Yaban Romanında İnsan ve Mekan

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun en önemli romanlarından biri olarak gösterilen Yaban, 1.Dünya Savaşı’nda kolunu kaybetmiş bir gazinin İstanbul’dan bir köye taşınmasını ve orada Anadolu halkıyla yaşadığı çatışmayı anlatmaktadır. Ana karakter Ahmet Celâl Cumhuriyet devrinin aydını olarak karşımıza çıkmaktadır. Kurtuluş Savaşı yıllarında geçen romanda mekan ve karakter ilişkisi oldukça ön plandadır. Romanın en önemli mekanı Ahmet Celâl’in taşındığı köydür. Yakup Kadri bu köyü tasvir ederken köyde yaşayan karakterlerin de portresini çizmiş gibidir. Ahmet Celâl’in bu köye yaban olması ve köyle hiçbir bağının olmaması mekanın karamsar havasını desteklemektedir. Ahmet Celâl’in köye ilk geldiği anların anlatıldığı satırlar, köyün yapısı için ilk ipuçlarıdır. Ahmet Celâl’in köye karşı ilk izlenimi, kirli ve kötü kokan bir bataklığı andırdığıdır. Köyü bir bataklığa benzetmesi, daha ilk andan kendisini sıktığını, boğduğunu göstermektedir. Bataklık insanı yutan bir yerdir. Kahraman da buradan hareketle bu köyün kendisini giderek ölüme sürükleyeceğini belirtmiş olur.

Mekan insanın dünyasıdır. Dolayısıyla insanı yansıtır. Ahmet Celâl’in gözlemlediği köyün yansıması bir bataklık olduğundan, kahramanın temiz, sıcak ve güzel geleneklerin yaşadığı bir yer olarak kafasında yer edinen köy olgusunun yok olup yaşanılması mümkün olmayan bir yere dönüşmesi onun köyle yabancıl bir ilişkisinin oluşmasına neden olur. “İnsan hayvanların en iğrenç olanıdır.” Diyen Ahmet Celâl yaşadığı bu köyün halkını bir koyun sürüsü olarak görür. Kendisini bir pislik yuvasındaymış gibi hisseden karakter burada da yaban denilerek dışlanır.

Romanda köye bağlı mekanlar arasında çeşme de yer almaktadır. Çeşme de Ahmet Celâl için pisliğin kol gezdiği bir mekandır. Normalde temizliğin, beraberliğin ve güzelliğin sembollerinden biri olan çeşmenin sürekli dolu olduğundan yakınan Ahmet Celâl orada su taşıyan ve abdest alan insanların yanı sıra, pis oyuncaklarla oynayan çocukların, çamaşır yıkayan kadınların hatta yenilecek yiyeceklerin bile aynı çeşmede yıkandığını söyleyerek temizliğin kaynağı olan suyun bile pisliğin kaynağı olabildiğinden şikayet etmektedir.

İnsanlara güzel şeyler hissettiren su kenarları romanda insanları sıkan mekanlar olarak nitelendirilir. Romanın önemli mekanlarından biri olan Porsuk Çayı da Ahmet Celâl’den iyi not alamaz. Kahraman oranın da ağaçlarını miskin, sünepe ve biçare olarak anarken Porsuk Çayı’nın balçığının leş gibi koktuğunu ifade eder. Porsuk Çayı tarafından sarılmış halde olan Ahmet Celâl kendini kuşatılmış hisseder. Buradan aldığı kötü koku da onun ruhunu olumsuz etkiler ve onu umutsuzluğa, korkuya sevk eder.

Kahraman kendisine verilen odayı bir hücreye benzetmektedir. Burada da nefes alamayan Ahmet Celâl hepten olumsuz bir havaya bürünür ve onun bu karamsar yapısı giderek güç kazanır.

Uyandırdığı olumsuz hislerden ötürü taş gibi katı bir doğa ve köy portresi çizen yazarın okurda uyandırmak istediği izlenim, bu şartlarda yaşayan insanların ruhsuz ve cansız olacağıdır.

Yaban romanında köyde yaşayan insanların anlatımında yazar hayvan benzetmelerine sıklıkla başvurmuştur. Burada amacı köylülerin ilkelliğini vurgulamaktır. Kurtuluş Savaşı zamanlarında yaşanan bu olaylar içerisinde rahatsızlıklarını dile getiren Ahmet Celâl köylünün ilgisiz tavrıyla karşılaşmış, kendine bir destek bulamamıştır.

Bu kadar kötü mekan ve kötü etki denklemi arasında Ahmet Celâl’e iyi gelen bir mekan da vardır tabii. Burası Ankara’dır. Ankara, Ahmet Celâl’in hayallerini süsleyen, onun için güzelliğin, huzurun, eşsiz mutluluğun başkenti olan bir yerdir. Ankara onun için kurtuluşun adıdır. Orası diğer tüm şehirlerden farklıdır çünkü orada yaşayan insanların idealleri şehrin kendisine teessür etmiştir. İşte burası çok önemlidir. Romanın karakter ve mekan ilişkisinin temeli buna dayanmaktadır. Bir mekan ile o mekandaki insan birbirini etkiler. Orada olan canlı, temiz ve hatta bilinçli insanlar şehrin havasını da aynı etkide güzelleştirir. Aynı şekilde mekanın olumsuz havası, kötü kokusu, pislik olması da insanı karamsar düşüncelere, boş vermişliğe ve umursamazlığa iter. Kendini Ankara’da güzel insanlarla, iyi düşünceli insanlarla huzurlu hisseden Ahmet Celâl; cahil, yobaz ve kötü insanların olduğu o köyde kendini kötü hissetmiştir.

Agâh Ensar Can

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.