‘Güç ve güveni hep dışımda aradım. Ama bunlar insanın içinden gelir. Ve her zaman oradadırlar.’ Peki, neden biz bu başarılı insan olma -insan olma- ihtiyacını dışarıda arıyoruz? Düşündüğünü düşünen tek varlık olan bizler neden bunu düşünemiyoruz. Bir elin beş parmağı bile farklıyken, neden milyarlarca insanı aynı kılmaya çalışıyoruz? 

Bundan kurtulmanın yolunu hiç düşündük mü? Ben düşünüyorum. Kendimce bulduğum çıkış yolu ise hiçbir şey yapmamak oldu. İşin trajikomik kısmı da içinde bulunduğumuz çağın da bizden onu istemesidir. Çok düşünmeyi, iyi yaşamayı bize çok görür ama size para harcatırken değerli biri olduğunuzu hissettirir. Fark ettiniz mi? Demem o ki; hiçbir sistemin ideolojisine ve kalıplarına bağlı kalmayın. Nasıl biri olmak istediğinizi keşfetmek sizin doğal hakkınız ama kime benzeyeceğinizi bulma çabalarınız kendinize yaptığınız en büyük haksızlık olduğunu unutmayın. Düşüncelerime ışık tutan Viktor E. Frankl’ın sözleri de aslında beni doğrular şekilde. ‘Artık bir durumu değiştirme imkânımız olmadığı zaman, kendimizi değiştirmek zorundayız, demektir.’

Demem o ki; en doğru yanlış, kendi yanlışınızdır.

Kendinizi bulma da başarılar…

Cansu Eroğlu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.