Abaküsle Havuz Problemi Çözmek

Saatlerdir bir problemi çözmeye uğraşıyorum. Problem şu; emek musluğundan, saatte yüz litre emek akıyor ama havuzun tabanında bulunan ahlaksızlık musluğu, saatte kırk beş litresini boşaltıyor. Bununla da bitmiyor. Akılsızlık musluğu da saatte kırk beş litresini boşaltıyor. Geriye kalan on litre emeği de havuzun tabanında dolaşan hamam böcekleri içiyor. Daha sindiremeden, gariplerin bağırsaklarından çıkıyor. Haliyle bağırsak sıcak olduğu için, oradan çıkan her şey kaynayıp buharlaşıyor. Çıkarken “tıssss” diye bir ses duyuluyor. Bu ses, tabandaki muslukların sesini bastırıyor. Haliyle, hamam böcekleri, bu musluk seslerini duyamadıkları için bağırsaklarından çıkan sesi bastırmaya uğraşıyor. “Daha az emek içersek, daha az ses çıkar. ” diyorlar ama beceremiyorlar. Çünkü tabandaki musluklar çok hassas ayarlanmış. Hamam böceklerinin güçleri daha az içmeye yetse, bağırsaklarından çıkan ses azalacak ve muslukların sesi fark edilecek ama soru sesle alakalı değil. Burası kafa karıştırmak için verilmiş. Asıl soru şu; bu havuz nasıl dolacak? Ya da diğer havuzlar doluyken bu havuz niye boş? Cevabı nerede aramalı?

Bunaldım. Gerçekten de ne soruyu anladım ne de cevabı biliyorum. Bari biraz güneşi göreyim diye perdeyi çektim ama gözüm birbirine karşı yürüyen atlara kaydı. Gözlüklerini takmışlar, ne sağını ne de solunu göremiyorlar ama ikisi de mutlu. Dosdoğru yürümeye niyetli gözüküyorlardı ama çarpıştılar. İkisi de birbirine yol vermedi. Galiba gözlükleri yüzünden başka bir yol olduğunu da göremiyorlardı. Halbuki yolun sağı da solu da çayır çimen… Bir at başka ne ister? Her halde kavga etmek istiyorlardı. Derken, “Sen geçemeyeceksin, ben geçeceğim.” diye kişnemeye başladılar. Bir kavga, aldı başını yürüdü. Bu ses, sağda solda dolaşan hamam böceklerinin dikkatini çekti. Etrafında toplandılar. Sonra atları tanıdıklarından, bildiklerinden değil de hangisinin rengi hoşlarına gittiyse o atın arkasına geçtiler. Bu durum atların da hoşuna gitti. Kavgayı uzattıkça uzattılar. Haliyle, kavga uzadıkça, ihtiyaç gidermeleri gerekti. Hamam böceklerinin üstüne pislediler. Etrafa, pis bir koku yayıldı ama garip bir durum mudur bilemedim, hamam böcekleri hiç kaçışmadı. Galiba bu pisliği sevdiler. Neyse, “önemli olan mutlu olmaları” diye düşündüm. Pencereyi açtım. Kafamı uzattım. Şöyle bir ileriye bakayım dedim. Kız Kulesi hakikaten çok güzeldi ama gariptir, orayı geçince, genişçe bir beyazlık vardı. Ne olduğunu seçemedim. Ardında da uçurum… Bu manzara beni korkuttu. Hemen pencereyi kapattım. Bari, “Biraz televizyon seyredeyim.” dedim. Haberleri direkt geçtim. Zaten içim bunalmış. Üçüncü sayfa haberleriyle cinnet mi geçireyim? “Bari biraz dizi seyredeyim.” dedim. Şu silahlı, kavgalı dizileri de geçtim. Atlar yüzünden yeterince gerilmiştim. Daha huzurlu diziler olsun istedim. Zaten bu tür dizilerin kurguları da basit oluyor. Kafa yormuyor. Böylece, “Şu havuz problemini unutmuş olurum.” dedim ama o da ne? “Arkadaş herkes mi birbirini aldatır?” Al sana kafa kurcalayacak bir konu daha. “Yoksa benim kafamda mı bir sorun var?” Anlamadım. Bu sefer de, “insan tek eşli midir?” diye düşünmeye başladım. Belki cevabını kitaplarda bulurum diye kitaplığa uzandım. Bir masal kitabını açtım. Okumaya başladım.

Çok eski zamanlarda insanlar, bu konuyu tartışmış. Birisi demiş ki; “Bu özel mülkiyetin korunması lazım. Miras yoluyla malım büyüyecek ama biz tek eşli olmazsak, ben kendi çocuğumu nereden bileceğim?” Bir başkası onu dinlemiş. “Bu çocuklar hepimizin.” demiş. “Hepsini doyurmamız lazım.” Bir diğeri “oha” diye cevap vermiş. “Dediğin nereye çıkıyor farkında mısın?” Elini, özel mülkiyet diyen adamın omuzuna atmış. Diğerine, “utan be utan” demiş. “İçinden geçen duyguların bir önemi yok. Evli olmadığı sürece, bir başkasına bakanın gözünü oymalı. Herkes doysun masallarını da git başkasına anlat. Senin niyetin başka.” Aradan biri daha konuya girmiş. “İçinden ne geçerse geçsin önemi yok, yapmamalısın dedin. Bu bizi ikiyüzlü yapmaz mı? “ diye sormuş. Cevabı hemen bir başkası yapıştırmış. “Hayır, olmaz! Çünkü insan kültürel bir canlıdır. Biz hangi kuralı koyarsak ona uyarlar. Medeniyet dediğin böyle oluşur.” Bir başkası, bu söze karşılık olarak, “Hayır!” diye bağırmış. “İnsan biyolojik bir canlıdır. Niye anlamıyorsunuz. Ben robot değilim. Duygularım var. Bu dediğiniz doğamıza ters. Hele erkeğin doğasına tümden ters. Bakın doğaya. Bir erkeğe kaç dişi düşüyor?” Bu söz en yakışıklı erkeğin hoşuna gitmiş. “Tabii, erkek istediği gibi yaşamalı ama kadın tek eşli olmalıdır. Doğada böyle değil mi?” Bu söze, kadınlardan biri, sesini çıkarmamış ama diğeri “olmaz öyle şey” demiş. “Benim senden ne eksiğim var?” diye sormuş. ”Ben de senin gibi yaşarım o zaman.” Aralarından en bilgesi, bütün bu olanları seyretmiş. Bakmış ki kavga çıkacak. Hemen, söze karışmış. “Arkadaşlar! “demiş. “İnsan, düşünen bir hayvandır. Psikososyal ve kültürel bir canlıdır. Hepinizin de haklılık payı var. En iyisi, doğayı araştıralım. Bizi, insan yapan özellikleri fark edelim. Tabii ki medeniyetimiz olsun ama bizim doğamızı da mutlu edebilecek bir yöntemi benimseyelim. Bu yöntem de şu olmalıdır. Bir kere, tek yönlü bakış yanlış bakıştır. Bunu bilelim. Bu meseleyi, tüm yönleriyle ele alıp insanlara anlatalım. Herkes, özgür düşüncesiyle istediği yöntemi benimsesin. Önemli olan, herkesin mutluluğunu sağlamak. Bence, insanlar, sadece bilgiye dayanan özgür düşünceyle mutlu olurlar. Her şeye, -utan- diyen arkadaşım! Sence, iki yüzlü birisi mutlu olabilir mi? Üstelik, insanı yalancı yapmaz mı? Bence en büyük suç, yalan olmalıdır. Güven oluşması için, dürüstlük şarttır ama her konuda baskı altında olan birisinde, dürüstlük duygusu gelişmez.  İnsanları, dürüst davranacak kadar serbest bırakalım. Herkesi bilgilendirelim ama duyguları da hesaba katıp, tercihlere değer verelim. Ben böyle düşünüyorum.” demiş. Sonra herkese göz gezdirip, “Siz ne dersiniz?” diye sormuş. Herkes, hep bir ağızdan, bağırmaya başlamış. “Sen ne zırvalıyorsun? Biz, senin dediğinden hiçbir şey anlamadık. Defol git buradan.” Bilge adam, sessizce, bütün bu bağırışları dinlemiş. Gitmeye niyeti yokmuş. Bu insanlara kendimi nasıl anlatırım diye düşünüyormuş ama herkese –utan- diyen adam bunu iteklemiş. Tekmelemeye başlamış ve kaçırmış. Gayet mutlu bir şekilde, kalabalığa yönelmiş. “Ne konuşuyorduk?” diye sormuş. Şimdiye kadar, herkesi sessizce dinleyen biri, lafa karışmış. “Arkadaşlar! Bana kızmayın ama,” demiş. “O kaçan adamın, haklılık payı var.” diye eklemiş. “Bakın düşünceden bahsetti. Doğru söyledi. Düşünceyle, her şey mümkün. Düşünce sayesinde, her şeyi yapabiliriz. Hatta, cinsel birliktelik yaşamak için, organlarımıza bile ihtiyacımız yok. Çözümü çok basit. İstediğiniz kişiyi hayal edin. Ona yoğunlaşın. Onunla, birlikte olun. İnanın, kadınlarımız bile hamile kalabilir. Böylece bu kavga biter. Zaten, niye kavga ediyoruz ki? Bu çok mantıksız. Çünkü; hepimiz biriz. Aynıyız. Hatta, az önce, hep birlikte kovaladığımız adam bile bizimle aynı. Şu an burada. İçimizde. Hissedemiyor musunuz? Haydi deneyin. Böylece hepimiz, birbirimizi seveceğiz.” Konuşurken, o kadar heyecanlanmış, kendinden geçmiş ki bu haliyle herkesi etkilemeyi başarmış. Herkes, bu sözleri düşünmüş. Sonunda birisi, “Dediklerinde haklı olabilirsin ama aramızda konuşmayan bir kişi kaldı, bakalım o ne diyecek?” demiş. Herkesin dikkati, bu adama yönelmiş. Adam, biraz düşünür gibi yapmış. Sonunda erkeklere, “yaklaşın” demiş. Fısıltı halinde, “İkişer, üçer, dörder alın, evlenin.” demiş. Bütün erkeklerin yüzünde, güller açmış. Biyolojiyi savunan erkek, “Duyduğum en mantıklı açıklama.” diyecek olmuş. Ama son konuşan adamın dediğini duyan kadın, erkeğe sertçe bakmış. Erkek, susmak zorunda kalmış. Sonra erkeklerin yüzünde güller açtıran adama dönmüş. Ne sert bakabilmiş ne de bir şey söyleyebilmiş. Susmuş kalmış. Bu konuşulanları duymayan kadın da her konuda konuşan kadının garip haline kızmış.

 Sonunda, gökten üç kabak düşmüş. Herkesin, başı yarılmış. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine… Şu kaçan adam nerede? Biraz da onunla konuşayım. Bu havuz, nasıl dolacak? Ona sorayım. Bilse bilse o bilir. Zira diğerleri bilmiyor. Bunu anladım.

Ersin Kadir Güneş

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.