Çağların Ötesinde Bir Ressam: Osman Hamdi Bey

Türk resim sanatının öncü ismi Osman Hamdi Bey 24 Aralık 1842 tarihinde İstanbul’da doğmuştur. Döneminin ötesinde olan eserleri, şu an bulunduğumuz dönemin dahi ötesindedir. Halen resim sanatında bir yol gösterici ve dikkate değer bir örnektir. Osman Hamdi Bey, ilk Türk arkeoloğu olarak kabul edilmektedir.

Babası Avrupa’da tahsil yapmış devlet adamlarından biri olan İbrahim Ethem Paşa’dır. Ethem Paşa; bilgili, güvenilir ve dürüst bir devlet adamıydı. Bu örnek karakteristik özellikleri ve donanımı oğluna da geçmiştir. Osman Hamdi Bey’in resme olan ilgisi Mekteb-i Maarif-i Adliye’de başlamıştır. Aziz Ogan, Osman Hamdi Bey ile alakalı olan bir yazısında, Ethem Paşa’nın vazife icabı 1858 yılında Belgrad’a giderken oğlunu da yanında götürdüğünü ve onu oradan Viyana’ya gönderdiğini, onun da Viyana’da müzeleri ve sanat eserlerini gözlemleyip ilham aldığını anlatmıştır. Osman Hamdi Bey bu gözlemlerden sonra sanata gönülden bağlanmış ve Paris’te hukuk okurken de bu bağını göz ardı edememiştir. Derslerine devam ederken resim sanatına duyduğu ilgiyi pekiştirmiş ve Boulanger, Jean-Leon Gerome gibi dönemin ünlü ressamlarının derslerine katılmıştır. Gerome onun sanat hayatında çok etkili bir yere sahiptir. Figür ve kompozisyon açısından onun öğrencisi olduğu çok açıktır.

1862 yılında Paris’e resim eğitimi almak adına iki Türk genci daha gelmiştir. Bu gençler, Süleyman Seyid ile Ahmet Ali Efendi’dir. Türk resim sanatında çok büyük işler yapacak olan bu üçlü Paris’te eğitim almaya devam etmiştir.

1867 yılında Milletlerarası Paris Sergisi düzenlenmiş ve Osman Hamdi Bey bu sergide Osmanlı hükümetinin temsilcisi olarak yer almıştır.

1869 yılında İstanbul’a dönen Osman Hamdi Bey, Bağdat Valisi olan babası Mithat Paşa’nın Vilayet-i Umur-u Ecnebiye Müdürlüğü teklifini kabul etmişti. 1871 yılına kadar bu vazifeyi yürüterek tecrübe kazanan Osman Hamdi Bey daha sonra tekrar İstanbul’a dönmüş ve Teşrifat-ı Hariciye Müdür Muavini olmuştu.

Osman Hamdi Bey 1874 yılında Türkiye’nin de katıldığı Viyana Uluslararası Sergisi’ne Osmanlı Devleti’nin baş komiseri olarak katılmıştı. Daha sonra çeşitli vazifelere getirilen Osman Hamdi Bey bir noktada çekilmiş ve kendini resme vermişti. 1881 yılında Sultan Abdülhamid’in isteğiyle Osmanlı Müzesi Müdürlüğü’ne atandı. 1883 yılında bugün Güzel Sanatlar Akademisi adıyla yaşamaya devam eden Sanayi-i Nefise-i Mekteb-i Âlisi’ni kurmuştur. Osman Hamdi Bey’in müzecilik alanında yaptığı çalışmalar, kültürel bir kalkınışı temsil etmektedir. Hem müze için hem de devletin kültürel mirası için yaptığı en önemli hizmet hazırladığı tüzüktür. Bu tüzüğe eklediği maddeler ile Osmanlı eserlerinin Batı’ya kaçırılması engellenmiştir.

Müze müdürü olarak ilk Türk bilimsel kazı çalışmalarını başlatmıştır. Bu dönemde arkeoloji dünyasının başyapıtı olan İskender Lahiti’yi bulmuştur. Bu onun arkeoloji dünyasına dev bir armağanıdır.

Bu buluşun ardından uluslararası bir şöhrete ulaşan Osman Hamdi Bey, Salomon Reinach ile birlikte Sayda Kral Mezarlığı adında bir kitap yazmıştır.

Tüm bu uğraşlar onu asıl sevdasından uzaklaştırmamıştır. Osman Hamdi Bey ressam kimliğiyle eserlerini vermiş ve hiçbir zaman ara vermemiştir. Resimlerini Gebze’deki evinde yaptı. Sağlığında ressam olarak da şöhrete kavuşmuş ve Ressam-ı Şehir unvanını almıştır. Figürlü kompozisyonu Türk resminde kullanan ilk ressamdır. Bir Oryantalist olarak eserlerinde mecazlara sıklıkla yer vermiştir. Doğu figürlerini ve Osmanlı mimarisini pek çok kez yüceltecek eserler vermiştir. Onun resimlerinde düşünen, okuyan ve tartışan bir aydın tipi vardır. Dışarıya açılan kadın figürleri vardır. Kaplumbağa Terbiyecisi ve Silah Taciri en çok ilgi gören ve beğenilen eserleridir.

Öncü sanatçı 24 Şubat 1910 tarihinde İstanbul’da vefat etti. Cumhuriyet’in kuruluşunu bile göremeyen sanatçı, göremediğinden çok daha fazlasına örnek oldu ve çağının çok ötesinde yer tuttu.

Osman Hamdi Bey yalnızca bir ressam değil, bir kültür adamıdır. Resmin, arkeolojinin, bilimin ve bunların bağlı olduğu kültürün öncüsüdür. Güzel Sanatlar Akademisi’nin yanı sıra İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin de kurulmasında pay sahibidir. Osman Hamdi Bey tüm bu kendisi ya da kendi sanatsal endişesi için değil, vatanı ve vatanının evlatları için yapmıştır. Onların faydalanması ve devletinin gelişmesi için çabalamıştır. Öncülük ettiği her bir amacın ardında düşündüğü insanı ve vatanı yatmaktadır. Bunu kurucu üyesi olduğu Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin çıkardığı gazetedeki şu yazıdan da anlamak mümkün olacaktır:

“O gün merhumun ziyaretine gelen, ilmi faziletine hayran ecnebi dostları Hamdi Bey’e memleketlerinde yüksek maaşlı bir memuriyet teklif etmişler. Hamdi Bey bu teklifin maddi şöhretten başka daha neler kazandırabileceğini sormuş. Onlar da bu derece şaşaalı bir vüsat-ı maişet teminine mukabil artık başka ne gibi bir hisse-i menfaat arayışına ihtiyaç hissedildiğini sorgulamışlar. İşte bu sorgulama neticesidir ki Hamdi Bey, mensubu olduğu millete ait medeniyet ve maarifinin terakkisine hasır-ı emel, vakıf-ı hayat etmekle zevk-i manevi aldığını epeyce anlatmıştır.”

Sanatçı yurt içi ve yurt dışı pek çok organizasyonda sayısız ödül kazanmış ve defalarca altın madalyaya layık görülmüştür. Bilinene göre 200 eseri bulunmaktadır. Bu eserlerin 19 tanesi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde sergilenmektedir. Geri kalan eserler de koleksiyonlarda yerini almıştır. Osman Hamdi Bey’in eserleri halen büyük ilgi görmekte ve uğruna büyük paralar ödenmektedir.

Agâh Ensar Can

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.