Sokağın Sesini Şiire Taşıyan Bir Garip Şair: Orhan Veli

Bazı yazar ve şairler yaşadıkları zamana damga vururlar. Ürettikleri ve yazdıklarıyla edebiyat dünyasında yeni bir yol açan bu isimler geniş okur kitleleri tarafından sevip benimsenerek yaşatılırlar. Ayrıca onların izini takip eden yeni yazar ve şairler de onların açtığı yeni kolun temsilcisi ve ilerleticisi olurlar. İşte edebiyatımızda böyle isimlerden söz edecek olursak Orhan Veli’yi de anmamak olmaz.

Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının en özgün, yenilikçi, başarılı isimlerinden biri olan Orhan Veli, şiirle çok küçük yaşta tanıştı. Edebiyat zevkini erken yaşta tadan Orhan Veli, lise yıllarında iken üstat diye ifade edebileceğimiz Ahmet Hamdi Tanpınar’ın öğrencisi oldu. Bu yıllarda edebiyatta yeni bir çığır açmasındaki büyük destekçileri olan Oktay Rifat ve Melih Cevdet ile bir araya gelmiştir. İlk yazılarını da yine lise döneminde çıkardığı “Sesimiz” adlı dergide yayımlamıştır. Şairin ilk şiirleri ise Nahit Sırrı Örik’in teşvikiyle dönemin önemli yayın organlarından olan Varlık’ta yer buldu.

Şair yazma hayatının ilk yıllarında hece ölçüsünü kullanıyordu. Vezin ve kafiye ile süslediği şiirlerinde daha çok bireysel konuları ele alıyordu. Şair esas tarzını ise daha sonradan kazanmıştır. 1941’de lisede tanıştığı arkadaşları Oktay Rifat ve Melih Cevdet ile ortaklaşa “Garip” adlı şiir kitabını yayınlayan şair Türk şiirine yeni bir tarz, yeni bir üslûp getirmişti. Kitaba adını da veren Garip akımı, Türk şiiri için büyük bir yenilik, köklü bir değişikliktir. Bu akımın öncülüğünü yapan Orhan Veli şiir dilinde, üslûbunda bir başkalaşmaya giderek farklılık yapmış bir isim olmayı başarmıştır.

Garip şiiriyle aruzu ve heceyi terk eden şair serbest şiiri başlatmıştır. Eski şiire sırtını dönen Orhan Veli vezin ve kafiyenin şiiri yozlaştırdığı görüşünü savunarak serbest şiirde yazmaya başlamış, biçimdeki katı kuralcılığı terk etmiştir. O, katı kurallardan arınmış yepyeni bir şiir yapısı tutturmuştur. Vezin ve kafiyeyi şiiri kısırlaştıran bir süs olarak gören Orhan Veli, şiirdeki biçim değişikliğinin, sadeleşmesinin yanı sıra şiir dilinde de bir yeniliğe gitti. Kendinden önceki şairlerin süslü, sanatlı ifadelerinden sıyrılan şair, günlük konuşma dilini şiirinin dili olarak seçti. Bu sade, herkesin anlayabileceği dil sokaktaki herkesin diliydi, bu dil sokağın sesiyle konuşuyordu. Şairin tercihi süslü, şiirsel dilin aksine bu dilden yana olmuştu. Bu dili konuşan sıradan insanları da şiirindeki biricik kahramanlar olarak seçmiştir. Sıradan insanların sıradan dertleri, günlük hâlleri, günlük hayattan manzaralar onun şiirinde kendilerine yer bulmuştur.

Süs ve söz sanatlarından uzaklaşmış şiirinde ironi ve alaylı bir ifadeyle beraber kara mizahla bütünleşmiş bir gerçekçilik dikkat çeker. Şairin gerçekçi tutumla dokuduğu şiirlerinde sokaktan sahneler aksetmiştir. Bu sokaklar da genellikle İstanbul’un sokaklarıdır. Şair bir İstanbul sevdalısı olarak İstanbul’un her köşesinden manzarayı şiirine yansıtmıştır. Bu manzaranın arka planda geniş bir yer tuttuğu şiirlerde zorlamadan arınmış, kalıplaşmış, klasikleşmiş tarzda şiirden uzak yeni bir yapı dikkat çekicidir. Önceki şairlerin basit diye nitelendirebileceği şiirleri kendisine konu olarak seçen şair, bireysel konulardan uzaklaşarak topluma yaklaşmıştır. Cıgara, kılıksız, rakı, nasır gibi şiir diline aykırı kelimeleri kullanan şair halka bir ayna tutar gibi yazmaktaydı.

Cumhuriyet döneminin ilk büyük hareketi, ilk büyük yıkılışı niteliğinde olan Garip hareketinin önemli ve öncü temsilcisi olan Orhan Veli’nin sembolist tarza uyan, saf şiiri ve aruz ölçüsünü veya hece ölçüsünü terk etmesinin altında yatan sebep kalıcılığı yakalamaktır. Kendinden önceki üslûbun temsilcileri eski şiirde aşılması mümkün olmayan bir mertebeye ulaşarak, eski şiirin bütün imkânlarından faydalanmışlardır. Orhan Veli’nin asıl hedefi yepyeni, bambaşka bir dil yakalayıp geliştirmekti. Amacına ulaşan şair, Garip adını verdikleri bu zihniyet dönüşümüyle şair profilini değiştirerek modern şairi halka yakın, toplumun nabzını tutan bir şekle büründürdü.

Genç yaşta, daha 36 yaşındayken teşhis edilemeyen bir beyin kanaması sonucu hayatını kaybeden Orhan Veli, bu kısacık ömrünü tamamladığında arkasında geniş bir külliyat bırakmıştır. Kısacık ömründe yazdığı şiirleri Garip (Oktay Rıfat ve Melih Cevdet ile 1941, tek başına 1945), Vazgeçemediğim, Destan Gibi, Yenisi, Karşı isimlerini verdiği şiir kitaplarında toplayan Orhan Veli oldukça üretken bir şairlik hayatı geçirmiştir. Ölümünden sonra diş fırçasına sarılı bir hâlde müsveddesi bulunan “Aşk Resmi Geçidi” şairin aşk hayatının bir özeti niteliğindedir. Şair kendi sözleriyle de çok âşık olduğunu ifade etmiştir. Böylece diyebiliriz ki şair bu kısa süren hayatına hem çok fazla aşk hem de nitelikli, özgün çok başarılı şiirler sığdırmıştır. “Kitabe-i Seng-i Mezar”, “Anlatamıyorum”, “İstanbul’u Dinliyorum”, “Cımbızlı Şiir”, “Altındağ”, “Değil” gibi şiirlerini arkasında bırakan şair “Bir Garip Orhan Veli” şiirinde de kendini anlatır. Asıl adı “Ahmet Orhan” olan ancak babasının adını miras olarak sahiplenen Orhan Veli, şiirinde kendini şu sözlerle okuyucuya tarif eder:

İstanbul’da Boğaziçi’nde

Bir garip Orhan Veli’yim

Veli’nin oğluyum

Tarifsiz kederler içindeyim”

Şair bu yalın ifadelerini şiirin devamında da sürdürmeye devam eder:

“İstanbul’un mermer taşları

Başıma da konuyor martı kuşları

Gözlerimden boşanır hicran yaşları

Edalım

Senin yüzünden bu hâlim”

Tutkunu olduğu İstanbul’a bu şiirinde de dokunan şair İstanbul aşkını “İstanbul’u Dinliyorum” adlı şiiriyle adeta ilan eder.

“İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı

Önce hafiften bir rüzgâr esiyor;

Yavaş yavaş sallanıyor

Yapraklar, ağaçlarda;

Uzaklarda, çok uzaklarda,

Sucuların hiç durmayan çıngırakları

İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.”

Bu mısralarda yalnız şair İstanbul’u dinlemiyor, öyle bir üslûp kullanıyor ki İstanbul’u okuyucu da dinleme fırsatı elde ediyor.

Şair, Kitabe-i Seng-i Mezar’da sıradan insanı da hakkında kitabe-i seng-i mezar yazılmış bir kahramana dönüştürmüştür.

“Tüfeğini deppoya koydular,

Esvabını başkasına verdiler.

Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,

Ne matarasında dudaklarının izi;

Öyle bir ruzigar ki,

Kendi gitti,

İsmi bile kalmadı yadigâr.

Yalnız şu beyit kaldı,

Kahve ocağında, el yazısıyla:

“Ölüm Allah’ın emri,

“Ayrılık olmasaydı.”

Var olmak için “olmak ya da olmamak” gibi bir felsefeye ihtiyaç duymayan insanı şiirinde konu edinen şair edebiyatımızın önemli seslerinden biri olmayı başarmıştır. Yeni bir sesin kurucusu olan Orhan Veli, şiir geleneğimizde geniş bir yer tutmayı başarmış, takip edilmiş bir isimdir.

Aslı Ünlü

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.