Avizedeki Korku

Korkularımız vardır. Bazıları ile pek bir haşır neşiriz ama bazılarının varlığından bile bihaberiz. Haberimiz olsa bile görmek isteriz çünkü ancak böyle harekete geçer korkularımız. Kapalı alanda kalmaktan korkar kimimiz, kimimiz ise başarısız olmaktan. Bugünlerde ise ortak bir korkusu var hepimizin. Bu defa korku; bir yerde, bir insanda ya da olmayan bir varlıkta değil, tavandaki avizede.

     Korkular genellikle kontrol edilemeyen duygulardır. Korku duyulan şey kontrol edilse de duygu hakimiyetini korur ama bundan daha kötüsü de vardır. Ya kontrol edilemeyen korku, kontrol edilmesi mümkün olmayan bir duruma karşıysa? Mesela depreme. Deprem ben dahil pek çok insanın aklında olan ama görmediği için, yaşamadığı için gündemine almadığı bir korkuydu. Şu anda ise herkesin dilinde, gündeminde. Belki de bu yüzden kendini unutturdu. En beklemediğimiz, hazır olmadığımız anda merhaba diyebilmek adına saklandı tavanımızdaki avizenin ardına. Yalnız kaldığımız ve hislerimizi dinlediğimiz bir gün bize bir şeyleri duyurmak, dünya telaşının ne kadar boş olduğunu göstermek istedi bize. Deprem anını hatırlıyorum. Evde yalnızım. Biraz da rahatsızım. O gün olabilecek her bir şeye pek bir hazırlıksızım. Kahvaltımı yapmış, televizyon izlemek üzere uzanmışım. Tam o esnada iki gün önce sadece odamda ufak çapta bir gürültüye neden olan, 1999 yılında ise nice canları acıtan korku sarsmıştı tavandaki avizemi. İki gün önce verdiği endişe bu defa daha ciddiydi. O zaman sadece odamın içinde yaşadığım endişe bu defa tüm evimi hatta yaşadığım semti içimde hissettiren bir korkuya dönmüştü. Sallanan televizyon, hemen solumdaki masanın üzerinde kahvaltımdan kalan boş tabağın sesi ve bardağı taşıran su damlaları… yok yok. Bu korku değildi. Kabullenişti, teslim oluştu benimki. Öyle bir andı ki, belki de son anım. Ne acı! Aklımda ilk âşık olduğum kişi yoktu. Dert edindiğim yaşanmışlıklarım, sızlayan boğazım, kazık atan arkadaşım ya da mağlup olan Galatasaray’ım… yoktu. Korkularım başlığı altında uzun uzun sıralayacağım şeyler de geçmedi o an aklımdan. Yazmaya başladığım hikâyelerin yarım kalmasından da korkardım hep. Neye hikmetse onlar da uğramamıştı o anıma. Sadece ben vardım. O an aklımdan geçen tüm hislerin sahibi bendim. Belki de her insan gibi benim de arzuladığım bir hedefin zafere ulaştığını görüyordum. Yalnızca kendimi düşünüyordum. Üstelik bunun zafere ulaştığını da son anım olabilecek bir anımda öğreniyordum. Önlem alabiliriz demek için son derece geç kalınmış olabilecek bir andı. Aklın, gücün ve cesaretin pek de bir şeye yaramadığı bir andı. Kontrol edemediğimiz ve hiçbir şekilde de edemeyeceğimiz bir andı. Kaf dağına çıkardığımız burnumuzu bile sarsıntısıyla yerin dibine indirecek bir andı. 

     Her insan için yaşadığı ev değerlidir. Hatta pek çok insan bu yüzden evcimendir çünkü evine girdiği anda dışarıdaki sıkıntıları, korkuları kapının dışında bırakır ama afet bu şansı da alır insanın elinden. Korku artık evimizden içeri de girdi. Öyle ki dışarıda kalanları bile unutturdu. Hayat boştu. Hayatımıza yaydığımız korkuların, telaşların ve kafamıza taktığımız dertlerin üzerinde olan korkular vardı. Üstelik birden bire var olmadı. Her zaman aramızdaydı.

Agâh Ensar Can

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.