Çilekeş Kardeşler | 21.Bölüm

İftar sonrası Salimoğlu Ailesi’ne bir ağırlık çökmüştü. Hanımlar mutfakta keyif çayı içerken beyler karşılıklı çekyatlara uzanmış, uykuya dalmıştı. Kendisini uyutmasını beklerken babasının uyuduğunu gören İlknur bebek, “Alt tarafı 18 saat oruç tuttuktan sonra üç öğünü yarım saatte yediniz. Ya ben ne yapayım? Kuru süte talim! O da veren olursa…”” der gibi bakıyordu. Kardeşler ise kafaları karışık bir şekilde odalarındaydı. İftardan sonra telaşla açılan telefon üzerine soluğu dostlarının yanında alan Olcayto, merakla ikizleri seyrediyordu. Roller değişmişti. Alper kitaplığın ücra köşelerinden çıkardığı toz dolu İlmihal kitaplarını karıştırırken Agâh stresten elindeki topu duvara atıp bir kaleci gibi tutmaya çalışıyordu.

“Neyiniz var sizin ya?” diye sordu en sonunda Olcayto.

“Orucu bozan şeyleri saysana bir.” dedi Agâh kendisine gelen topu tek eliyle tuttuğu gibi Olcayto’ya dönerek.

“Yemek yemek.”

“Oğlum bir kere söylemen yeterli.” dedi Alper başını kitaptan kaldırıp.

“Alper sen umutsuz vakasın ya.” diyen Agâh topu Olcayto’ya fırlatıp: “Tamam işte. Öpücük bozmaz değil mi?”

“Ne? Öptün mü sonunda birini?” diye sordu Olcayto heyecanlı bir şekilde. O kadar şaşırmıştı ki kıvırcık saçları titredi.

“Oğlum bu ne tavır ya, sapık çocuk yetiştirmeye çalışan enişteler gibi?”

“Agâh bizim eniştemiz yok ki.”

“Ne mutlu!”

“Oğlum ne diyorsunuz siz ya?”

“Olcayto! Hani ben bugün Açelya ile buluşacaktım ya…” dedi ve heyecanının giderek arttığı görülen Olcayto kafasını salladı. “İşte tam ayrılırken Açelya beni öptü.”

“Yanaktan.” diye ekledi Alper. Bunu duymasıyla heyecanlı yüzünün bozulması bir olmuştu Olcayto’nun.

“Orucum bozulmuş mudur?”

“Bunu öğrenmenin tek yolu var.” dedi ve ellerini arkasında birleştirerek odada yürümeye başladı Olcayto. “Bir bilene sormalıyız.”

“Kime?”

“Bu ülkede böyle saçma bir soruya sabırla cevap verebilecek bir tek kişi var.”

“Kim?”

“Nahit Hattatoğlu!”

“Gidiyoruz!”

Heyecandan elindeki topu kapıya doğru fırlatan Olcayto kapının açıldığından bihaberdi

Heyecandan elindeki topu kapıya doğru fırlatan Olcayto kapının açıldığından bihaberdi. Kendisine doğru gelmekte olan topu bıyıklarıyla yumuşatıp ayağının içine indiren Salim Bey topu havalandırıp odaya girdi ve ardında kalan topa sırtı dönükken vurup Olcayto’ya iade etti.

“Nereye gidiyorsunuz? Hadi kalkın teravih vakti geldi.” dedi az önce hiçbir şey olmamış, onca şov yapılmamış gibi istifini bozmadan.

“Baba sen hep diyordun ya kime çekti bu oğlan diye. Çekmişim işte çekeceğim yere.” diyerek babasının Fatih Terim’den hallice olan hareketlerini alkışlayarak kutladı Alper. Olcayto ise gözlerini yummuş titrek bir şekilde bekliyordu. Allah iyiliğini versin. Korkudan kapatmış gözlerini. Görememiş o güzelim hareketleri.

Teravih için çıkmadan önce Olcayto banyoda bulunan tartıya çıkmıştı. Çok geçmeden tartıdan gelen zorlanma sesleri sonrasında inip söylenmeye başladı.

“Olcayto!” dedi Agâh gözleri faltaşı gibi açıktı. “Tartımıza bunu nasıl yaparsın?”

“Oğlum abartma ya. Hem Salim amca da kilolu.”

“Öyle de tartı babamı tanıyor. Kapıdan girdiğinde ‘Amanın Salim Bey geliyor. Neyse kendimi biraz sıkarsam atlatabilirim’ diyor ama seni gördüğünde ‘Amanın booo bu kim lan!’ demeye kalmadan üstünde seni buluyor.”

“Yani Salim amcayla aramızda booo diye bir fark mı var?”

“Evet kanka, ağır vasıta sayılmana bir sandviç kaldı.”

Jet imamla elde edilen hızlı teravih deneyiminin ardından eve gelip yarını planlamışlardı

Jet imamla elde edilen hızlı teravih deneyiminin ardından eve gelip yarını planlamışlardı. Aile yarın akşam Sultanahmet’te iftar yapmak için ikna edilmişti. Agâh, Alper ve Olcayto okul çıkışı gidip Nahit Hoca’yı sıkıştırıp öğrenmek istediklerini öğrenecek, sonra da ailecek güzel bir iftar yapacaklardı. Planları canlı yayına çıkmadan bu işi bitirmekti. Zira Agâh canlı yayında soruyu sorarsa başta Açelya olmak üzere herkes görecekti.

Agâh orucunun bozulmuş olmasından çok korkuyordu. Gerçekten de temiz bir niyeti vardı ve öylesine zor bir ortamda son ana kadar bu niyetini korudu. Şu ana kadar hiç oruç bozmamıştı. Fakat bunun ilahi bir mesaj olabileceğini de düşünmüyordu. Belki de Açelya, Agâh’ın içindeki tüm iyi niyetin katili olacaktı.

“Agâh bozulursa 61 gün he.” dedi gülerek Olcayto. “Artık iki haftada bir tutarsın.”

“Üst üste tutması lazım.” diyerek gerilimi iyice arttıran Alper, Agâh tarafından susturulmuştu. “Ulan ben yalnız yaşayan bir adam değilim ki. Annemlere ne diyeceğim?”

“Söylemezsin olur biter.

“Oldu! Annem yarım saatte bir börek açıyor.”

“He ya canım anam.”

Ertesi gün okuldan paldır küldür çıktıkları gibi yola koyuldular

Ertesi gün okuldan paldır küldür çıktıkları gibi yola koyuldular. Minibüs duraklarına doğru yürürken klasik Ramazan tezgahlarıyla karşılaşmışlardı. Normalde bomboş olan alan Ramazan’da onlarca küçük dükkanla dolmuştu. Ramazan gününde, oruç tutulan saatte, oruçlu insanların gözü önünde çevrilen tavuklar, satılan kokoreçler ve deli gibi tüketen karnı açlar bu uygulamanın açık bir istismar olduğunu gözler önüne seriyordu. Ramazan ayına özel etkinlikler ve dükkanlardı bunlar ama müşterileri direkt olarak ya oruç tutmayanlardı ya da dayanamayıp bozanlardı. Allah’ım bu nasıl bir koku ya. Ömründe üzerine değen su dışında hiçbir şey tüketmeyen ben bile acıktım vallahi.

Kahvaltılık ürünlerin satıldığı bir dükkandan geçiyorlardı. Beyaz önlüklü biri oturduğu tabureden kalkıp Alper’in önünü kesti. “Kardeşim çok güzel zeytinlerim var. Almaz mısın?”

“Teşekkür ederiz. Eve gitmiyoruz, işimiz acele de.” Yani kırk yılda bir Alper’i bu kadar kibar yakalamışsın. Neden bu çaba?

“Kardeşim bu zeytinler eve götürür, oruç bozdurur. O derece güzel. Siirt’ten geldi.”

“Almam mı gerekiyor yani?” dedi gülerek. Siirt ve zeytin…

“Sen bir ısınamadın. Dur…” dedi ve bir zeytin kaptığı gibi uzattı. “Haklısın. Tadına bakmadan alma.”

"Ramazan günü nasıl bakayım tadına? Alay mı ediyorsun sen benimle?" diye sordu

“Ramazan günü nasıl bakayım tadına? Alay mı ediyorsun sen benimle?” diye sordu. Adam dik dik bakarken Alper’in yanındaki orta yaşlı kadın elindeki poşetlerle geçerken: “Ben bugün alışveriş yapacağım için oruç tutmadım. Günah olmaz herhalde. Ne yiyeceğimizi bilelim, değil mi?”

“Ne yiyeceğini biliyorsun ama oruç tutmamanın günah olduğunu bilmiyorsun.”

Daha fazla saçmalık yaşamamak adına adımlarını hızlandırarak minibüs durağına ulaşmıştı bizimkiler. Minibüs, metro ve tramvay derken Sultanahmet’e gelmişlerdi. Yahu bu Malamat hiçbir yere mi yakın olmaz be kardeşim?

İkindi namazını Sultanahmet Camii’nde kıldıktan sonra meydanda dolaşmaya başladılar. Nahit Hattatoğlu’nun programının gerçekleşeceği alana gelip son derece stratejik bir noktaya oturdular. O sırada yan tarafta iki adam tartışmaktaydı.

“Oğlum kaç saat olduğu ne fark eder? Önemli olan niyet değil mi? Neden orucunu Düzce’de açacaksın?”

“Düzce 81.il. Yani en son Düzce’de okunuyor ezan. Ben de Düzce’de orucumu açarak daha fazla oruç tutmuş olacağım. Fakiriz ama salak değiliz.”

"Ulan ezan saatleri şehirlerin plakasına göre mi belirleniyor?"

“Ulan ezan saatleri şehirlerin plakasına göre mi belirleniyor?”

“Başka neye göre belirlenecek?”

Muhteşem üçlü olur olmaz diyaloglara misafir olan kulaklarını çekerken hep bir ağızdan da ‘beyin bedava olmamalıydı’ diye söyleniyordu. Programın başlamasına kısa bir süre kala Nahit Hattatoğlu’nun arabasını gördüler. Koşa koşa giderken az önceki adamın da Edirne’ye bilet almak için otobüs firmasını aradığını işittiler. Daha fazla oruç tutacağım diye Tekirdağ’da kekle orucunu açacak enayi.

Yayının başlamasına 15 dakika kala program alanı dolmuştu. Tam bir açık hava tiyatrosu gibiydi. Nahit Hattatoğlu arka tarafta oturmuş yayın saatini beklemekteydi. Koruma ordusunu turan taktiğiyle ardında bırakmayı başaran üçlü Nahit Hoca’nın karşısına çıkmayı başarmıştı.

“Buyurun, bir şey mi istemiştiniz?” diye sordu. Alper, Agâh’ın kulağına eğilerek: “Oğlum adam kamera arkasında da kibarmış.” dedi.

“Hocam bir soru soracaktık da. Yardımcı olabilir misiniz?”

“Olamam.” demesi üzerine Alper aynı hızla tekrar fısıldadı: “Değilmiş.”

“Yayına gireceğiz birazdan. Orada sorarsınız.”

“Hocam bizim vaktimiz yok da.”

“Üç tane oğlan yana yakıla yanıma gelip soru soracağız dediğinize göre tuhaf bir soru olacak. Yayında sorun ki şu aziz mübarek saatlerde insanların neşesi artsın. Siz saçma soru sordukça insanlar evlerinde bizden safları da varmış diyerek neşeleniyor. Orucun gerginliği evlere vurmuyor ve kalpler kırılmıyor.”

“Hocam formatınıza saygı duyuyorum.” dedi Olcayto kıvırcık kafasını iki kardeşin arasından uzatarak. Agâh inatçıydı. “Ama…”

“Ama yok. Hadi bakalım yayın başlıyor.” dedi ve kalktığı gibi perdeyi aralayıp kamera önüne çıktı. Alkış tufanı kopmuştu. “Adam çok disiplinli. 600.000 TL boşuna kazanılmıyor demek ki.”

“Yok artık! 11 ayın sultanının Ramazan olduğuna emin miyiz?” tepkisi Olcayto’ya aitti.

Kardeşler hızlıca program alanına geri döndü ve çanta bıraktıkları yerlerine oturdular. Nahit Hoca açılış konuşmasını yaptıktan sonra bazı kıssalar üzerinden hisse vermek adına anlatılar da bulunmaya başladı. Kıssanın en vurucu yerinde sol taraftan tansiyonu arttıran davulcu, hocanın anlatımını güçlendiriyor, onu adeta gaza getiriyordu. İlk yarım saat böyle geçmişti ve beklenen an gelmişti.

“Bu bölümümüz soru cevap şeklinde geçecektir. Şimdi sorularınızı alabilirim.” dedi ve en önde elini kaldıran genç bir adama söz hakkı verdi. Adam mikrofonu aldığı gibi titrek sesiyle: “İyi akşamlar hocam.” dedi ve ekledi: “Ben eşimi aldattım. Vicdan azabı çekiyorum. Ne yapmalıyım?” diye sordu. Soruyu duyan davulcu Nahit Hoca konuşma yapmıyor olmasına rağmen vurmaya başladı davuluna.

“Bir daha yapma.” demekle yetinen Nahit Hoca bir başka kişiye söz hakkı verdi. Bu genç bir hanımdı.

“Hocam.”

“Efendim kızım.”

“Hocam.”

“Kızım.”

“Beni gerçekten kızınız olarak mı görüyorsunuz?”

“Soru bu mu?”

“Yok değil. Ben birine çok pis beddua ediyorum da ama bir türlü tutturamıyorum. Acaba bedduanın tuttuğu belli bir saat var mı?”

“Var. Turkcellilere kendi aralarında sabah altıdan akşam altıya kadar.”

“Ama benim beddua ettiğim kişi Türk Telekom.”

“O zaman hiç uğraşma. O belasını bulmuş zaten.”

“Peki hocam. Ben buradan İzmir’deki ablama, İzmit’teki babama, İznik’teki halama izninizle selam yolluyorum.”

Yani her şey Nahit Hoca’ya bağlı. İzin vermese tüm selamlar iptal. Kardeşler birbirinden tuhaf olan bu soruları büyük bir dikkatle takip ediyordu. Bilmedikleri bir şey öğrenmek, yanlış yaptıkları bir şeyi gidermek istiyorlardı ama gördükleri ve duydukları onları ortak bir sonuca itmişti. Olcayto: “Oğlum bu adam 600.000 TL kazanıyor ya, anasının ak sütü gibi helal.”

Agâh bir türlü cesaret edemiyordu elini kaldırmaya. Youtube’daki beyin yakan sorular videosuna adını yazdırmak istemiyordu. Bu programda İslam’ın şartlarını soran bile alaya maruz kalıyordu. O yüzden elini kaldıramadı. Son duyduğu sorudan sonra da programı takip etmeyi bıraktı.

“Hocam ben sevdiğim kişiyle kavuşmak için dua ediyorum ama o da sevdiği kişiyle kavuşmak için dua ediyor. Kimin duası kabul olur?”

“Önce başlayan kazanır.”

Agâh kara kara düşünürken ekibin akıl küpü Alper telefonunu uzatarak gösterdi: "Oğlum internette cevabı varmış

Agâh kara kara düşünürken ekibin akıl küpü Alper telefonunu uzatarak gösterdi: “Oğlum internette cevabı varmış. Biz niye bakmadık?”

“Ne diyoy Aypey? Oyucum bozulmuş mu? Atmış biy gün tutacak mıymışım? Konuş Aypey susma. Konuş!” diyerek yumurcağa bağlayıp hepten kabuğuna çekilen Agâh’a karşısına çıkan bilgiyi okuyordu Alper: “Birini öpmek ya da biri tarafından öpülmek orucunuzu bozmaz. Ancak nikâhlı eşiniz olmayan biriyle bu tarz münasebet yaşamak haramdır.”
“Yani?”
“Açelya ile evleneceksin.”
“Ya kabul etmezse?”
“Yanacaksın.”
“Yani 61 gün yok?”
“Yok ama yanacaksın.”
İftara yarım saat kala çözülen bu kriz sonrasında program alanından ayrılmışlardı. Salim Bey ve Gönül Hanım da onları meydanda beklemekteydi. Buluşup Salim Bey’in gün içinde rezervasyon yaptığı bir köfteciye gidip iftar saatini beklemeye başladılar. Agâh ise Açelya ile olan ilişkisinin muhasebesini yapmaya çalışıyordu.

“Aferin çocuklar. Gurur duydum sizinle. Yaşıtlarınız sevgilileriyle sahillerde fink atarken siz hocaları ziyarete gelmişsiniz.” dedi Gönül Hanım. Alper ve Olcayto gülmemek için zor duruyorlardı. Garibim Gönül Hanım bilmiyor ki oğlu sevgilisiyle fink atışını toparlamaya çalışıyor.

“Ben de haftaya Bu Hareketler Çok Güzel programına gidelim diyordum ama biletler çok pahalı.” diyen Olcayto bu durumdan biraz şikayetçiydi.

“Ne kadar?”

“Öğrenci 113 TL.”

“Öğrenci sıfatının yanına 113 TL yazılması da şakalara dahil miymiş?”

Yemekler masalara servis edilmiş, ezan saati gelmişti. Ardı ardına okunmaya başlayan ezanlar, Sultanahmet’te toplanan yüzlerce niyetli insana iftarı müjdeliyordu. Salimoğlu Ailesi ve ailenin artan fazlası Olcayto orucunu açmıştı ki tanıdık sesler çarptı kulaklarına. Oturdukları masa dışardaydı.

“Nuri sana 50 kere söyledim. Ara bir yer ayırt diye. Nereden yer bulacağız bu saatte?”

“Yahu hanım çıldırtma adamı. Nuri Yılmaz’ı sokakta bırakacak işletme tribün kapatma cezası alır!”

“Of baba ya! Deli gibi acıktım.” bakmadan tanıdığı bu güzelim sesi duyar duymaz oturduğu sandalyeden kalkıp bağırdı Alper: “Leyla!”

“Aa -lper!” dedi Leyla.

“Nuri!”

“Salim!”

“Nuriye!”

“Gönül!”

“Haydaa biz dışarıda kaldık iyi mi?” dedi ve seslendi Agâh: “Olcayto!”

“Olcayto!”

“Ulan Olcayto sensin. Senin Agâh demen lazım.”

“Hayırlı iftarlar. Afiyet olsun.” diyerek ilerlemeye çalışan Nuri’yi yerinden kalkıp durdurdu Salim Bey. “Buyurun beraber olsun. Nereye gideceksiniz bu saatte?”

“Yok yok sağ olun. Biz gidecek bir yer buluruz. Hem burası da dolu.”

“Yahu gelin. Ben 8 kişilik yer ayırtmıştım ama Burhanlar gelemedi.” demesi üzerine sekizinciyi merak eden Agâh annesinden “İlknur.” yanıtını alınca, “Bu yengemden korkulur. Haftası dolmayan çocuğa incik kebabı yedirecek herhalde.”

“Rahatsız etmeyelim. Ailecek gelmişsiniz.”

“Siz de aileden sayılırsınız Nuri amca.” deyince Alper, Nuri iki adım ileri attı ve “Nereden aileden oluyormuşuz?” diye sordu. Sonra da Salim Bey’e dönüp: “Bir hakem olarak bu masada oturmam doğru olmaz. Biri görür falan.”

“Nuri kabul et artık kimse tanımıyor seni.” dedi ve ekledi: “Bak beni delirtme vallahi gelir ben oturturum seni masaya.”

“Sen kim oluyorsun da oturtuyorsun beni masaya be? Ben kendim otururum.” deyip ailesiyle masaya dahil olmuşlardı. Salim Bey, Gönül Hanım’a yaklaşıp: “Ben bunun dilini iyi biliyorum.” dedi.

“Teşekkür ederiz efendim bu ince hareketiniz beni çok duygulandırdı.”

“Olur mu Nuriye Hanımcığım, Ramazan birlik beraberlik ayı. Ne güzel şenlendi soframız sayenizde.” diyerek karşılık verdi Gönül Hanım.

“Yani tek olsam bir yer bulana kadar dayanırdım ama şimdi hanım var, kız var. Sağ olun.” demesi üzerine gülen Salim Bey: “Bırak bu işleri Nuri. Senin sahurdan sonra orucu erken açmak için ilk uçağa atlayıp Adana’ya gittiğin günleri bilirim.”

Çorbalar içildikten sonra köfteler gelmişti. Masada adeta bir savaş çıkmış gibiydi. Tek yemeyen Leyla idi. Çünkü Ramazan menüsü köfteden oluşuyordu ve Leyla vejetaryendi. O kaşarlı pide söylemişti. Planda olmayan bu sipariş haliyle gecikmişti. Boğazından geçmeyen Alper de ortaya gelen tereyağı ve peyniri pideye sürüp Nuri’ye çaktırmadan Leyla’ya ulaştırmıştı. O hanım hanımcık dünya güzeli Leyla bile kendinden geçmiş vaziyetteydi yemek yerken. Nuriye Hanım:

“Ellerinize sağlık Gönül Hanım, yemekler şahane olmuş.” dedi.

“Nuriye Hanım lokantadayız.”

“Ah… pardon alışkanlık işte.”

Yemekler yendikten sonra kahve gelmişti masaya

Yemekler yendikten sonra kahve gelmişti masaya. Herkesin kız isteme törenindeki ciddiyetle kahve içtiğini gören Olcayto durur mu? Yapıştırdı gelişine: “Maşallah kızımız da pek güzelmiş.” demesi üzerine hiddetlenen Nuri tehlikesine karşı sürahiyi kapan Alper:

“Biraz daha su ister misin Leyla?” diye sordu. Yahu Nuri’ye diyecektin onu… Ah şu aşk yok mu? Az önce Agâh’a ders vermeye çalışan halinden eser yoktu. “Ben isterim!” diyerek araya girdi Nuri ve tok sesi karşısında hebele hübele olan Alper suyu doldurdu.

“Tebrik etme fırsatım olmadı. İyi iş çıkardınız takım olarak.”

“Evet Nuri amca. Sana rağmen kazandık.” dedi ve Agâh’tan yediği dirsek sonrasında teşekkür ederek geçiştirdi.

“Malamat olmaya devam mı yoksa yeni bir transfer var mı?”

“Aslında var ama yazar daha takımın ismini bulamadı. O yüzden zamana bıraktık.”

"Baban da iyi top oynardı senin

“Baban da iyi top oynardı senin.” diyerek gülmeye başladı Nuri. Salim Bey ise aynı şekilde gülerek karşılık verirken konuyu kapatmaya çalışıyordu. Öyle ki sırf konu kapansın diye Nuri ile koyu bir muhabbete bile girmişti. Bir yerden sonra öyle samimi olmuşlardı ki inanamazsınız. Ne Salim Bey’in ağzına Nuri hergelesi lafı vardı, ne de Nuri’nin ağzında Sallama Salim… evet bu lafı zaten daha önce duymadık ama her an duyabiliriz.

“Hey gidi Nuri… Biz ne diye yiyoruz ki birbirimizi?” diye söylendi Agâh. Evet Agâh!

“Ne diyorsun oğlum?”

“Baba hani böyle olur ya dizilerde. Siz de o noktaya geldiniz bence.”

“Öyle bir nokta yok.” dedi ve kalktı Nuri. “Hadi hanımlar.”

“Nereye Nuri Bey? Daha tatlı yemedik.”

“Teşekkür ederiz Gönül Hanım. Kalkalım. Anca gideriz.”

“Aynı yere gidiyoruz Nuri amca.” dedi sanki arabaları varmış gibi Alper ama arabası olan Nuri idi. Yani resmen bizi de eve bırak der gibi olmuştu. Bu arada Salim Bey de eski futbolcu olduğunu kanıtlamış oldu. Aralarında çok mesafe olmasına rağmen masa altından bir koydu Alper’e tekmeyi… Allah esirgesin.

“Evet evet çok doğru. Tatlımızı da yiyelim beraber gidelim.” dedi Nuriye Hanım. Nuri ise bir şey diyemeden oturdu. Tatlılar geldi. Yendi. Hesap istendi. Salim Bey ve Nuri arasında bir savaş başladı. Salim Bey ev sahibi psikolojisine bürünürken Nuri de hesabı ödeyip eve bırakmak zorunda kalmayalım psikolojisindeydi. En sonunda yemeğe Türk gibi oturup Alman gibi kalkan ekip ortaklaşa ödediler. Mekandan çıktıklarında hanımlar önde, beyler arkada, gençler onların arkasında, Alper ve Leyla da araya giren tanınmayan kişilerin bile arkasındaydı.

“Kız niye haber vermiyorsun buraya geleceğinizi. Daha lüks bir yer ayarlardık. Şöyle Brüksel lahanası falan gömerdik.”

“Öğren artık akıllım, o yemeğin mevsimi değil.”

“Leyla bak yemin olsun yakındır evlenmemiz. Babamlar epey iyi anlaşıyor.” demesine kalmadan ikilinin tartışma sesleriyle irkildiler. Nuri’nin arabasının önünde tartışıyorlardı. Salim Bey ısrarını toplu taşımadan yana kullanırken Nuri bırakmak için ısrar ediyordu.

“Yahu Salim Bey kardeşim aynı yere gidiyoruz. Bin işte.”

“Ne gerek var canım sizi sıkıştırmaya? Gideriz biz.”

“Salim eğer ki ben seni şu kadar tanıdıysam sen bu arabaya binmezsin çünkü korkuyorsun.”

“Ne korkması be? Neyden korkacağım?”

“Benim adım Nuri, söyleyeceklerim ahanda böyli.”

“Sen görürsün.” diyerek arabaya bindi Salim Bey. Hanımına göz kırpan Nuri: “Ben bu adamın dilinden anlarım.” dedi. İş tam tatlıya bağlanmışken Olcayto limonu sıkmıştı: “Nuri amca bu arabayı yaptığın şikeden mi aldın?”

“Sen gelmiyorsun lan, yer yok arabada. Kaybol!”

“Ama Nuri amca…” diyerek küçük Emrah’a meydan okurcasına süzülen Olcayto’ya Salim Bey sahip çıkmış ve Nuri’yi ikna etmişti. Neticede 18’ine merdiven dayamış Olcayto, Salim Bey’in kucağında Sultanahmet’ten Malamat’a kadar gitmişti.

Herkes tam sebebi bir türlü öğrenilemeyen düşmanlıkları bulunan iki eski dost barıştı derken yolda yine kavgaya tutuşmuşlardı. Nuri navigasyonu açmak isterken tarif etmek isteyen Salim Bey’e kızarken açmasına rağmen navigasyonu dinlemeyip bildiğini okuyan Nuri’ye de Salim Bey kızmıştı. Velhasıl yine birbirlerini boğazlayacakmışçasına bitirmişlerdi akşamı. Meğer ki saygıları oruca ve iftaraymış.

Eve geldiklerinde sakal tıraşı olmak için banyoya giden Salim Bey, ışığı açtığında Alper’i küvetin oturağında otururken, Agâh’ı da kapağı kapalı klozette otururken buldu.

“Ne oluyor lan gece gece?”

“Anlat baba!”

“Neyi?”

“Nuri’yi… başınızdan ne geçti?”

BÖLÜM SONU

Agâh Ensar Can

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.