Birinde hüsn-i tabî’î şafak-nisâr-ı gurûr, Bedî’a-zâr-ı tecellîsi nûr-ı icâdın; Latîf-i lükneti bir tıfl-ı hande-mu’tâdın Verir lisânına pek tatlı bir edâ-yı vakûr. Birinde eski bir âlüfîte hâlidir manzûr, Durur sevâd-ı cebininde köhne bir yâdın; Fasîh-ı gılzatı bir suhre-kâr-ı üstâdın Olur dehân-ı kadidinde nükte-zâr-ı zuhûr. Güzel çocuk, o güzel bir demet takıp koluna, Bilâ-udûl ü tevâkkuf devâm eder yoluna; Edeble mün’atıf enzârı dâ’imâ yukarı… Düşer mi hiç ona hem-pâ oluş bu fertûte? Nasıl rekâbet eder gölge nûr-i lâhûte?’ Nedir merâmı, ne ister o tâzeden bu karı?..