Çilekeş Kardeşler | 19.Bölüm

XIX – Hoş Geldin Kızım!

“Bebeğin adı…”

“Şampiyon Galatasaray! Sezonun en büyüğü oluyor Galatasaray!” diye spikerin haykırmasıyla bayram yerine dönmüştü her yer. Vaşakşehir maçı öncesi sarı kırmızıya boyanan Salimoğlu dairesi zafer çığlıklarıyla inliyordu. Buna karşı Fenerbahçe taraftarı olan Burhan Bey de tekli koltukta, doğacak çocuğu için isim arayışlarındaydı. O kadar alakası yoktu yani konuyla. Salim Bey ve oğulları geceyi dışarıda geçirmişti. Şampiyonluk kutlamalarına katılmış, sevinçlerini yaşamışlardı. Fakat sevinçlerini kursaklarına dizen şeyler de yaşanıyordu güzel ülkemizde. Alakasız takımların taraftarları sırf şampiyonluk kutlaması yapıyor diye bir ailenin arabasına saldırmıştı. Futbol birleştirici bir şeymiş bir zamanlar. Ben hiç tanık olmadım o zamanlara. Birleştirmesine de gerek yok aslında. Rekabet ve tatlı atışmalarla güzeldir futbol ama hiç kimsenin sırf bir takım tutuyor diye birini aşağılamaya, tartaklamaya hakkı yok. Kimseler zaten hakkı olmadığı için efendi efendi köşelerine çekiliyor ama beyin yerine logar kapağı taşıyan varlıklar, temiz insanların hayatlarında unutamayacağı lekeler bırakıyor.

Gece 4 sularında eve dönmekte olan Salimoğlu fertleri Malamat Karakolu’nun önünden geçmekteydi. Karakoldan salıverilmiş olarak ayrılan tekinsiz tipler, olay çıkaranlardandı. İçlerinden birini Salim Bey tanıyordu. Seslendi:

“Cenk oğlum yakışıyor mu sana? Bugün biz olduk, yarın siz olursunuz. Ne bu çirkeflik?” diye sorduğunda Alper gülerek babasını dürttü: “Baba umut verme istersen.” diyerek Cenk’in formasını işaret etti. Şarampolgücü takımının formasıydı. “Ulan senin mevzuda yerin yok. Ne istiyorsun insanlardan?”

“Ben terör seviyorum Salim amca.”

“Peki nasıl serbest kaldın? Ceza alman gerekmiyor muydu senin?”

“Doldurmam için bir form verdiler. Ben de ‘leavemealone’ yazdım. Serbest bıraktılar.”

“GTA Vice City hileleri gerçek hayatta geçiyor muydu ya?”

Eve gittikleri gibi uyumuşlardı. Kardeşler şu aralar uyku konusunda oldukça iyi durumdaydı. İstedikleri saatte kalkabiliyorlardı. Özellikle Agâh’ın gecenin yorgunluğuna rağmen erken kalkması büyük sürprizdi. Çok gerek varmış gibi bir mahallede 7 tane şube açarak insanlara ağlarını ören Ağ 101 Market’in her tarafa broşürler dağıtarak getireceği ürünleri duyurması üzerine vücudunu geliştirmek isteyen Agâh hareketlenmişti çünkü gelecek ürünler arasında mekik sehpası da vardı. Üstelik fiyatı da çok uygundu. Kimse kapmadan erkenden almak için evden çıktı ve en yakın Ağ 101’e girdi. Aradı, taradı ve bulamayınca görevliye sordu:

“Bugün mekik sehpası gelecekti, nerede?”

“O gelmedi ama zigon sehpalar hemen köşede efendim.”

O kadar haberi yoktu ki görevlinin Agâh’ın bahsettiği şeyden. Agâh da uzatmadan o şubeden çıkıp diğer sokaktakine gitti. Onda da yoktu. Diğerine gitti. Orada bırakın ürünü, soracak bir muhatap bile yoktu. 7.şubeye gittiğinde terden sırılsıklamdı artık. Umutsuzca ürünlere bir baktı ve umduğunu bulamayınca yine görevliye sordu:

“Mekik sehpası geldi mi?”

“Nereye geldi mi?”

“Buraya.”

“Spor salonu mu kardeşim burası?” diye ciddi ciddi sorgulayan kasiyerin arkasından kendini gösteren takım elbiseli adam: “Bize gelmedi. Yukarıdaki şubeye bakın.” dedi.

“Oradan geliyorum zaten.”

“O zaman aşağıdakine bakın.”

“Yukardakine de aşağıdakinden gitmiştim.”

“Peki buraya baktınız mı?”

“Bakıyorum işte.”

“Neye bakıyorsunuz, eliniz boş?”

“Mekik sehpasına bakıyorum dedim ya!”

“He o bize gelmedi. Burayı spor salonu mu sandınız?” dedi çok bilmiş takım elbiseli adam. Sinirden deliye dönen Agâh: “Market sanmıştım ama dolandırıcıymışsınız. Bize gelmedi, ona bakın. Hayır, şuna bakın diye diye dolandırdınız sabahtan beri. Madem getirmeyeceksiniz, ne diye her yere yazıyorsunuz? Harca harca bitmezmiş. Bitmez tabii. Alacak bir şey yok ki!” diyerek sinirle marketten çıkmak için çıkışa yönelen Agâh gözüne vuran karartı sonrasında bir çarpışma yaşadı. Hafif sendeleyip durdu. Bir ağırlık çökmüştü Agâh’a. Çok güçlü bir omuza toslamıştı belli ki. Çarptığı kişiye bakmadan önce içinden geçiriyordu. Ya herif özür dilemez de çirkinleşirse? Ya kavgaya kadar giderse? Ben nasıl başa çıkarım bu kas gücüyle? Ah şu mekik sehpası olacaktı ki! Sanırsın mekik sehpası ücreti ödenir ödenmez sahibine güç kazandıran bir reaktördü. Korkunun ecele faydası yok düsturundan hareketle soluna döndü. Üzerinde Galatasaray eşofmanı olan biriyle karşılaştı. Aşağıdan yukarı yavaşça süzerek onunla yüzleşti ve hem şaşkınlık hem de hayranlık dolu bakışlarla: “Selçuk İnan!” dedi.

“İyi misin kardeşim?”

“Ben iyiyim de sana ne olmuş böyle kaptan?” dedi ve tokalaşırken sordu: “Bu kasları nasıl yapıyorsun?”

“Kupa kaldırıyorum.”

“Saygı duyuyorum.”

Şampiyonluğun ertesinde Selçuk İnan’ı Malamat’ta, Ağ 101’de ve markete çıkıştan girerken görmek… tuhaftı. Aşık olduğu takımının kaptanıyla tanışan Agâh bunun verdiği mutlulukla evinin yolunu tutmuş ve Ağ 101’de yaşadığı gerilimi unutmuştu. Fakat eve geldiğinde bir hazırlık telaşıyla karşılaşmıştı. Mutfakta Gönül Hanım ile Elif Hanım yemek hazırlamakla meşguldü. Oturma odasında ise büyük bir kargaşa hakimdi. Odaya girince yürümeyi zorlaştıran balonlar, perdelere yapıştırılmış olan süsler ve hemen sol taraftaki geniş duvara harf harf yazılan “Ailemize Hoş geldin İlk Nurumuz X” yazısı Agâh’ı korktuğu şeye doğru itiyordu. İki tane yaban ördeğinden sonra gelen biri ilk nur olabilirdi. 

“Anne!” diye bağırdı pufa oturmaktan nefret eden babasını pufun üstünde nefes dolu ağzına soktuğu balonu şişirirken gören Agâh. “Yoksa…”

“Agâh kardeşin geliyor.”

“Nasıl olur ya?”

“Oğlum Alper geldi. Açsana kapıyı!”

“He tamam.” diyerek koşa koşa açtı kapıyı Agâh. Alper parti malzemeleri satan bir dükkanı soymuş gibiydi. “Bu ne hal tosun?”

“Dükkana gittiğimde adam siftah senden, bereketi Allah’tan dedi ama yüce Rabbim bereketini de benle verdi. Ödemeyi yaptıktan sonra adam bugün de kazandık şükür deyip dükkanı kapattı.”

“Ne diyorsun oğlum?”

“Alsana lan elimden şunları!”

Akşam Salimoğlu dairesinde parti vardı. Tüm hazırlıklar da onun içindi. Karnı burnunda olan Elif Hanım birden bire ‘Baby shower’ aşermiş ve sabahına uygulamaya koymaya başlamıştı. Mükemmel İngilizcesi olan Alper içinde bulunduğu durumu anlamakta zorlanan aile fertlerine açıklama yapma gereksinimi hissetti: “Baby bebek demek.” dediğinde yükselen bravo seslerine tebessümle karşılık verip devam etti: “Shower da yıkanmak. Doğmamış bebeğin nesini yıkayacağız ya?”

“Show gösteri demek Alper.”

“Doğmamış bebeğin nesini göstereceğiz yenge?”

“Hayatım nereden çıktı bu şimdi? Hani sen bebeğin cinsiyetini öğrenmeyelim, sürpriz olsun diyordun.”

“Canım şimdi de sürpriz olacak işte.”

“Bırak ya. El alemin doktoru çocuğumun cinsiyetini biliyor ama ben bilemiyorum. Bir de bunun partisini veriyorum.” dedi ve ekledi: “Hem zaten bunun için geç kalmadık mı? Çocuk neredeyse ‘Ne oluyor kardeşim? Ne bu tantana?’ diye çıkacak, biz cinsiyeti için parti veriyoruz. Ah benim çilekeş oğlum.”

“Aa ne malum oğlan olacağı? Yoksa doktorla mı konuştun?”

“Hayır ya. İçime doğdu. Bak gördün mü beni daha çok seviyor. Senden önce bana doğdu.” dedi ve gülerek ekledi: “Hem o kadar tatlı yedirdim sana. Ne demişler: ye tatlıyı, doğur sakallıyı.”

“Böyle bir şey dediklerini sanmıyorum.”

“Amca o Hakkı değil miydi ya?” diye sordu Alper.

“Yok be oğlum. Artık erkek olması için isminin Hakkı olması yeterli değil.”

“Hem Aslı’yı da doğurabilir. Kafiyeye o da uyuyor sonuçta.” esprisi yine sonuçsuz kalmıştı Salim Bey’in.

“Yalnız amca erkek olması için sakallı olması da yeterli değil. Kızlar da sakal bırakıyor artık.”

“Sağlıklı olsun o zaman.”

Hazırlıklar devam ederken Alper ve Agâh da süslemelere yardım ediyordu. Çok geçmeden Olcayto da yanlarına geldi. Olcayto her zamanki gibi Agâh’ın omzuna başını dayamış aşık olduğu bilmem kaçıncı kızı anlatmaya başlamıştı.

“Velhasıl DM’den yürüdüm kıza.” deyince Agâh çekildi ve Olcayto devrildi. “Oğlum ben sana, bana demeden yürüme demedim mi?”

“Oğlum sana yürümedim, kıza yürüdüm.”

“Kıza demeden nasıl yürüdün?”

“Kıza demeden yürümedim. Kıza DM’den yürüdüm.”

“Alper ne diyor bu?”

Telefonuna gelen mesajı okumasıyla çalıştırmakta olduğu elektrik süpürgesini kapatan Alper mesaja cevap verdikten sonra söylenmeye başlamıştı:

“Eskiden ne güzelmiş ya. Bir mektup yazıyorsun, 10 gün kafan rahat. Şimdi bir mesaja 10 saniye geç cevap ver hemen ‘nereye gittin, bir şey mi oldu?’ he oldu. Evlendim 10 saniyede.”

“Alper kız haklı. Senin 10 saniyede 10 kıza laf yetiştirdiğin günleri biliyorum.”

“Benim geçmişim bir ormandır. Ormanlar da yanar. Sakın geçmişime girmeye kalkmayın çünkü çıkan yangını söndürmeye kimse gelmiyor. Yanarsınız.”

“Ormanlar yandığında yanan geçmiş değil, bizzat gelecektir.”

İkindi namazından sonra konuklar gelmeye başlamıştı. Komşuların yanı sıra Elif Hanım’ın annesi, teyzesi, doktoru ve arkadaşları Salimoğlu dairesine giriş yaptığında Salim Bey dışarı taşan kalabalığı Gönül Hanım’ın yardımıyla içeri doğru sıkıştırarak kapıyı kapatmayı başarmıştı. Börekler yendi, poğaçalar ezildi. Hediyeler verildi. Doğmamış çocuk için onlarca don biçildi. Keşke don biçilseydi. En azından çocuğun cinsiyeti ne olursa olsun giyebilirdi. ‘Anne bana erkek şeyi giydirmeyin ya!’ diyecek hali yoktu ya. Ama alınanlar bebekler, kamyonlar, silahlar… evet daha doğmamış bebeğe oyuncak silah getirenler de vardı. Çaktırmadan uzanıp alan Elif Hanım’dan Burhan Bey’e, Burhan Bey’den Salim Bey’e, ondan Alper’e, Alper’den de Olcayto’ya doğru uzanmıştı oyuncak silah ama bu kadar uzun alışveriş ağının bir iletişim dili de olmalıydı. Olcayto’nun konudan haberi yoktu. Üstelik hediyeyi alan Pakize Hanım da yanındaydı.

“Bunu bana niye verdiniz ya?” dediğinde tüm Salimoğlu Ailesi’nin kaş göz yaparak Pakize Hanım’ı göstermesi üzerine Olcayto gülerek silahı ona dayadı ve: “Sıkarım he!” dedi. Ah deli çocuk! Şey bu arada Pakize Hanım da Cenk’in annesiydi. Siz anladınız gerisini.

Yemekler yendi, çaylar içildi. Onlarca renkli balonun ortasındaki büyük siyah balonu patlatmaya gelmişti sıra. Üzerinde soru işareti bulunan bu balon patladığında içinden mavi konfetiler saçılırsa çocuk erkek, pembe saçılırsa kız olacaktı. Evet her şey bir balonun patlatılmasına kalmıştı. Bu balon Elif Hanım’ın doktoru tarafından getirilmişti. Elif Hanım ve Burhan Bey yan yana gelip ellerindeki iğneyi balona batırdı. Çıkan bom sesinin ardından yumulan gözler heyecanla açıldığında konfetilerden Burhan Bey’i göremeyeceğini düşünen Elif Hanım eşini net bir şekilde görüyordu. Gözlerini yere indirdi ama herhangi bir konfeti göremedi. Nereye dönse durum aynıydı. Doktora seslendi:

“Şebnem?”

“Elif!”

“Nerede?”

“Ne nerede?”

“Konfeti. Çocuğun cinsiyetine göre renkli konfeti koyacaktın ya balona?”

“Ben çocuğun cinsiyetini bilmiyorum ki.”

“Nasıl bilmiyorsun ya?”

“Elif sen demedin mi biz cinsiyetini bilmek istemiyoruz. O yüzden bakmayalım diye? Bakmadık ki hiç.”

“Aa doğru.”

“Yani biz boşuna mı topladık milleti buraya?” diye sorarken mahcup bir tavır takındı Burhan Bey ama konuklar pek oralı değildi. Kıymalı böreği bükmekte olan Makbule Hanım -Allah’ım tam altın gününe gelen gelininden memnun olmayan kadın ismi ya- Gönül Hanım’a:

“Gönülcüğüm börek çok güzel olmuş. Yumurta kıymanın…”

“İçinde içinde.”

“Kompostonun tarifini verir misin Gönül?” diyerek Müzeyyen Hanım da dahil oldu konuya.

“Tüm meyveler içinde.”

“Yahu kaç saattir göremedik.” diyerek baby shower meselesini hiç anlamamış başka bir komşu daha gösterdi kendini ve sordu: “Bebek nerede?”

“İçimde içimde!”

Hey gidi Elif Hanım! Sen Amerikan sitcom dizilerini izleyip Malamat’ta Erzurumlu, Sivaslı, Kastamonulu insanlarla baby shower yapmaya kalkarsan olacağı bu. Partinin patlamasıyla beraber konuklar da evden ayrılmaya başlamıştı. Burhan Bey kendini sakinleştirmek için koltuğa bırakmıştı. Elif Hanım da bırakmıştı kendini koltuğa ama sakinleşmek için değil. Karnını tutuyordu. Dudaklarını sıkıyordu. Rahat değildi.

“Burhan… Burhan!” diye bağırdı. Burhan Bey fişek gibi kalkarak yanında bitti. “Geliyor Burhan!”

“Nasıl gelir? Daha vardı.”

“Ne vardı be 9.aydayız işte. Tam sırası!”

“Madem tam sırasıydı, sırası mıydı parti yapmanın?”

“Burhan sırası mı tartışmanın? Geliyor diyorum!”

“He sen onu diyorsun!” derken durumun ciddiyetinin farkına varmıştı Burhan Bey. Gönül Hanım kolonya getirip ferahlatmaya çalışırken Salim Bey de ne yapsam diye dört dönüyordu.

“Gelemez ama ya gelemez!” diye söylenmeye başladı Elif Hanım. “Daha cinsiyeti belli değil.”

“Yahu bebek kapıya dayanmış, sen cinsiyetini düşünüyorsun. Çıkınca göreceğiz işte. Zaten ne gerek var cinsiyet öğrenmeye? Can bu. Bahtımıza ne gelirse!”

“Ama daha ismi de belli değil ki!”

“Hay Allah biz niye bu kadar hazırlıksız yakalandık bu çocuğun doğumuna?”

“Hoş geldin ilk nurumuz X” yazısını gösteren Olcayto’dan bir öneri gelmişti: “X’i yalnız bırakın.”

“Olcayto sırası mı espri yapmanın?” diye bağıran Burhan Bey eşini sakinleştirmeye çalışıyordu. Taksi çağrıldı. “Çorahhp alh buğran!”

Burhan Bey eşini kucakladığı gibi kapıya yönelmişti. Hastane eve çok yakındı. Zaten bu yüzden buraya taşınmışlardı. “Ya karnım aç benim!”

“Allah’ım bebek doğduğu gibi aç kaldı. Biz hâlâ evden çıkamadık.”

Tam zamanında hastaneye varılmıştı. Doğum uzmanı Elif Hanım, uzman olmadığı bir doğumun eşiğindeydi. Kendi deyimiyle oturduğu yerden milleti doğurtmaya benzemiyordu bu. Burhan Bey de eşiyle içeri girmişti. Dışarıda bekleyenler için de büyük bir heyecan söz konusuydu. Teklifi tiye alınan Olcayto bir kenarda otururken diğer tarafta büyük bir tartışma vardı.

“Hadi Tonyukuk!”

“Efendim baba?”

“Sana demiyorum Agâh. Yeğenimin adı Tonyukuk olacak!”

“Allah’ım babam bana Agâh dedi!”

“Salim Efendi yine atıp tutmaya başladın. Ne Tonyukuk’u ya? Bırak anne baba ne isterse onu koysun çocuğuna.” dedi Gönül Hanım.

“Olur mu ya? Burhan da söz verdi dedeme. Birimizin Tonyukuk koyması şarttı. Onu beğenmiyorsanız büyük büyük dedemin ismi olsun. Atasagun.” Yok Kül Tigin Balasagun!

Aradan bir zaman geçti ve kapı yavaşça açıldı. Doktorlar gülümseyerek oradan ayrıldı. “Dünya tatlısı bir kızımız oldu!” diyerek hem de. Kız… kız çocuğu. Salimoğlu soyunun yıllar sonra bağrına basacağı bir kız! Herkes çok sevinmişti buna. Sülalede üst üste o kadar çok erkek çocuk olmuştu ki. Kız olması bir seçenek değil, mucizeydi resmen. Güzel bir mucize. Tüm aileyi sevinçten ağlatacak bir mucize. 

“O zaman Adberilgen olsun.” diyerek kutluyordu bunu Salim Bey. Burhan Bey ise eşi Elif Hanım ile yeni dünyaya gelmiş kızının yamacındaydı. O kadar güzel görünüyorlardı ki.

“Dedim sana kız olacak diye!”

“Yalancı. Sen oğlan olacak dedin.”

“Sen beni bilmez misin hayatım? Ben ne zaman bir şey istesem tersi çıkıyor. Bu sefer işimi şansa bırakamazdım. Aslında hep kızım olsun istedim. Güzelliğini senden alsın, ailemize renk katsın istedim.”

Bebek Salimoğlu birkaç kontrolden sonra annesiyle beraber hastaneden ayrılmıştı. Elif Hanım’ın ise hayallerinin küçük bir bölümü yıkılmıştı. Garibim sanıyordu ki süslü odalarda, güzelim pijamalarla birkaç gün geçirip hediye üstüne hediye alacak. Tabii o kadar annenin doğumunu yapıp akıbetini takip etmezse olacağı bu. Meğer kontrollerden sonra sorun yoksa anne ve bebek hemen hastaneden ayrılabiliyormuş. Ayrılmadan önce üstünü değiştiren Elif Hanım, Burhan Bey’den almasını söylediği çorapları istedi ve Burhan Bey’in alelacele aldığı çorapların bizzat kendi çorapları olduğunu gördü.

“Hayatım sen beni hep kendinden çok düşünürsün ya, ben o anda yine beni düşündün sandım.”

“He manyağım ben. Karnım burnumda, senin ayak kokunu düşüneceğim!”

Eve gelindi. Ortalık toplandı ve bebek Salimoğlu’na ilgi üstüne ilgi yağdı ama bebeğin yüzü asıktı. Televizyonda haber bülteni açıktı. Onu mu duydu nedir, ‘hanginiz lan beni dünyaya getiren?’ der gibi bakıyordu. Bir başka sıkıntı ise ismi hâlâ konamadı.

“Adberilgen’de ısrar ediyorum.”

“Ağabey gözünü seveyim ciddiyet ya.” demesine rağmen karşı öneri olarak: “Alasayvan nasıl?” diye sordu. Bu soru üzerine Elif Hanım’ın ürkütücü bakışlarına maruz kalınca diğer ismi okumaya yeltendi ki Elif Hanım araya girdi.

“Ben koyacağım kızımın ismini. Hanım olacak! Kızıma herkes saygı göstermek zorunda kalacak.” demesi üzerine herkesi bir gülme almıştı. Üst üste gelen tuhaf önerilerden sonra Olcayto bu işe bir son vermek için ayaklandı ve tekrar o yazıyı gösterdi:

“Şu X’i yalnız bıraksanıza? Her zaman işe yarar.”

“Ailemize hoş geldin ilk nurumuz.” dedi Agâh tiye alarak. Fakat anlamlı gelince herkes birbirine bakmaya başladı. Göz göze gelen Burhan Bey ve Elif Hanım da gülümseyerek onayladılar bunu birbirlerine. Bu birbirine aşık çiftin monoton hayatının ilk nuruydu ve fısıldadı Elif Hanım kulağına kızının: “Hoş geldin kızım, hoş geldin İlknur’um!” 

BÖLÜM SONU

Agâh Ensar Can

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.