Aylak Adam Romanına Bir Bakış

Aylak Adam %20 indirimli Yusuf Atılgan

1959 yılında yazar Yusuf Atılgan tarafından yazılmış olan Aylak Adam romanı bir modern romandır.

Aylak Adam romanı modern bir roman olsa da postmodern unsurları içerisinde barındıran bir roman olarak da karşımıza çıkıyor.

Aylak Adam, postmodernizmin etkisi altında yazılmış bir romandır. Hemen hemen her eserde açıklamalar ve tasvirler vardır. Bunları kullanış biçimleri farklıdır. Modernistler için yaptıkları açıklamalar ve birey tasvirlerinin sahip olduğu nitelikler ne kadar övülesi şeylerse; postmodernistler için de o kadar aşağılayıcı ve sıradan görülmesi gereken hususiyetlerdir. Postmodernistler, bireye ait özellikleri laçkalaştırarak içini boşaltırlar. Modernizm “evrensel” birey anlayışı verirken, postmodernizm “özel” bireyin genel hatlarını betimler (Emre, 2006, 116-120).[1]

Aylak Adam romanında tanrısal bakış açısı kullanılmıştır. Bu durum romanın postmodern roman olmadığının önemli bir göstergesidir. Çünkü postmodern romanlarda anlatıcının kendisi ön plana çıkarken anlatıcı kendisini romanda silikleştirmektedir. Aylak Adam romanında tanrısal bakış açısının yanı sıra kahraman bakış açısı da çokça kullanılmış ve hatta bazı yerlerde bu iki bakış birleşmiştir.

Roman “Kış, İlkyaz, Yaz, Güz” başlıkları altında dört bölümden oluşmaktadır. Romanda olay örgüsünün arka plana atıldığını ve romandaki zaman işleyişinin kronolojik olduğunu görülmektedir. Bunun yanında roman içerisinde çok az da olsa “geri dönüş” tekniği kullanılmıştır. Fakat roman içindeki zaman net olarak bilinmemektedir. Tam tarih verilmese de günlükler kısmında gün olarak tarih belirtilmektedir. Bu açıdan romanda klasik romanlardaki net bir zaman kavramını olmadığı görülmektedir.

Romanın ana karakteri C’nin düşündüklerini iç diyaloglarla öğrenirken Ayşe’nin duygularını günlüğünden, Güler’in duygularını ise mektuplarından öğreniyoruz.

Aylak Adam romanında kahraman anlatıcı olarak karşımıza C’nin çıkmasıyla beraber Ayşe’nin de kahraman bakış açısıyla C ile tanıştığı bir kısım da vardır. Bu, modern ve postmodern romanın ortak tekniklerinden birisi olan çoğul anlatım tekniğidir.

Roman boyunca C’de baba kompleksini görmekle birlikte bu durum Denizin Çağrışı romanından çok farklıdır. Aylak Adam romanında C babası olmaktan kaçarken babasının tersi gibi olmayı ilke edilmiş gibidir. Öyle ki aylaklığı bile babası gibi olmamak içindir.[2]Buna rağmen C, babasından kalan maddi mirası reddetmez/ reddedemez. Onun “aylak”lığını sağlayan temel faktör babasından kalan mirastır. Çünkü o miras olmasa yaşama devam edebilmek içim mutlaka çalışmak zorundadır C.

Yusuf Atılgan, eserinde yabancılaşma ve bunun zorunlu sonucu olarak meydana gelen “yalnızlık” temasını işlemiştir. Anlatıcı, ailesinden kalan mirasla çalışmak ihtiyacı hissetmeyen C. ile bireyin özgür olamayışını ve sistemin getirdiği kurumsallaştırma sonucunda topluma yabancılaşmaların yaşandığını anlatmak istemiştir.[3]

Aylak Adam romanı, aydın ve geçim sıkıntısı geçmeyen birinin romana konu olmasının yanı sıra bu kişilerin de- modern insanların- dertleri ve sıkıntılarını dile getirmektedir. Bu açıdan roman “tutunamamak” konusunun izlenimlerini vermesiyle de postmodern romana kapı aralamaktadır. Bu romanda tutunamamak konusunun farklı işlendiği gözlemlenir. C ne kadar aylak bir adam olsa bile henüz tam bir tutunamayan değildir. Bir arayış içerisindedir hâlâ.

– Tutamak sorunu dedim. Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. Öküzleri besiliydi, pırıl pırıldı. Herkesin “- Veli ağanın öküzleri gibi öküzleri gibi öküz yoktur,” demesini isterdi Daha gülünçleri de vardır. Ben, toplumdaki ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimiz benimle birlikte düşünen, duyan, seven bir kadın![4]

C’nin psikolojik yapısı anlatılırken babasına olan nefret ile oluşturulmuş bir bilinçaltı ve psikoloji karşımıza çıkar. C’nin takıntılarının “bıyık, kulak ve bacak” babasından geldiğini öğreniriz. Zaten Ayşe’den ayrılma nedeni de Ayşe’nin bacakları değil miydi? Bu durum bize C’nin ruh halini ve psikolojisini yansıtan en açık örneklerden biridir.

Aylak Adam romanı modern bireyin yabancılaşma, yalnızlaşmasını ve bunalımlarını konu edinmiş Türk edebiyatındaki en önemli eserlerden biridir.

EYÜP SAKA


Dipnot ve Kaynakça:

[1]Burcu Fidanboy, Materyal ve Teknik Unsurlar Açısından Altı Türk Romanının İncelenmesi, Yüksek Lisans Tezi, Muğla Üniversitesi, 2011, s. 132

[2]Bk. Aylak Adam roman(2017), s. 151: Okuldan suratımda çürükler, tırnak yaralarıyla döndüğüm günler babam “- Görürüsünüz, adam olmayacak bu çocuk,” derdi. Konuşmazdım. Sevinirdim. Babam adamsa ben olmayacaktım.

[3]Burcu Fidanboy, Materyal ve Teknik Unsurlar Açısından Altı Türk Romanının İncelenmesi, Yüksek Lisans Tezi, Muğla Üniversitesi, 2011, s. 62

[4]Yusuf Atılgan, Aylak Adam, Can Yayınları, 2017, s.183

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.