Seçmeli Ders

“İnek obasıııığğ…” der demez kesti sözünü Ömer koskoca Şener Şen’in. Saat 8.30’tu. Peş peşe kurduğu tüm alarmları kapattı. Alarmlardan çok önce uyanmıştı. Aslında uyudu demek de yanlış olurdu. Gece boyunca saat 10.00’da yaşanacak olanların ihtimallerini geçirdi kafasından. Çok gergindi. Ağzını bıçak açmıyordu. Yatağından kalktı ve hızlıca üstünü değiştirdi. Elini yüzünü yıkadı. Bilgisayarın başına geçti. Ortaklarının uyanık olup olmadığını kontrol etmek için mesaj attı:

“Aktif miyiz?”

“Evelallah!”

“Aktifiz!”

Yaklaşık yarım saat boyunca daha önce saatlerce geçtikleri planın üzerinden bir kez daha geçtiler. Hataya yer yoktu. Her şey tam zamanında olmalı ve tıkır tıkır işlemeliydi. Ömer saate baktı. 5 dakika kalmıştı. Zaman ne çabuk geçmişti… Gerginliğini üstünden atmak ve kendini rahatlatmak için umursamaz bir tavırla, “Bitsin artık!” diye fısıldadı ama sonra, “Saçmalama!” diyerek silkinip kendine geldi. Gevşemeye yer yoktu. Telekonferans yapıldı:

“Arkadaşlar herkes bilgisayarının başına geçsin. Başlıyoruz!” dedi Asuman.

“Heyecandan klavyeyi ısıracağım!” diye cevap verdi Erdem.

“9.59… Pozisyonunuzu alın!” diyen Ömer titrek sesiyle saniyeleri saymaya başladı. Sonuna geldiğinde sertçe komut verdi: “Şimdi! Saldırın!”

Üçlü hızlı bir şekilde öğrenci numaralarını ve şifrelerini yazarak okulun sistemine girmişti. Bugün ders seçim günüydü. 5 zorunlu dersin yanında 3 seçmeli ders seçeceklerdi. Her seçmeli ders için belirli bir öğrenci kontenjanı konduğundan çok hızlı olmalılardı. Fakat saat 10’u geçmesine rağmen ders seçme işlemleri başlamamıştı.

“Arkadaşlar ben yanlış mı görüyorum saat 10 değil mi?”

“Yoksa saatler geriye mi alındı? Hâlâ başlamamasının başka sebebi olamaz. Koskoca üniversite gecikecek değil ya!”

“İleriye alınmış olmasın! Belki de ders kalmadı. Sistemi kapatarak boşuna umutlanmasın çocuklar demiş olabilirler.” diye sayfayı yenilerken Ömer, Asuman’ın sesiyle irkildi: “Benim açıldı!” diyen Asuman hayatında ilk defa bilgisayar görmüşçesine saldırıyordu. İstediği dersleri seçmek için bütün tuşlara basıyordu resmen.

“Asuman ne durumdasın?”

“Arkadaşlar Sistem Data ya da Serenity diye bir dersimiz var mıydı?” demesi üzerine gülen Ömer, Erdem tarafından bastırıldı: “Nereden bilsin kız senede bir kere ders seçmek için giriyor bilgisayara.”

Sistem ani yüklenme sonucunda çökmüştü. Koskoca asırlık çınar üniversitenin sitesi an itibariyle girişlere kapatılmıştı ama çıkışlar tüm hızıyla sürmekteydi. Ömer sayfayı genişletme tuşuna basmış olmasına rağmen pencere kapandı. “Abi vallahi kapatmadım, sayfayı büyütecektim ya Kuran çarpsın!” diyerek tekrar sisteme girmeye çalıştı ama o kadar zordu ki tekrar girmek. Girmeyi başardığında yine aynı şey başına geldi. Üçüncü girişinde sayfayı büyütmeyip küçük pencereden takip etti. Okulun sitesi en ufak bir hareketi affetmiyor, yalnızca beklensin istiyordu.

“Arkadaşlar bence önce seçmeli derslerimizi seçip onaya göndererek garantiye alalım. Zorunlu dersleri site sakinleşince seçeriz.” diyerek bir fikir attı Ömer.

“O ne öyle be? Danışman bu eksik diye onaylamazsa seçtiğimizden de oluruz. Plana sadık kalın.” dedi Asuman.

“Hangi dersleri seçiyorduk?” diye soran Erdem masum bir cevap bekliyordu ama ürkütücü bir sessizlik hakimdi.

“Ders olarak bilmiyorum, bakmadım ki.” dedi Ömer buruk bir tebessümle. Asuman: “Şahin Coşkun, Erman Man ve Aysel Demirci Çıtak’ı seçeceğiz. Ders önemli değil.”

“Aysel Hoca evlenmiş mi?”

“Şu an bunu merak etmenin sırası mı Allah aşkına?”

“Çok gerginim!”

Aradan kırk beş dakika geçmişti. Şarjlar azalmış, uzatma kablolar bilgisayara kadar uzamadığı için telefonlar kapatılmıştı. Bilgisayardan mesajlaşma sürüyordu. Geçen kırk beş dakikanın sonunda Asuman ve Erdem sisteme girmeyi başarmıştı. Ömer ise ancak lise müdürünün dandik bilgisayar kamerasıyla çektiği yamuk fotoğrafına kadar ilerleyebilmişti.

“Ya Allah aşkına 2 saattir bilgisayar başındayım. Şu siteden sorumlu hergele kimse uyandırın çözsün şu işi.”

“Ömer biz dersleri seçtik, seni bekliyoruz onay için.”

“Hadi Ömer başarabilirsin, yap şu işi!”

Ömer defalarca siteyi yeniledi. F5 tuşuna basmaktan işaret parmağı işlevsiz hale gelmişti. Bir yerden sonra bunu bir eğlenceye çevirerek ritim tutmaya başladı. Ekranda gördüğü tek şey yüzünün yansıdığı beyaz bir ekranın ortasında dönen çemberdi. “Arkadaş yorulmuyor da ya!” diye söylenirken birden o çemberin durduğunu ve ekranda bir kutucuğun belirdiğini fark etti. Heyecanla yerinden doğruldu ve okudu:

“Bu bölümü görüntülemek için öğrenci olmanız gerekmektedir.”

“Ee ben öğrenciyim zaten.” dedi ve ekranı incelemeye devam etti: “Ya bari bir söz hakkı tanı be kardeşim. Derdimizi de anlatamıyoruz ki.”

“Ömer hadi be kardeşim dersler bitti be. Bak kalacağız o mendebura gözünü seveyim.”

“Tövbe de angut!”

Mendebur… Her şeyin baş sorumlusu. Ömer, Erdem ve Asuman pırıl pırıl gençlerdi. Tek gayeleri bölümlerini iyi derecelerde bitirmek ve güzel derslerde keyifli, verimli vakit geçirmekti. İlk iki sene böyle geldi ve geçti. Fakat üçüncü sınıftan itibaren bir şeyler ters gitmeye başladı. Zaten her şey iyi gidemezdi. Onlar öğrenciydi. Mutlu olamazlardı. Adına “Seçmeli ders” denilen bu ayrıcalığa sahip olamazlardı. Seçmeli ders daima okul tarafından seçilen derstir. Bir dayatmadır. Üniversiteye gelince garip öğrenciler işler değişecek sanır. Üniversite ilmin gerçek yuvası, özgürlükler diyarıdır… yersen! Burada da dayatmalar daha planlı ve profesyonelce işler. Ya güzel dersler sadece listede ismen var olur, açılmasına müsaade edilmez ya da belirli bir sınırlama koyulur ve sınıfın büyük kısmı feda edilir. Ne için? “Onların dersi seçilip açılıyor, benimki açılmıyor!”

“Hocam iyi bir insan olun, bir de iyi öğretmen. Açılır!”

“Ben kolay yoldan açılsın istiyorum.”

İşte öğrencilerin başına bela olan mendeburun üst yetkililerle yaptığı görüşmeden bir kesit. Halim Hoca öğrenciler tarafından sevilmeyen biridir. Dolayısıyla açtığı dersler dünyanın en güzel dersi olsa da seçilmez. Geçtiğimiz dönem başlayan kontenjan kriziyle istediği dersleri seçemeyen bazı öğrenciler onun dersini seçmek daha doğrusu işaretlemek zorunda kalmaktansa dönem uzatmayı tercih etmiştir. İşte Ömer, Asuman ve Erdem’in tüm amacı ona kalmamaktır. 

Bu esnada Ömer’in sayfası da açıldı. Ömer konuşulduğu gibi derslerini seçmişti. Onaya gönderdi ve koltuğuna yaslandı. Resmen 10 yıl yaşlanmıştı. Odasından çıktı ve kahvaltısını yapmak için mutfağa gitti. Aradan yalnızca 1 saat geçmişti. Ömer bezgin bir şekilde çekyatta yatarken telefonuna ardı ardına gelen mesajlarla ayaklandı.

“Danışman hoca mesaj atmış. Seçtiğimiz üç seçmelinin ikisi açılmayacakmış. Hoca bu dersleri seçen herkesi sıfırlamış. Tüm dersleri baştan seçeceğiz.”

“İyi ama yerine seçebileceğimiz dersleri seçenleri sıfırlamadığından bize ders kalmıyor ki.”

“Evet başka ders bulmamız gerekecek.”

“Asuman zaten 10 tane ders var. Neyi bulacağız, bunlar bizden ne istediklerinin farkında mı?”

“Bana niye kızıyorsun Ömer ya? Atacağım kendimi koltuktan aşağı o olacak en sonunda!”

“Ben hâlâ tuvalete gidemedim.”

“Niye Erdem?”

“Gerginim!”

Bu iş çok uzamıştı. Bir şey bu kadar zor olmamalıydı. Gücü yok diye öğrenci milleti bu kadar ezilmemeliydi ama kim duyar ki sesini? Muhatap mı var sanki?

Üçlü kalan dersleri tekrar gözden geçirmişti. Zaten çok azı kalmıştı. Kontenjanlar bir bir doluyor, kapılar teker teker yüzlerine kapanıyordu.

“Cemil Hoca’nın bir dersi var, ne dersiniz?”

“Ben iki kere aldım o dersi, üçüncüye gözüm yok. Adam zorunlu dersi seçmeli yapmış en sonunda. Yeter arkadaş anladık.”

“Peki mendebura kalırsak ne yapacağız?”

“Okulu bırakacağız.”

“Şu anda sakin olmamız lazım. Elimizde dört hoca var. Üçünden ikisini seçerek diğer birinden kurtulmuş oluruz ve üçümüz birinci dönemi rahat geçiririz.”

“Ders mi seçiyoruz, imtihana mı sokuluyoruz belli değil ya.” diyen Erdem bir kez daha sordu: “Ne yapacağız?”

“Ben bu danışman hocaya, “Hocam başında sadece açılacak dersleri duyursaydınız da biz de bilgisayar başında 2 saat kontenjana takılmamak için kamp kurup hasta olmak zorunda kalmasaydık. Hepiniz Halim’in askerisiniz, kibrinizde boğulun.” desem ne olur?

“Kibrinizde boğulun ağır olur.” dedi Erdem.

“Ha gerisini yazıyorum o zaman.”

“Önce bir sakin olalım.” dedi Asuman. Yılmıştı artık. Ellerinde kalan üç hocadan ikisini seçmekte karar kıldılar ve sisteme girdiler. Asuman ve Erdem yine önceden girip dersleri seçmişti. Gözler Ömer’deydi. Sistemdeki yoğunluk devam ediyordu. Ömer bildiği tüm duaları okuyarak sayfayı yeniledi ve birden ders seçim ekranını karşısında buldu. Hızlıca ekranda gördüğü bütün dersleri seçmişti. İşaretlerken bildiğinden fazla seçtiğini fark etse de bunun peşine düşecek zamanı yoktu. Seçmeli ders ekranına geçtiğinde sistem ara ara mavi ekran verse de sonunda Ömer istediği dersleri seçmeyi başarmış ve arkadaşlarıyla kurduğu kontak sonucu onaya göndermişti.

“Başardık! Üçümüz de bölünmeden ortak dersleri seçebildik ve mendebura kalmadık!” diyerek zafer naraları atan Erdem’e Asuman, “Yaşasın!” diyerek eşlik ediyordu. Ancak Ömer’in sesi kesilmişti. Bir tuhaflık vardı.

“Arkadaşlar…” dedi Ömer dumura uğramış bir şekilde.

“Ne oldu?” diye sordu Erdem.

“O telaşla geçen seneki bütün düşük dersleri yükseltmeye almışım.”

“Geçen sene Halim’in dersinden en düşük notla geçmiştin değil mi sen?” diye sordu Erdem ağlamaklı bir ses tonuyla.

“Evet.” dedi Ömer, gözünden akan yaşı silerek. “Halim’in seçmelisinden kurtuldum, kurtulduğum esas dersine yeniden tutuldum.”  

Agâh Ensar Can

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.