Kürk Mantolu Madonna ile Sevmek Zamanı’nın Benzerlik Portresi

Aşk; sanatın tüm dallarına ilham olmuş, hayatın en gerçekçi olgularından biridir. Aşk bir insanın kendi kendine yapabildiği en büyük devrimdir. Aşkın en saf haliyle karşımıza çıktığı Kürk Mantolu Madonna romanı ve Sevmek Zamanı filmi temanın işlenişi bakımından birbirine oldukça benzemektedir. Her iki eserde de aşk ilk olarak bir sembolden doğmaktadır.

     Türk edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan Sabahattin Ali’nin 1943 yılında yayımladığı ve özellikle son yıllarda hemen her kesimin ilgi gösterdiği Kürk Mantolu Madonna, vermiş olduğu duygu ve bırakmış olduğu etkiyle türünün en başarılı örneklerindendir. Bir insanın aşık olmasıyla yaşadığı değişim romanda kendini göstermiştir. Kürk Mantolu Madonna duygularla örülü bir romandır. Makineleşmiş, alelade birinin duyguları olduğunu fark ettiğinde değişmesini, o duyguların muhatabından uzaklaştığında ise özüne dönerek varken yok olması anlatılmaktadır.

Her şey ana karakter Raif Efendi’nin bir gazetede tesadüfen gözüne ilişen sergi ilanının kapısının önünde olduğunu fark edip girmesiyle başlamıştır. Sergilenen büyük küçük tabloları alakasız gözlerle seyrederek uzun bir müddet dolaşan Raif Efendi, büyük salonun kapıya yakın bir duvarının önünde birdenbire durur ve bir portre karşısında donakalır. Gördüğü portre Kürk Mantolu Madonna’dır. O an Raif Efendi için bir aydınlanma anıdır. O an; Raif Efendi’nin bir ruhu olduğunu anladığı, bu hayatta başka bir hayatın daha mevcut olduğunu sezinlediği andır. Raif Efendi o gün bir portreye aşık olmuştur. O günden sonra her gün Raif Efendi o sergi salonuna gidecek ve hayranı olduğu portreyi uzun uzun seyredecektir.

“Her gün; daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor, rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum Kürk Mantolu Madonna’yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum.”

Raif Efendi derinden bağlandığı bu portrenin sahibiyle bir gün tanışacak ve yakınlaşacaktır. İlk karşılaşmalarında portreyi hayran hayran seyretmenin sarhoşluğundan sıyrılması zaman aldığından tanımadığı ancak sonrasında onu tanıdıkça, hayatına aldıkça ve bağlandıkça portrenin sahibi Maria Puder, onun hayatında kalıcı izler bırakacak, tamiri mümkün olmayan hasarlara neden olacaktır.

     Türk sinemasının klasiklerinden olan Sevmek Zamanı filmi, Metin Erksan imzalı bir yapımdır. 1965 tarihli bu yapımın ana karakteri Boyacı Halil, boyamak için girdiği bir köşkte gördüğü portreye aşık olur. Sevmek Zamanı filmiyle Kürk Mantolu Madonna romanının aynı portrede yer alması bundan kaynaklanmaktadır. Halil’e göre bu resim tamamen aşkı, saflığı sembolize etmektedir. Resmi gördüğü andan itibaren her gün gelip karşısına oturarak resmi seyretmiştir, tıpkı Raif Efendi’nin her gün sergi salonuna gelip seyretmesi gibi. Halil resmi gördüğü ilk anları şöyle anlatmıştır:

“İlk karşılaşmamızı dün gibi hatırlarım. Birden bana iyilikle, sevgiyle bakan bir yüz gördüm. Elbiselerim eskiydi, kirliydim, sakallarım uzamıştı. İnanamadım. O insanca bakışı bir daha göremem diye bir daha resme bakmaktan korkuyordum. İkinci kere zorla baktım resmine. Gene iyilik, gene sevgi vardı gözlerinde. Nihayet değişmezi bulmuştum.”

Halil yine hayranlık içinde resmi seyrettiği bir gün, resmin sahibi Meral’e yakalanmış, öylesine yoğun duygulara dalmış olan Halil bir süre onun geldiğini fark etmemiştir. Resmin gerçek sahibiyle ilk kez karşılaşan Halil ondan kaçmayı tercih etmiştir çünkü bir hayal kırıklığı yaşamaya tahammülü yoktur. O, resme derin bir anlam yüklemiş, resimde değişmezi bulduğunu söylemiştir. Maria Puder ve Raif Efendi’nin ilişkisi, birbirlerinden karşılık alma süreci bakımından Halil ile Meral’den farklıdır. Meral, resmine aşık olan Halil’den o an etkilenmiştir. Kendisine duyulan aşka, o aşkın saflığına ve dolayısıyla sahibine aşık olan Meral bu duygularını paylaştığında beklemediği bir tepkiyle karşılaşmıştır. Halil, Meral’in kendisine değil, resmine aşık olduğunu söylemiştir. Resim, Halil’den bir parça taşımaktadır. Onun kurduğu bir dünyadır. Halil kendi kurduğu bu dünyaya zarar gelsin istememektedir. Resmin sahibini tanıdığında, onu hayatına aldığında en ufak bir zafiyetinde o dünyanın yıkılacağına, kafasında kurduğu güzelliklerin bozulacağına inanmaktadır. Halil’in Meral’in kendisini kabul etmeyişi pek çok nedene bağlı olabilir. Geçmişte aldığı bir gönül yarası nedeniyle kadınlara olan güveni sarsılmış, kalbi kırılmış olabilir. Resminse ağzı var, dili yoktur. Kırması mümkün değildir. O artık zarar görmek istememektedir. Aşık olduğu resimle mutludur. Resmin ona her seferinde, en çirkin anında bile iyilikle baktığını söylemiştir. Öyle ki ikinci kez bakmaktan bile çekinmiştir fakat her bakışında aynı sevecenliği bulması onun resme daha da bağlanmasını sağlamıştır. Halil ile Raif Efendi, resimlerin sahiplerini bulduktan sonra gösterdikleri tavırla da ayrılmaktadır. Halil uzun bir süre sırt çevirmekte diretirken, Raif Efendi Maria Puder’in kendisini gördükten sonra ilgisini ona çekmiştir. Halil resimle yaşamayı tercih edip Meral’i reddederken Raif Efendi resmine aşık olduğu kadını tanımasıyla onu kazanmak için neler yapabileceğini düşünmeye başlamıştır.

Her iki karakter de bir sembole aşık olmuştur. Kaderin cilvesi ikisini de aşklarıyla yüzleştirmiştir. Ancak biri resimde gördüğü şeyi kaybetmekten korkmuş, diğeri ise hayatı boyunca gördüğü tek iyi şeyi elinden geldiğince yaşamayı dilemiştir. Halil, Meral’e endişesini şu sözlerle ifade etmiştir:

“Bu korku sevdiğim bir şeye ebediyen sahip olmak için çekilen bir korku. Ben senin resmine değil de sana âşık olsaydım ne olacaktı? Belki bir kere bile bakmayacaktın yüzüme. Belki de alay edecektin sevgimle. Halbuki resmin bana dostça bakıyor ve ebediyen bakacak.”

Raif Efendi ise kaderin kendisine sunduğu bu armağana sıkı sıkıya sarılmak ve bir gün bitecek olsa bile yaşamak istemişti:

“Bu harikulade güzel rüya ne kadar çok devam ederse o kadar iyiydi. Onu kesmeye, yarım bırakmaya, hakikat pahasına da olsa uyanmaya hakkım yoktu.”    

     Kürk Mantolu Madonna ve Sevmek Zamanı eserleri bir beklenti duymadan, hatta bu beklentinin muhatabını dahi tanımadan aşık olunabileceğini göstermektedir. Her iki eserin de sonunda kaybediş, geç kalış ve umduğunu bulamayış vardır. Aşk kimi zaman sığınılan bir umuttur, kimi zamansa o umudu kaybetmek pahasına yaşamak, sonunda ise bir ömür o yolda kaybolmaktır. Bu iki eser; aşkı sembolize eden, aslını bulduğunda afallayan, kaçan, kovalayan ama sonunda birbirinden farklı da olsa birbirlerinden ayrılan aşıkları anlatmaktadır. Gerçek aşk olsa da, en azından bu dünyada yaşanamayacaktır.

Agâh Ensar Can

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.