Son Aşkım #3 | Vefâ

Güveni kırılan insanın kalbi kanadı kırık bir kuşa benzer. Uçmak kanadı kırık bir kuş için ne kadar zor ise, yeniden sevmek, âşık olmak ve güvenmek de o kalp için o kadar zordur. Belki de bu yüzden Anna hep kısa süreli ilişkiler yaşamıştı Hans’tan sonra. Onu o hapishanede terk eden adama değil de, onu o adamın peşinden sürükleyen aşka küsmüştü. Sonrasında yaşadığı her kısa süreli ilişki kalbinin duvarlarına bir tuğla daha örmüştü Anna’nın. Fakat kiliseye gitmek için çıktığı bu sıradan bir pazar sabahında, çanlar son defa yankılanırken semâda, Amsterdam’ın yüzlerce köprüsünden birinde çarpıştığı bu adamın öfkeli bakışlarına uzun uzun bakakalmıştı nedense.

Sol yanındaki yaralı kuş kanatlarını açıp o öfkeli bakışlardaki uçsuz bucaksız karanlıklara doğru çırpınmaya başladığında, ilk defa çatlaklar oluştu Anna’nın kalbinin duvarlarında ve liseli bir genç kız gibi hızlanan kalp ritmi karnında küçük kasılmalara sebep oldu. Cesareti var mıydı tekrar uçmaya? Hem de bu yaşta?

Adnan ise eski günlerini yâd ederek çıktığı bu gezintide, Zehra’sının deyimiyle, halay çeken evleri geçtikten hemen sonra gelen ilk köprünün üzerinde, ona mobiletiyle çarpan bu kadının duru mavi gözlerine tutunmak için uzatmıştı ki gönül ağacının dallarını, toprağın köklerini sarıp sarmaladığını hatırladı. Köklerini topraktan koparıp gökyüzüne uzanmak ne kadar vefâlıydı?

Vefâ… Hani “Aşkın en güzeli vefâlı olanıdır” derler ya… Aşk başlı başına güzel olabiliyorken, neydi bu aşkı bile güzelleştirebilen vefâ? Şu bireyselleşen ve bencilleşen dünyamızda belki de en çok unuttuğumuz vefâ insanı insan yapandı. Dostluktu… Bağlılıktı… Sadâkatti…

Ve Adnan için vefâ, ‘üzerine gül koklamam asla’ diye söz verdiği Zehra’sıydı… 

Pişmanlık içinde kopardı bakışlarını Adnan mavisini köyünün gökyüzüne benzettiği kadının gözlerinden. Köyünün toprağını unutamazdı, toprak gözlü Zehra’sını… Sanki bir günah işlemiş gibi tövbe estağfurullah çekerek kalkmak istedi oturduğu yerden, ellerini nemli taşların üzerine bastırarak hareket etmeye başladı.

Karşısındaki adamın hareketlenmesiyle Anna ürkekçe kopardı bakışlarını adamın gece karası gözlerinden. Ne bu karanlıklarda kaybolmaya ne de bir yıldız gibi yeniden doğmaya… ikisi için de geç kalmıştı Anna. Bu yaştan sonra açamazdı mühürlediği kalbinin kapılarını. Doğrulmak için çabalayan adamın kolundan tutup kalkmasına yardımcı olmak istediğinde adam öfkeyle kolunu geri çekti.

“Bırak dokunma bana!”

Anna havada asılı kalan elini geri çekerken omuzlarını umursamazca kaldırdı. “Sakin olun beyefendi.” dedi alıngan bir şekilde. “Ben sadece yardım etmek istemiştim.” 

“Gerek yok, ben kendim kalkabilirim ayağa.” diye homurdandı kırık Hollandacasıyla Adnan. Ellerini yere daha sert bastırarak doğrulmak istedi fakat düşerken hafif burkulan bacağının üzerine basamıyordu. Bu şekilde kalkamayacağını anlayınca iç çekerek tekrar kendini yere bıraktı. Kendi acizliğine sinirlenerek kasketinin altından onu izleyen kadına bakıp “Madem sürmeyi bilmiyorsun ne diye mobilet kullanıyorsun?!” diye atıldı.

“Bu ne biçim bir saçmalık! Ben size ‘Madem yürüyemiyorsun neden önüme çıkıyorsun’ diyor muyum?” diye cevap verdi Anna adamın sözlerine karşılık. 

Adnan “Hıh saçmalıkmış!” diye söylenerek köprünün korkuluklarına uzanırken aynı anda Anna da çöktüğü yerden doğrulmak için korkuluklara uzandı. Soğuk demirin aksine her ikisi de birbirinin sıcak tenini hissetmesiyle ceryan çarpmış gibi ellerini geri çekerken bakışları tekrar buluştu. Bu defa dalgalı bir denizi andıran kadının mavilerine siyah incilerinin dökülmesine engel olamıyordu Adnan. İçi Zehra’sının eksiliğiyle yanıp kavrulurken kadının mavilerindeki serinlik bu yangına su serpiyordu adeta. Anna da engel olamıyordu kendine. Ne adamın siyah incilerini sarıp sarmalayan deniz gözlerine ne de bütün duvarlarını yıkarcasına atan kalbine. Oysa az önce karar vermişti geç kalmışlığına. Âşık olmak için çok yaşlıydı.

Peki aşk için geç kaldıysa bu hissettikleri neydi? Yıllar önce Hans’ın motoruna bindiğinde de benzer şeyler hissetmemiş miydi? Hapishanedeki günlerini hatırladı Anna. Aslında o dört duvar arasından hiçbir zaman kurtulamadığını… Hep oradaydı kalbi, dört duvar ardında… yapayalnız. Bu adamın bakışlarında yalnızlığına iyi gelen bir şeyler vardı. Ne olduğunu bilmiyordu ama tutunmak istiyordu hissettiklerine. Ya bu da bırakıp giderse onu?

Anna panikleyerek kopardı bakışlarının temasını Adnan’ın gözlerinden. Diğer eliyle köprünün korkuluklarına asılarak ayağa kalktı. “B-benim g-gitmem gerekiyor, pazar ayinine g-geç kaldım.” diye kekeledi. Sarsak adımlarla mobiletine doğru yürüyüp üzerine bindi ve köprünün korkuluklarına asılarak ayağa kalkan adama son bir bakış attı. Bir daha asla izin vermeyecekti güveninin kırılmasına. 

Anna mobiletin motorunu çalıştırıp köprüden uzaklaşırken, Adnan bir duygu karmaşası içinde bakakaldı mavi gözlü kadının ardından. Gitmişti işte. Onu köprünün üzerinde öylece bırakıp gitmişti. İyi de olmuştu gittiği… değil mi? Zaten Zehra’sı vardı Adnan’ın, onu köyünün topraklarında bekleyen ve Adnan’ın vefâsı vardı Zehra’sının o toprak rengi gözlerine. Peki kalbinin öksüzlüğü neden bu denli acıtır olmuştu canını? Neden şimdi? 

Mobilet tamamen gözden kaybolunca Adnan uzun bir süre köprünün korkuluklarına yaslanarak boşluğu seyretti. Sonra ağır çekimde elini ceketinin cebine götürüp torununun eskisi olan cep telefonunu cebinden çıkardı ve boş bakışlarla telefonun rehberinde gezdirmeye başladı parmaklarını. Sonunda oğlum yazan numaraya tuşlayarak arama butonuna bastı. Telefon açılır açılmaz karşı tarafın konuşmasını beklemeden “Oğlum… Gel beni al.” dedi. 

“Alayım baba, neredesin sen? Ne oldu ki?” diye sordu oğlu telaşlı bir şekilde. 

Adnan başını kaldırıp boş bakışlarla etrafına baktı. Neredeydi ki? Amsterdam’ın yüzlerce köprüsünden sadece birinde ama hangisinde? Sonra ‘dans eden’ evleri gördü ve Zehra’yla burada gezdiği günü hatırladı. “Ananla fotoğraf çektirdiğimiz köprünün üzerinde oğlum.” diye cevap verdi. 

“Ben nereden bileyim annemle hangi köprüde fotoğraf çektirdiğinizi baba! Bana köprünün numarasını ya da sokağın ismini söylesene!” diye çıkışan oğluna içten içe kırılarak “Boş ver oğlum ben kendim giderim.” dedi Adnan. Telefonu kapatıp ceketinin cebine koydu ve aksayarak köprünün diğer tarafına doğru yürümeye başladı. 

Anna ise son anda yetiştiği pazar ayinine bir türlü odaklanamıyordu. Aklı sürekli köprünün üzerinde bıraktığı o kara gözlü adamdaydı. Acaba bırakmasa mıydı onu orada? Belli ki ağrısı vardı, zor yürüyordu. Hem yardıma muhtaç bir insana yardım etmek her hristiyanın görevi değil miydi? Son anda aldığı bir kararla ayini yarıda bırakıp kilisenin çıkışına doğru yöneldi. Kilisenin girişindeki mobiletinin üzerine atlayıp son sürat o adamı bıraktığı köprüye doğru sürdüğünde görmek istediğini göremeyince, içini kaplayan buruk bir geç kalmışlık hissiyle omuzlarını düşürüp yoluna devam edecekti ki karşı sokakta aksayarak yürüyen birini gördü. Çocuksu bir mutlulukla sürdü mobiletini aksayan adama doğru ve yaklaşınca seslendi: “Sizi evinize kadar bırakabilirim isterseniz, hem böylelikle kendimi affettirmiş olurum. Ne dersiniz?”

Adnan başını kaldırıp sesin geldiği yöne baktı. Seslenen kişinin kim olduğunu görünce dudaklarının ucu hafif yukarı doğru kıvrıldı ve gönül bağının yaşlı çınarı dallarını uzatıp ona boncuk boncuk bakan mavilere tutundu. Tutunmamalıydı belki ama tutundu, çünkü çok yalnızdı. Duraksayıp kadının yanına gelmesini bekledi ve mobilete binmeden önce elini uzatıp “Tanışalım önce, ben Adnan.” dedi.

“Ben de Anna.” diye cevap verdi Anna gülerek. “Ve size çarptığım için çok özür dilerim.”

“Önemli değil.” diye güldü Adnan. “Çarpmasaydın tanışamazdık.”

Kısa bir süre sonra bu hiç de alelade olmayan bir pazar sabahında üç tekerli bir mobiletle son sürat yardırıyordu Anna, Amsterdam’ın dar sokaklarını. Mobiletinin arkasında ise bu sabah her anlamda çarptığı ve çarpıldığı Adnan oturuyordu. 

Hatice Işıktaş

Son Aşkım’ın diğer bölümlerine ulaşmak için tıklayınız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.