Çilekeş Kardeşler | Şampiyonluk Füzesi #18

XVIII – Şampiyonluk Füzesi

“Ey Amerika! Sen kimsin ya?”

Agâh alışveriş yapmak üzere güne erken başlamak zorunda bırakılmıştı. Kahvaltılığından manavına pek çok yere gidip pek çok şey almıştı. Kolları kopmak üzereyken dış cephesi yeni tamamlanmış olan Plastik Sanatlar Müzesi’nin çaprazındaydı. Müzenin önünde bir kalabalıkla karşılaştı. Aralarında Başkan Mithat Bey ve Ofsayt Nuri vardı. Nuri alaycı bir tavırla laf yetiştirmeye çalışırken Mithat Bey kısa cevaplarla karşılık veriyordu. Kalabalığa seslenen Nuri:

“Bu adamı seçtiniz de vaat ettiği neyi yapabildi bugüne kadar? Güya Amerika’nın bile korktuğu adam bu. Güleyim bari!” dedi ve kalabalıktan gelen homurdanmalar üzerine güç bulduğu gibi ekledi: “Madem bu kadar önemli bir adamsın, getirsene S400’leri ülkeye! Yalancı adam!”

“Sevgili hemşehrilerim!” dedi kalabalığa hitap ederek Mithat Bey. “Biz göreve gelirken ilk olarak sizlere Amerika’nın oyunlarını bozacağız demiştik. Birçoğunuz bu yüzden reyini bizden yana kullandı. Eğer sizler benden bu hususta icraat bekliyorsanız hiç çekinmem yaparım! O füzeleri Türkiye’ye Malamat üzerinden getirtirim!” demesi üzerine telefonunu çıkardı Mithat Bey. Bu kararlılığı karşısında modu düşen Nuri araya girerek: “Yapamaz Malamatlılar! Devletin beceremediği işi bu adam nasıl becerecek? Onun işi hep laf! Amerika’ya kafa tutamaz. NATO’nun adamı o! Natocu Mithat!”

Gördüklerine anlam veremeyen Agâh gülerek oradan uzaklaştı. Mithat Bey’in kalabalığa oynadığını, kimseyi aramadan kulağına götürdüğü telefonunun çalmaması için içinden dualar ettiğini düşündü. Eve döndüğünde Alper de odada bir paketle uğraşıyordu. Paketin içinde siyah, beşgen çerçeveli bir güneş gözlüğü vardı. İki aydır yazın yeni gözlük alacağını söyleyip duruyordu. Almış demek ki. Gözüne takıp aynanın karşısına geçti. Çıkardı, bir daha takıp baktı ve omuz silkerek:

“Adamlara not olarak dışardan gözüm görünmesin demiştim ama gözüm görmesin anladılar herhalde. Simsiyah!” diyerek gülmeye başladı. Kardeşinin yaşadığı market macerası da onu bir hayli keyiflendirmişti ki yatağının dayandığı duvarda asılı olan Malamat atkısına ilişti gözü. Bugün şampiyonluk maçı vardı. Hem de çok az kalmıştı. Alper attığı gollerle gol kralı olmayı garantilemişti. Bu ona prim kazandıracaktı ama bunun yanında şampiyonluk primi de vardı. Toplamda elde edeceği para Salim Bey için biriktirmeye çalıştıkları paraya büyük katkı sağlayacaktı. Parayı toparlayabilmek için bulundukları girişimlerin sonuçsuz kalması üzerine artık aralarında konuşmamaya başladılar. Bu konuda ikisinde de umutsuzluk hakimdi ama yine de birbirlerine çaktırmadan uğraşıyorlardı. Mesela Alper, Agâh’ın para kazanmak için 2 haftadır blog sitelerine yazı yazdığını bilmiyordu. Kadınlara günlük makyaj önerileri, boyunun kısalığından şikayetçi olan kadınlar için uzun görünmenin püf noktaları, seyrek saçlı kadınlara keratin saç kaynak müjdesi gibi kendi yaşamından uzak onlarca konuda yazı yazıyordu. Her şey babasının iyiliği içindi.

Gün ilerledikçe Alper’in heyecanı artmıştı ama Agâh’ın heyecanı daha büyüktü. 1 saat sonra Açelya ile evinin önünde buluşacaktı. 

“Kardeşim futbol falan boş işler. Sen hiç kafana takma. Bugün yenil olur mu?”

“Eğer Açelya ile romantik dakikalar yaşamanın ön koşulu bugün maçı kaybetmemizse hattrick yapacağımdan emin olabilirsin kardeşim.”

Agâh, Alper’in bu sözlerini aldırmadan hazırlanmaya başladı. Üstünü giydi ve saçlarını itinayla taradı. Sakalındaki düzeni alakasız bir yerden fırlayarak bozan birtakım kılları da kestikten sonra hazırdı ama Alper onun bu hazır olduğunu iddia ettiği haline gülüyordu.

“Ne gülüyorsun lan?” diye sordu aynada kendine bakarak. Sanki kusuru Alper söylemeden bulursa daha az dalga geçilecekmiş gibi. 

“Bıyığının devamı nerede oğlum?” 

“Hay babanın kemigine!” gibi buram buram memleket hasreti kokan bir amanın boo ifadesiyle aynada kendiyle yüzleşti. Bıyığının kenarından inerek çenesiyle birleşen kısımların biri köseydi Agâh’ın. Yani bir kısmı çene sakalıyla birleşmiyordu. Amacı ufak düzenlemeler yaptıktan sonra birleşen kısmı diğeri gibi yarıya indirerek eşitlemekti ama biraz fazla kesmişti. 

“Oğlum üstü Ayhan Işık, altı kendiyle barışık!

“Bence iyi oldu böyle, şakayla karışık!” diyerek kahkahasına seviye arttırıyordu Alper. O sırada Gönül Hanım içeri girdi. Oğlunun parfüm kokusuna gelmişti. Kapıyı açar açmaz son derece şık olan Agâh’ın moral bozukluğuyla karşılaşınca:

“Vay benim yakışıklı oğlum vay!” diyerek yaklaştı Agâh’a pijamalarını henüz çıkarmamış olan Alper’i geçerek. “Annesinin kuzu buççusu ne kadar da havalı olmuş!” 

“Anne!” dedi parmağını havaya kaldırıp sallayarak Agâh. “Sakın… sakın bana yalan söyleme. Niye biliyor musun?” dediğinde Alper mavi çizgili pijamasıyla anne oğulun arasına girerek: “Çünkü inanırsın! Anladık tamam. Bitsin artık bu geyik!”

Gönül Hanım ise hiç istifini bozmadan gülerek: “Aa tabii ki inanacaksın! Anan değil miyim?”

“Anne yüzümde bir enayilik var mı?” diye sorması üzerine Agâh’ın alnını yoklayan Gönül Hanım: “Yok. Alnın tertemiz. Enayi yazmıyor. O kadar temiz ki alın yazın bile okunmuyor.” 

“Peki ya bıyığımda?”

“Aa Sadri Alışık!”

“Ne oldu anneciğim, pek bir şaşırdık?” diye sordu Alper. Oğlan iyice delirdi. Güleceği yoksa bile kendini gıdıklıyordu gülmek için.

“Yok yok. Bu oğlan aşık!” dedi ve bu kafiye düzenine bir son vererek: “Akıllı adamın yapacağı iş değil bu.” dedikten sonra gözlerini açarak yüksek sesle: “Kim bu kız? Nereden geliyor bu şıklık?”

“Beni aldı bir sıkışıklık!” diyerek bu yersiz kafiye sohbetini uzatan Agâh nasıl kurtulacağını bilmiyordu. Annesiyle her şeyi konuşurdu aslında ve belki de annesiyle olan yakınlığı, sohbeti Olcayto’dan bile kuvvetliydi ama ona aşkını anlatamazdı. Bu kolay yıkılabilecek bir çekingenlik değildi. 

“Ey Amerika sen kimsin ya?” sesiyle yırtmıştı! Oturma odasından geliyordu. Salim Bey’in sesiydi bu. Odaya gittiklerinde Salim Bey’in bir haber kanalından Rusya’dan alınması gündemde olan S400 füzelerinin ciddi ciddi alınmakta olduğunu ve hatta Türkiye tarafından parasının bile ödeneceğini öğrenmişlerdi. Üstelik haberin alt metninde görüşmelerin hız kazanmasında Türk bir arabulucunun rol oynadığı da belirtiliyordu. Bu tabii ki de Mithat Erdoğdu’dan başka biri değildi. 

Salim Bey’in A’t Haber ile Fos TV arasında mekik dokuduğunu fark eden Alper spor çantasını kaptığı gibi hızla evden ayrıldı. Maça daha saatler olmasına rağmen babasına yakalanmadan gitmesi gerekiyordu. Agâh da hızla banyoya girerek bir minnak jiletin hatasını tüm yüzüne ödetmiş ve tuvalet musluğuna takılan hortumla balkonda yıkanan halı berraklığında bir yüzle banyodan çıkmıştı. O sırada çayını ağzına götürmekte olan Salim Bey onu görünce toparlanarak ayaklandı:

“Hoş geldiniz.” dedi ve seslendi: “Gönül! Neden söylemedin misafirimiz olduğunu? Üstüm de pek uygunsuz.” diyerek sırtını duvara vere vere odadan ayrıldı. Yatak odasına girecekti ki birden dönerek: “Ey olimpiyat çocuğu sen kimsin ya?”

Babam bile tanımakta zorlandıysa Açelya ne tepki verir kim bilir diye düşünerek evden çıktı Agâh. “Belki de bu sefer direkt aşık olur! Yumurta gibi çocuğum sonuçta.” diyerek kendini rahatlatsa da Açelya’nın apartman kapısından çıktığı gibi verdiği tepki tüm bu düşüncelerini yok etmişti.

“Alper senin ne işin var burada?”

“Agâh kız ben.” deyince Açelya elinden çantasını düşürmüş ve titrek dudaklarından şu iki kelimeyi dökmüştü: “Nasıl kıydın?”

Sahile kadar yürümüşlerdi. Açelya bu yürüyüş esnasında yer yer gülmüştü. Agâh ise bunu çoktan unutmuştu. Sevdiği kız yanındaydı. Yani şöyle bir dört metre uzaktan yürüse de yanındaydı kokusunu hissedebiliyordu ama birden aldı onu bir gerginlik. Ee ne yapıyoruz şimdi yani diye düşünmeye başladı. “Ne yapar kardeşim bu sevgililer? Bir günü nasıl geçirirler? Simit alıp martılara mı atsak? Yok ya o pek Açelya’ya hitap eden bir şey değil. Sohbet etsek? Yok yok! Kesin boş yaparım ben, kaçırırım elimden kızı. Oyun oynasak? Oldu! Bir de halay çekelim. Olur aslında! Bu bahaneyle elini tutarım. Of ne diyorum ben ya? Allah’ım bu nasıl güzel bir kızdır Ya Rabbim!” diye içinden geçirirken birden durup Açelya’ya:

“Simit alıp martılara mı atsak?”

“Atacaksak niye alıyoruz ki?”

“Haklısın.”

Gerçekten de hitap etmiyormuş. Ne kadar iyi tanıyor Agâh sevdiği kızı. Agâh düşüncelerine ara verip etrafına baktığında bir bankta oturduklarını ve Açelya’nın gözünü bile kırpmadan kendisini seyrettiğini fark etti. Galiba artık bir şey yapması, sevgili gibi davranması, en azından bunu ona hissettirmesi gerekiyordu. “Acaba elini mi tutsam? Yok ya bu çok hızlı olur. Saçını okşasam? Aman aman! Okşayayım derken çeker mekerim, kızın canı yanar. Yanağından makas alsam? Yok bir de saçından çekip öpeyim bari! Yuh! Alper ile takıla takıla saçmalamaya başladım ya.” 

“Of ben niye bu kadar küçüğüm ya!” diye bir cümle fırlayıverdi birden ağzından. 

“Ne?”

“Ne?” 

“He sakalı diyorsun! Evet gerçekten de epey küçüldün.” diyerek gülmeye devam etti Açelya. Partnerinden bir hamle gelmeyeceğini anlayan Açelya ona biraz daha yaklaşarak iki eliyle koluna sarılıp başını omzuna koydu ve sordu:

“Seni bir yere götüreceğim demiştin. Bilet almıştın bir de. Hangi etkinliğe bilet aldın?”

“Hepsine!” dedi Agâh heyecanlı bir sesle. “Nasıl yani?”

“Ben ilk buluşmamızın tamamen sana özel olmasını istedim ve yanlış bir karar vermek de istemedim. Bu yüzden seçimi sana bıraktım.” dedi ve cüzdanına uzandı ama öyle bir uzandı ki… yani koluna sarılmış olan Açelya’dan müsaade istese rahatlıkla alabilecekti. İsteyemedi. Çekindi. “Şuna bak yüz vermeye gelmiyor! Adi, utanmaz, kaba herif!” gibi şeyler düşüneceğini düşündü. Çocuğun kafa gitti ya. Cüzdanından çıkardı bir bir biletleri. 

“Malamatspor – Oltu maç bileti, Levent’te Aşk Kanayan Hayaller adında bir tiyatro oyunu bileti, 4N1K adında dövüş filmine IMAX bileti…”

“4N1K filmi, dövüş ve IMAX… bu üçlü arasında bir bağlantı kuramadım. Hem film vizyonda değil ki.”

“Büşra Yılmaz’ın imzasına gidiyoruz ama onu göremiyoruz. 10.dakikasında izdiham oluyor. Arada tekme falan yiyorsun. İçindesin! IMAX gerçekçi derlerdi de inanmazdım.” dedi ve diğer bileti çevirdi:

“Ve kapalı gişe olan Tarkan’ın konser bileti.”

“Yok artık! Tarkan’ın konserleri kapalı gişe. Nasıl buldun?”

“Aslında bulamadım çünkü gişe gerçekten kapalıydı.” demesi üzerine biletleri inceleyen Açelya altlarda adı sanı duyulmamış iki kişinin tenis maçı biletiyle bir bilardo maçına bilet bile görmüştü. “Kıyamam ya! Kim bilir neler çektin bunları almak için. Madem arada kaldın, neden bana sormadın?” demesi üzerine litrelik bir kaynar su dökülmüş Agâh’ın başından aşağı. Sahi… ne diye sormadın be oğlum?

“Kararsız olduğunu biliyorum. Bu yüzden seçenek imkânın olsun istedim. Hem sen çok seversin bir şeyler seçmeyi.”

“Beni nasıl bu kadar iyi tanıyorsun?”

“Çünkü seni seviyorum.” dedi bir anda. Normalde bu kadar hızlı söyleyemezdi ama Açelya’nın mutlu gözlerine dalmıştı bir kere. Erimekte olan Agâh’ın kulağına eğilerek: “Ben de.” diye fısıldadı. Agâh artık kısık ateşte kendi suyunda pişmeye hazırdı. 

“Hem zamanını harcamışsın hem de paranı. Şöyle bir bakıyorum da hepsine olmasa bile birçoğuna gitmek için vaktimiz var. En yakını da maç! Hem kardeşinin yanında olmak istersin, değil mi?” dediğinde bir kez daha fethetmişti Agâh’ın kalbini. Yola koyuldu çifte kumrular.

Alper stadın hemen karşısındaki büfeden bir soda alıp kaldırama oturmuştu. İçerken Nuri’yi gördü. Başkanlık ettiği hakem heyetiyle konuşuyordu. Maçla alakalı olduğunu düşündü ama konu farklıydı.

“Ben parayı veremezler demedim ki kardeşim. Buraya getiremezler dedim. Bak gör! Bu Mithat bir hırs uğruna ülkeyi rezil edecek. Senin Ruslarla ne ilişkin olabilir ya? Sırf hava! Ruslar da baktı ki malzeme var.”

“Yok artık Mithat Hocam, koca Rusya goygoy yapmak için satıyoruz, para gönderin diyecek değil ya.”

“Der kardeşim, niye demesin? Bu Mithat Ruslarla birlik olmuş, ülkeyi felakete sürüklüyor. Paraya üzülüyorum. Bizim vergimizle birleşen para çöpe gidecek. Ortada ne S var ne de 400.” demesi üzerine ağzında biriken sodayı tükürerek gülen Alper: “Ulan herif S400’lerin ücretini bile kaçırdığı vergiye bağladı. Bu ülkede vergi edebiyatı yapanlar neden hep vergisini vermeyenler?”

Maç saatine 15 dakika kala Malamatspor oyuncuları soyunma odasındaki yerini almıştı. Aytekin Hoca tuhaf görünüyordu. Farklı giyinmişti ama çok farklı ve o da bu farklılığın farkındaydı. Üstten üstten bakıyor, takıma poz kesiyordu. Kimseden ses çıkmayınca:

“Bir hayırlı olsun yok mu lan, kırk yılda bir takım elbise giydik?”

“Hocam kravatınızda Memet Karslıoğlu Anadolu Lisesi logusu mu var sizin?” diye sordu Alper.

“Aman be! Nerede bizde takım elbise alacak para? Oğlanın dolabından aşırdım işte.” dedi ve iki eliyle terlemiş saçlarını avuçlayarak yatırdı. Kendisinden taktik bekleyen oyunculara beklediğini verecek gibi değildi.

“Evet takım! Biliyorsunuz kulüp borç batağında ve bugün kulübe icra geldi. İcra, tahtamızı  götürdüğü için maç kadrosunu  yazamıyorum. Dolayısıyla bugün maça çıkamayacağız.”

“Niye hocam?”

“Kadrosuz nasıl çıkalım oğlum?”

“Hocam buradayız ya.” diyerek iki kolunu açıp takımı sardı Alper. Gözlerini açışından şaşkın olduğu anlaşılan Aytekin Hoca: “Aa doğru! Tamam lan çıkıyoruz maça.” dedi ve ekledi: “Beyler bu bizim son şansımız. İnsan işini neden sever? Başka çaresi yoktur da ondan. Bizim tek çaremiz işimiz. İşimizin tek gerekliliği de kazanmak. Oltu ile aynı puandayız ve averajla lider konumdalar. Tek şansımız kazanmak!”

“Hocam biz tur bindirmiştik Bunlar ne ara yetiştiler ya?” diye sordu 39 yaşındaki kulübün emektar futbolcusu Hayri. Cevap vermek için başını ona çeviren Aytekin Hoca göbeğiyle karşılaşmıştı. 

“Tur bindirdik ama yan yana geldiğimizde aşmaları gereken turları görmezden gelip onları bize denk saydılar.” dedikten sonra elini ortaya koydu ve üzerine gelen eller sallanarak bir bütün şeklinde haykırdı: “Malamat!”

Sahaya çıktıkları tünelin ucunda şampiyonluk kupası vardı. Kupanın başında Ofsayt Nuri bekliyordu. Elini uzatan oyuncuların ellerine vurdu: “Yeter be! Her önüne gelen maça çıkmadan ellesin diye koymuyoruz kupayı buraya.” dedi ve bir an duraksayıp: “Sahi… maç başlayınca kaldıracaksak ne diye maçın başında koyuyoruz ki buraya?” diye söylendi.

İstiklal Marşı töreninin ardından iki takımın oyuncuları birbirleriyle ve hakemlerle tokalaşıp takımlarının flamalarını birbirlerine hediye ettiler. Sonrasında da birlikte bir hatıra fotoğrafı çekinmek için yan yana geldiler. Fotoğraftan sonra Nuri, Alper’e:

“Ne yalan söyleyeyim tokalaşıp gideceksin sandım. Fotoğraf çekinmeyi unutsan ne gülerdim ama!”

“Ben Salimoğlu’yum Nuri amca, Potuk değil.”

Bu inanılmaz göndermenin ardından maç başlamıştı. Fizik dersinden geçmek için kendini takıma aldıran Agâh bu maçın kadrosuna girmemek ve Açelya ile buluşmak için Başkan Külhan Bey’in arabasını çizmişti. Bunun sonucunda da kadro dışı kalmış ve Açelya ile maçı şeref tribününde, Külhan Bey’in hemen arkasında takip etmeye başlamıştı. Leyla ise Var Hakemi’nin arkasından izliyordu çünkü Nuri her şeyi en iyi kendisinin bildiğini iddia ettiği için artık bu hakeme ihtiyaç duymuyor, olduğu yere dahi bakmıyordu. Sen dünyanın en zeki kızısın Leyla!

Maçın ilk yarısı karşılıklı atılan gollerle 2-2 sonuçlanmıştı ve Malamatspor’un 2 golü de Alper’in aksine jübile yapacak olan Hayri’nin göbeğinden gelmişti. Evet doğru okudunuz. Ayağından değil, göbeğinden. İlk dakikalarda 2-0 öne geçen Oltu’ya 39.dakikada Alper’in açtığı ortaya göbeğiyle vuran Hayri farkı önce bire indirmiş, filelerden sekip tekrar göbeğine çarparak çizgiyi geçen topla da beraberliği sağlamıştı. Ofsayt Nuri bu başarı karşısında sessiz kalmış ve iki golü de vermişti. 

Agâh maçı pürdikkat seyrederken Açelya telefonuyla ilgileniyor, Agâh’ın kendisine baktığını fark ettiği an, “Bravo Malamat, kanatlardan!” diye bağırıyor ama topun Oltulu oyuncularda olduğunu görünce de utancından sessizliğe gömülüyordu. 

“Yeşil-Beyaz renklerine aşığız

Bu sene ligde şampiyon olacağız!” sesleri yükseliyordu tribünlerden. Maç öyle bir hale gelmişti ki Dümbüllü taraftarı olan Seyyar Recep bile Malamat’ı destekliyordu. Şaka şaka. O ekmeğindeydi yine. MalamatStore’dan kopyalayıp korsanını bastığı atkıları millete satabilmek için haybeden bağırıyordu işte. 

İkinci yarının ilerleyen dakikalarında Oltu oyun kontrolünü eline almıştı. Ligin gol kralı olan Alper, Şampiyonlar Ligi Finali’nde stoper oynayan Drogba gibi dört dönüyordu sahanın içinde. Dakika 83 olduğunda Oltu’nun sol açığı Tayyar s400 hızıyla ceza sahasına girmeyi başarmıştı. Alper’in kademeye girmesinin hemen ardından yerde kaldığı anda sırtı dönük olan Nuri pozisyonu mecburen Var’a götürmüş ve kızı Leyla’nın da orada olduğunu görmüştü. O kadar da zeki değilmişsin be Leyla! 

Maçı Olcayto’nun Instagram’da açmış olduğu canlı yayından takip eden Var hakemi Tayyar’ın ayağına temas eden kalp yığınına çarpıp düştüğünü beyan edince devam kararı alındı ama Nuri penaltı vermek istiyordu. Yan hakeme koştu:

“İyi düşünün lan, bir şey yok muydu?”

Bu pozisyon karşısında son derece kararsız kalan Ofsayt Nuri oyunu durdurdu ve dördüncü hakemden telefonunu istedi. Tribünlerden gelen yuhalama seslerini: “1 dakika durun be kardeşim! TFF Başkanı’nı arıyorum.” diyerek kesti. 

“Başkanım hayırlı günler. Ben Nuri.”

“Hangi Nuri?”

“Nuri Yılmaz efendim. Şu anda Malamat – Oltu maçını yönetiyorum.”

“Kim malamat oldu, anlamadım?”

“Hocam size attığım linkteki pozisyonu bir izler misiniz?” diye sordu ve birkaç dakika sonra “Eee?” yanıtını aldı. “Başkanım sizce penaltı mı?”

“Ben bilmem ki Nuri Bey.”

“Ne demek bilmem?”

“Ben müteahhidim, futboldan anlamam.”

“Anlamadığın işin neden başkanı oluyorsun ya?” diye sordu ve birkaç saniye sonra korku içinde: “Affedersiniz kuzenim aramış.” diyerek kapattı. Konuşmaya vakıf olan Alper kenarda kardeşi Agâh ile laflıyordu maçın durmasını fırsat bilerek:

“Görüyor musun kardeşim? Türkiye’de futbolu, bilmeyen adamlar yönetiyor.”

“Bizim sorunumuz da bu zaten. Türkiye’de bilgisi olanın yetkisi yok, yetkisi olanın da bilgisi yok.”

Maç devam etmeye başladı ve +7 ilave edildi. Her sıkışık maç gibi 6 dakika boşa gitti ve şampiyonluğu getiren gol 90+7’de geldi. Eski Malamatspor futbolcusu Serkan tribünlerin ıslıklarını önemsemeden depara kalkmıştı. Tayyar ile girdiği verkaç sonunda topu penaltı noktasının gerisindeki Şekip’e attı. Kendisine doğru gelmekte olan topu bekleyen Şekip yüzüne esen rüzgarla sendeleyip düştü. Rüzgar araya giren Hayri’nin göbeğinin rüzgarıydı. Koştukça sallanan göbeğiyle kontra atağa çıkan Hayri hattricke ve jübilesinde bir zafere doğru koşuyordu ama sağ kanattan desteğe gelen Alper’i gördüğünde asistin de bir başarı olduğunu düşündü ve topun dibine girerek Alper’in önüne yuvarladı. Alper sol ayağıyla vurmak üzere voleye yattığında top dünya futbolunda doksan olarak gösterilen kısma değmişti bile.

Golün ardından Nuri önce orta sahayı gösterdi ve harıl harıl topla orta sahaya koşan Oltulu oyuncuları görünce “Amaaan sanırsın gol atacaklar. Bu deparı maçta atsaydınız kazanırdınız zaten salak herifler!” diyerek son düdüğü çalmıştı. Alper yine Leyla’nın olduğu tribüne koşmuş, formasını çıkarmış ve golü onunla kutlamıştı. Nuri de ağır ağır tünele doğru yürüyordu. Kendini Alper’den kurtaran Leyla iki adım sağa kaydığında Alper’in gözleri faltaşı gibi açılmıştı. Gözyaşları da süzülmeye başladı hatta ama attığı golden, şampiyonluktan ya da sevgilisine sarılmaktan değil, Malamat forması giymiş annesi Gönül Hanım’ın kendisine alkış tuttuğunu görmesindendi bu duygu seli. Öyle bir sarılmıştı ki annesine. Öyle bir çekmişti ki içine en sevdiği kokuyu. Bir ömür orada yaşayabilirdi. Hemen üst tribünde de farklı bir hikâye yazılıyordu. Kardeşinin zaferi karşısında gözleri dolan Agâh’a sevdiği kız sarılıyordu ve o da kırdığı gibi zincirlerini, soluğu onun saçlarında almıştı. Herkes sarılıyor da peki bu gürültü ne? 

Orta saha hizasına doğru bir helikopter inmekteydi. Malamat oyuncuları bunu görünce tezahüratlar eşliğinde alkış tutmaya başladı. Hayri’nin jübilesi için düşünülen bu jest onları çok şaş… Mithat Bey?

“Yavaş ol Hayri Efendi! Kendini Fatih Terim mi zannettin?” diyerek indi aşağı ve Nuri’nin yanında aldı soluğu. Telefonundan açtığı yayını izletti ona. S400’ler Türkiye’ye Malamat üzerinden getirilmek üzere yola çıkmıştı.

“Benim adım Mithat Erdoğdu. Ben Amerika’yı bozarım!”

“Montaj bu… montaj!”

“Mithat Bey, nasıl oldu bu iş?” diye sordu Alper kıpkırmızı kesilmiş yüzünü ve kekeleyen sesini umursamadan.

“Çok kolay oldu Alper’im. Zaten medyatik bir kişiliğim var ve Amerika’ya karşı onlara destek vereceğimi ilettim. Rocky filminde Rocky’i değil Ivan Drago’yu desteklediğimi söyledim. S400’leri göndermezlerse doğalgazlarını almayacağımızı ve tezek eşliğinde dostluğumuzu yakarak ısınacağımızı söyledim. İki futbolcu + bir miktar paraya bağladım.”

“Başka?”

“Bir de Putin’in hâlâ ağzı süt kokan bir çocuk olduğunu ve süt içtiği şişe atıklarının müzemde olduğunu, göndermezlerse o bad boy kimliğinin altında yatan Şupaşkar bebesini tüm dünyaya afişe edeceğimi söyledim. İki büklüm oldu zaten.”

“Mithat Bey sen bir dahisin. Oyum sana feda olsun!” diyerek tribünden aşağı atlamasın mı Salim Efendi? 

“Baba sen de mi geldin?” diye sordu Alper şaşkın bir şekilde.

“Ben senin hangi başarında yoktum oğlum?”

“Durun be durun! Bu hainin bizi nasıl bir oyuna soktuğunun farkında bile değilsiniz. Tamam S400’leri ülkeye getiriyor olabilirler ama asla sistemi kuramayacaklar. Hiçbir şekilde buna hazır değiliz ve sen de bunu biliyorsun Mithat! Hurdalıkta eskimelerine göz yumup bizi el âleme rezil etmek için yapıyorsun bunları!”

“Sistem için hazırlıklar başladı bile. Sen Türkiye’yi ne sanıyorsun ya?” dediğinde statta kopan alkış tufanına iyice sinirlenen Nuri: “Sistemi kursanız bile o füzeler süs gibi kalır. Kullanılamayacak.”

“Yahu muhalefet olacağım diye iyice saçmalamaya başladın. Bre densiz ‘Allah kullandırtmasın.’ diye dua edeceğine neler dersin? Muhalefet yapayım da gerekirse savaş çıksın diyorsun.” 

Sonra Nuri stadı terk etti. Mithat Bey dönerken yanına Hayri’yi de aldı ve jübilesini anlamlı kıldı. Malamat oyuncuları da kupalarına kavuştu. Her zaman televizyonda kupa töreni izlerken merak etmişimdir oyuncular yetkililerden madalyalarını alırken aralarında geçen kısa konuşmada ne konuşuyorlar diye. Vallahi o kadar sessiz konuşuyorlar ki ne dediklerini yine anlayamadım. Anladığım tek bir şey var bugünden. O da: 

“Kaybeden Amerika, kazanan Malamat!”

Bu ikisi aynı cümlede geçti ya, artık silinsem de gam yemem!

BÖLÜM SONU

Agâh Ensar Can

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.