Meteoroloji Mafyası

Hayatını gözü açık yaşayan biriydim. Anlık bildirimlerle haberleri öğrenen, ekonomik kura göre harcama yapan ve hava durumuna göre kılık kıyafet değiştiren biriydim. Fakat anladım ki, ne kadar gözü açık yaşasan da sana gösterildiği kadar görebilirsin. Gördüğün bir haberle sarsılıp evden markete gidene kadar kendini şişirebilirsin. Marketteki televizyonla da o haberin yalan olduğuyla yüzleşirsin. Ya da kurdaki dalgalanmayla alakalı bilgi almak için televizyonun başına oturursun ve biletsiz şaka yapan bir komedyene gülersin. Hele bir de meteoroloji var ki, en acayibi. Palto giyip ter döktüğüm, kar bekleyip camın başına oturduğum, yağmurdan kaçarken doluya tutulduğum anlardaki tutarsızlığı ancak Meteoroloji Tahmin Bürosu’nda çalışmaya başladığımda anladım.

Telefonların susmadığı, ajanslara rapor yetiştirmek için harıl harıl çalışıldığı yeni bir iş günüydü. Birileri kaynaklardan bilgi alırken, başka birileri de o bilgileri teyit ediyor ve ona göre bir üst birime iletiyordu. İşyerinde havalar parçalı bulutluydu.

Şevket her zamanki gibi yorgundu. İşlerle boğuşuyor, öngörülerde bulunuyor ve bir sonraki günün hatta bir saat sonranın bile kaderini belirliyordu. O, Destekli Tahmin Şefi idi. Yaptığı gözlemler üzerine bulunduğu tahminleri işleme koymaya hazırlanırken telefonu çaldı. Arayan galeriden bir arkadaşıydı.

“Şevket abi kolay gelsin. Nasılsın?”

“İyidir Şecaattin, hayrola?”

“Hiiiç Şevket abi, havadan sudan konuşalım diye aradıydım.” dedi gülerek.

“Hadi lan bırak bu işleri. Söyle ne istiyorsun?”

“Vallahi havadan sudan abi. Nasıl yarın hava?”

“Bakayım Şeco.” dedi ve raporlarına şöyle bir göz attı: “Yarın hava 23 derece. Öğleden sonra hafif bir yağmur bekliyoruz.”

“Abi bunu daha duyurmadınız değil mi?” diye sordu telaşla.

“Duyurmadık, niye ki?”

“Abi şu ara işler çok kötü biliyor musun? Senden bir ricam olacak. Hani diyorum ki sen bu yağmur olayını biraz süslen, hafif değil de yoğun desen, ileri gidip dolu yağacak desen…”

“Bunun senin işinle ne ilgisi var oğlum?”

“Abi dolu yağacak dersen millet arabası için endişelenip kapalı otopark arayışına girer. Ben de yolumu bulurum. Gözünü seveyim yap bir babalık.”

“Bu kaçıncı be oğlum ya. Her seferinde de istenmez ki.”

“Abi Allah aşkına dert mi senin için? Sanki kim hesap soruyor?”

Haklıydı Şecaattin. Dolu yağacak diye açıklama yapılsa ve yağmasa kim, ne diyecekti? Sonuçta Allah’ın işiydi.

“Peki peki. Yarın dolu yağacak diyorum.”  

“Harbi mi diyorsun abi?”

Sevgili izleyenler meteorolojiden uyarı geldi! İstanbul’da yarın sabah 9’dan itibaren kuvvetli bir dolu yağışı bekleniyor. Uzmanlar bu saatlerde dışarı çıkacak olan vatandaşların dikkatli olmasını söylerken, dolunun şiddetinin yüksek olacağını ve buna uygun önlemler alınmasını gerektiğini bildirdi.

Ertesi hafta Şevket geç saatlere kadar büroda kaldı. Ben de onun arkasını topluyordum. Ekibinden gelen verileri inceledi ve sonra da kendi gözlemleriyle birleştirdi. Gözünden uyku akıyordu. Tahminlerin sabah ajansına yetiştirilmesi gerekiyordu. Raporlara baktıkça bir şey fark etti. Bir ay boyunca hava sıcak olacak ve herhangi bir aksiyon olmayacaktı. Bu da tahminler açıklandıktan sonraki süreçte kendisinin pek de bir önemi kalmayacağını gösteriyordu. Bu durum Şevket’in canını sıktı. Raporların üzerinde oynama yaptı. Bu ülke insanına biraz heyecan şarttı.

Meteorolojiden gelen uyarıya göre üç büyük şehri kasırga bekliyor. İstanbul, Ankara ve İzmir için meteoroloji kırmızı alarm verdi. Birbirinden alakasız bölgelerde olmasına rağmen aç gözlü bir siyasi parti gibi bu üç ili hedef alan kasırganın tam olarak zamanı bilinmezken, uzmanlar her an gelebileceği hususunda uyardı.

Balık avlama mevsiminin açılmasıyla gözler meteorolojiye çevrilmişti. Gelecek olan hava tahminleriyle balıkçılar sulara açılacak ve tutacakları balıklarla insanların gözünü de karnını da doyuracaktı. Derken bir telefon çaldı. Şevket’in mahallesinden Balıkçı Hüseyin’di arayan.

“Şevket abi ocağına düştüm. Bu hafta için fırtına alarmı verir misin? Kimse açılmadan ben açılıp kurutayım denizi.”

“Millet bu mevsimde buzhane balığı mı yesin Hüseyin?”

“Yemek istemiyorlarsa bana gelsinler işte Şevket abi.”

“Peki yarın fırtına var.”

Bir yerden sonra bu iş Şevket’in kolayına gelmişti. Gözlem yapmayı da, kendisine sunulan tahminleri incelemeyi de bıraktı çünkü onların bir hükmü olmayacaktı. Eşi, dostu, ahbabı hatta kendisi yarın için ne olsun istiyorsa o, oluyordu. Kışın en soğuk günlerinden birinde şöyle bir olay olmuştu. Havalar öyle soğumuştu ki, herkes kar bekliyordu. Ancak hava tahminlerinde ilk bir ay kara yer yoktu. Şevket bu defa çocuklarına yenilmişti. Kimsenin kar söylentisini yadırgamayacağı bir haftada valiliğe ciddi uyarılarda bulunmuş, kendi düzdüğü raporları sunmuş ve sonunda onları ikna etmişti.

Sevgili izleyenler meteorolojinin yaklaşık üç gündür kırmızı alarm vererek duyurduğu kar yağışı için İstanbul Valiliği bir açıklama yaptı. Açıklamada valilik önümüzdeki üç gün içinde yoğun bir kar yağışı beklendiği ve donma meydana gelebileceğinden ötürü okullarda eğitime üç gün ara verileceğini ama öğretimin kesintisiz bir şekilde devam edeceğini duyurdu.

Bu duyuruların ardından herkes eve kapandı ve dolayısıyla yollar da boşaldı. Şevket ve ailesi trafiğin ve otel rezervasyonlarının seyrek olmasını değerlendirerek arabalarıyla üç günlük bir tatile çıktı.

Nisan ayında büroya teftiş için yetkililer geldi. Teker teker hepimizle görüştüler. En son Şevket çağrıldı. Ben de odadaydım. Şevket’in sıcak havada kalın giyinmiş olması teftiş kurulunun dikkatinden kaçmadı.

“Şevket Bey bu havada neden böyle giyindiniz? Yoksa hava bozacak mı?” dedi ve elindeki kağıda bakarak ekledi kuruldan bir yetkili: “Burada havanın 25 derece güneşli olacağı yönünde rapor vermişsiniz.”

“İçimde fırtınalar kopuyor, o yüzden kalın giyindim beyefendi.”

“Yani havalar sıcak olacak değil mi?”

“Tabii ki beyef…” dediği esnada bir gök gürültüsü kopmasın mı? Dış dünya bulanıklaştı yağmur damlalarının camları süslemesiyle. Yetkili imalı bir şekilde gülerken Şevket bozuntuya vermeden: “Allah’ın işi efendim.”

“Bırakın bunları Şevket Bey. İş arkadaşınız bize her şeyi anlattı. Hava tahmini yapın diye görevlendiriyoruz, bir tarafınızdan uyduruyorsunuz. Azledildiniz!”

“Ama beyefendi!” derken akan gözyaşlarına mâni olamamıştı.

“Ne o? Gözlerinizde baharı bekliyordunuz sanırım.” dedi ve bana dönerek, “Gözler yanıltmaz. Siz iyi bir şef olacaksınız. Şevket’in görevini siz devralın.”

Adalet tecelli etmişti. İnsanları ince kıyafetlerle sokağa döküp ekibi tarafından satılan naylon şemsiyelere mahkum etmek isteyen Şevket artık yoktu. Onu yetkililere şikayet ederek attırmış, yerini ben almıştım. Gururluydum. Bu başarımı eşimle paylaşmak istedim. Onu aradım.

“Hayatım Destekli Tahmin Şefi oldum.”

“Tebrik ederim canım. O halde bu hafta sonunun anlamı daha büyük olacak. Kutlama yapacağız!”

“Kutlamaya vaktim olmaz diye düşünüyorum tatlım. Hafta sonu yoğun olur, çalışırım.”

“Ne? Ama izin almıştın, unuttun mu? İzmir’de bir otelde üç gece, iki gün konaklama kazanmıştık!”

“Ah unuttum onu. Neyse bedavaydı sonuçta. Gidemeyiz, bir şey olmaz!” dememle eşimin sesinin şiddetlenmesi bir olmuştu. Bu şiddeti öngörememiştim.

“Saçmalamayı kes! 500 TL uçak biletine verdik. İade de alamayız. Paramız mı yansın?”

“Kapat telefonu. Kar yağacak, uçak uçmayacak!”

Agâh Ensar Can

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.