Çilekeş Kardeşler | Sevgili Olunca Ne Yapılır?

XVII – Sevgili Olunca Ne Yapılır?

“O benim ilk sevgilim.”


Romanına yeni bir bölüm yazma umuduyla oturup yazamama hüsranıyla kalktığı gecenin yorgunluğu ayaklanmış yürüyordu vücudunda. Ardında bıraktığı günde yaşadığı sevinç ve heyecan vücuduna öyle efor sarf ettirmişti ki taşıdığı yorgunluk onun eseri bile olabilirdi. İnsan mutluluktan yorgun düşer mi? Agâh düşmüştü. Düşerken çarptığı yerlerinden mutluluk damlıyordu. Çünkü o kadar açtı ki mutlu olmaya. O kadar bilmiyordu ki ilişki denen o karmaşık laneti. Belki de yeni bir ilişkiye başlayan insanın aylara yaydığı heyecanı, alışık olmayan vücudu tek bir güne sığdırmıştı. Fakat yine de sorun vardı.

“Ben neden yazamıyorum ya? İstediğim oldu. Bir yazarın yazması için ilişki yaşamasından daha iyi ne olabilir?”

“Gerçek bir ilişki yaşaması.” diyerek çıktı içine saklandığı yorganın altından Alper. Gözleri kan çanağına dönmüştü. Yastığa başını koyar koymaz uyuyabilenlerden ve top patlasa uyanmayanlardandı Alper ama gece hiç uyumamıştı. Agâh’ın ayrı ayrı sesler çıkaran onlarca harfe basmasından ya da çok geçmeden hızlı hızlı silme sesinden değildi. Hatta Agâh’ın 2 saat bile sürmeyen buluşmayı saatlerce anlatmasından da değildi. Sadece “Açelya ile çıkmaya başladık.” cümlesini duymuştu zaten. Sonrasında sessizliğe gömüldü. Kardeşini nasıl koruyacağını bilemiyordu.

Sabah ezanı okunuyordu. Alper banyoda abdest aldıktan sonra üzerini değiştirdi ve odadan çıktı. Namaz için salona doğru giderken kapısı açık olan oturma odasında etekli birinin olduğunu fark etti. Holün ışığını yakarak odaya girdi. Burhan Bey de tam o sırada son oturuşunda selam vermişti.

“Amca.”

“Yeğen.”

“Ne yapıyorsun sen ya?” diye sordu gülerek.

“Namaz kıldım oğlum. Ne var lan bunda gülecek?”

“Peki o ne?” diyerek gözleriyle ayakta duran Burhan Bey’in bel hizasından başlayıp ayaklarını kapatıncaya kadar uzanan eteği işaret etti.

“Nasıl rahat bir bilsen. Kadınlar biliyor işini.” dedi ve ekledi, “Ne yapayım oğlum? Sizin burası çok karanlık oluyor. Eşofmanımı bulamadan elime bu etek geçti. Ayrıca neyi çok görüyorsun? Herifçioğlunun biri buna paça yapıp giyince ‘aga çok cool yaa!’ diyorsun.”

“Bu kadar özeniyorsan sana bir şalvar alayım ya.”

“Ben şalvar giyer miyim lan?” dedi ve eteği çıkarıp biraz daha kestirmek üzere yatağına döndü.

Sabah kahvaltısı için Alper evden erken çıkmıştı. Leyla ile her şeyin başladığı yerde, sahilde buluşacaklardı. Alper şu aralar hiç mutlu hissetmiyordu. Sınavlar bir yandan, Agâh bir yandan, son maça kalan şampiyonluğun stresi de başka bir yandan geriyordu Alper’i. Leyla ile de okul ve sınavlardan dolayı pek görüşememişti. O yüzden şu an tek dileği yeşilliğe serilmiş bir örtünün üzerinde başını Leyla’nın dizine dayayarak dertleşmekti. Buluştuklarında Alper’in bu hayalleri bir anda kırılmıştı. Çünkü Leyla iki elini belinde birleştirmiş beklerken kendi kendine söylenme halindeydi. Bunu sinirliyken yapardı.

“Nerede kaldın? Kaç saattir bekliyorum seni.”

“Leyla az önce telefonda konuştuk. Şimdi geldim demiştin.” demesi üzerine Leyla telefonunu çıkardığı gibi Alper’in burnunun dibine kadar soktu. “Kim bu kız?”

“Açelya.” dedi boynunu bükerek. Yaptığını farkına varır varmaz, “Bir kız bize boyun büktüremez.” düsturundan hareketle tekrar Leyla’ya baktı.

“Maşallah yediğin haltın da farkındasın.” dedi asılan yüzüne bakarak Leyla. “Bana bunu nasıl yaparsın ya? Ben bunu sana ödetmez miyim?”

“Ya Leyla kurban olayım bir oturalım. Zaten hesabı da ben ödedim. Daha ödeme yapacak hal kalmadı.” dedi ve ekledi, “O, Agâh’ın… sevgilisi.”

“Sen neden buluştun peki?” derken hâlâ sinirliydi.

“Kız anlasana o fotoğraftaki ben değilim.”

“Hesabı ödedim dedin. Yakaladım seni.”

“İki dakika beni yakalamayı bırakıp sarılır mısın?” dedi yanıt beklemeden sarıldı Leyla’ya Alper. Sonra da oturdular bir yere. Leyla anlatmasını bekliyordu ama Alper susuyordu.

“Anlatsana artık. Ne o suratın sirke satıyor? Alan da olmuyor. Suratın bildiğin sinek avlıyor. Müdahale edilmezse soykırıma kadar gidecek bu.”

“Ah Leyla… espri yapacaksan da kısa olsun, ne olur?” dedi gülerek ve bir iç çekip başladı anlatmaya:

“Tam bitti diyordum. Üzerinden sene üstüne sene geçti. Unutmasa da gözden ırak olan gönülden de ırak olur dedim. Görmedikçe acısı bayatlar, dolaba koymadıkça da önce kokar sonra küf tutar. Çöp olur, kaybolur, unutulur dedim ama kaderden kaçıramadım onu. Kaçınılmazdan da kaçılır diye düşünürdüm hep. En güçlüsüymüş o. Bu yüzden kaçınılmaz demişler zaten adına.”

“Lütfen sen sadece top oyna, bunları Agâh yazsın.” cevabı üzerine omuz silken Alper devam etti, “Agâh çok kırılgandır Leyla. Bir kere kırıldı ve ben engel olamadım. Korkarım yine kırılacak ve bu sefer paramparça olacak, yine bir işe yaramayacağım. Biz kardeşiz ve her şeyi konuşabiliriz ama konu Açelya olunca benimle konuşmuyor Agâh. Biliyor fikrimi. Duymak istediği şeyleri söylemeyeceğim için konuşmuyor. Ben de ne yapacağımı bilmiyorum. Sanırım iyi bir kardeş değilim.”

“Nasıl eminsin bu kadar? Belki de gerçekten hoşlanıyordur ondan? Hem kızlar kendini seveni, kendinden vazgeçmeyeni ister. Agâh onu kaç sene sevmiş. Neden samimi olmasın Açelya?”

“Çünkü kötü olan kötüdür. O uçarı biri. Duygusuz, düşüncesiz ve kör küt…”

“Ve kör kütük aşık ama değil mi?” diyerek tamamladı Alper’i Leyla.

“Hayır. Kör ve kütük. Yani Agâh’ın ona hediye ettiği ve gayrısından vazgeçtiği yüreğini görmeyecek kadar kör, karşılık veremeyecek kadar da kütük.” demesi üzerine biraz gülüştüler. Gülerken onu seyre dalan Alper bir kez daha şükretti içinden onu karşısına çıkaran Allah’a.

“Sen kendini üzme Alper. Sen iyi bir kardeşsin. Seni dinlemiyor diye ondan uzaklaşma sakın. İkinizin de birbirinizden başka gidecek yeriniz yok. Bedeniniz bile bir yaratılmış sizin. Temiz yürekli insanları korur Allah. Gözlerinizden belli ne kadar temiz yürekli olduğunuz. Gözler kalbin aynasıysa ikizler de birbirinin aynasıdır. Sen nasıl Agâh’a bakıp beni bulduysan, Agâh’ta sana bakıp doğruyu bulacaktır.”

“Aşkım seni gerçekten ayakta alkışlıyorum. Yani gözlerim doldu burada. O derece duygulu konuştun ve sonunda kendini de yücelttin, gerçekten harikasın.” dedi gülmekten karnını tokatlayarak.

“Ne sandın?”

“Hayatımda cevap anahtarına bakmadan yapıp da bulduğum tek doğrumsun.” derken gözleri dolan Alper aldığı cevap karşısında donakalmıştı. “Ne yani? Ben senin için her birine %25 ihtimal biçilen bir seçenek miydim?”

“Hayıııııır!” dedi ve bir anda vücudunu sarıp ıslatan terinin bulaştığı tişörtünün kalitesizliğinden de yakınıp “Seçenek yoktu. Sınav klasikti. Sen de tek cevaptın.” dedi. Romantik anlar yaşayacağını umuyordu.

“Peki soru neydi?”

***

Öğleden sonra Alper bir kafede buluşan Agâh ve Olcayto’ya katıldı. Alper gelene kadar Agâh ve Olcayto da playstation oynamaya gitmişti. Bu pazar Galatasaray ile Vaşakşehir arasında oynanacak ve şampiyonu belirleyecek olan maçın provasını yapmışlardı.

“Oğlum çaktırmayın da, Vaşakşehir oyunda bile kollanıyor be.”

Haftasonunun tadını çıkaran üçlünün gündemi tabii ki Agâh’ın yeni ilişkisiydi. Yarın sevgili olarak ilk defa buluşacaklardı. Agâh ne yapacağını bilmiyordu. Sevgili olmak ne demek, sevgili olmanın ne gibi sorumlulukları var, sevgili olunca ne yapılır, bilmiyordu. Acaba sürekli kafeye mi gidilir, yoksa parka mı, neler konuşulur, ne yapılır…

“Ben hep onu tavlamak üzerine düşündüm. Sonrasını hiç düşünmedim.”

“Bence sen bir sonrası olacağını hiç düşünmedin.”

“Alper ayıp oluyor ama artık ya. Ben sana böyle mi yaptım? Yıllarım senin aşk hayatını düzene koymakla geçti. Bir ara üst üste Ayşe, Fatma ve Hayriye adında kızlarla bile çıktın. Aşk mı yaşıyorsun, çiftetelliye mi toplanıyorsun belli değil.”

“Karıştırma şimdi onları.” dedi sağına soluna bakıp endişeli bir şekilde.

“Karıştırırım. Senin onlarca sevgilin oldu yardım ettim. Benim ilk defa oluyor. Yardım et!” dediğinde Olcayto yudum aldığı kahvesinden öksürerek kendini kurtardı, “Oğlum orta içtim sevmedim. Şekerli söyledim o da tatsız. Niye böyle ya?”

“Kahve sevmiyor olabilir misin?”

“Aa çok mantıklı ya. Niye düşünemedim ki ben bunu?” dedi ve su içtikten sonra Agâh’a döndü:

“Oğlum nasıl ilk defa sevgilin oluyor? Geçen sene Gamze vardı. 1 ay çıkmıştınız.”

“Salak onu biz yaptık ya fake hesap açıp. Açelya’yı unutsun diye kandırmaya çalışmıştık hani. Kanmadı zaten.” diyerek güldü Alper. Fakat hafızasını yoklayan Olcayto:

“Vallahi siz beni kandırmışsınız kanka. Ben gerçek sanıyordum.”

“Neyse.” dedi ve etrafı süzdükten sonra, “Niye burada buluştuk? Starbucks’a falan gideydik ya?” dedi Alper. Olcayto gülerek:

“Kanka biz geçenlerde Agâh’la gitmiştik. Kasadaki düdük, Agâh’ın bardağına ‘ahah’ yazmıştı. Bizimki de ‘Ne gülüyorsun oğlum?’ diye dalıyordu herife, zor ayırdım.”

“Sorma ya. Bardağıma random attı hıyar ağası.” demesi üzerine kahkaha kopmuştu. Karşılıklı gülüşmeler arasında Agâh gülmüyordu. “Söylesenize lan sevgili olunca ne yapılır?”

“Bence önce iki yıllık sözleşme imzala, kaçmasın.” dedi Alper.

“Adriana Lima gelirse serbest kalır maddesi de koy.” önerisi de Olcayto’dan geldi.

“Oldu!” dedi ve sinirle, “Bir de ‘Seni bana getiren yeteneğin ama bende tutacak olan karakterindir.’ diyeyim tam olsun.”

“Bence bunu kesin de!”

“Oğlum biraz halden anlayın. Doğru düzgün öneride bulunun ya.”

“Ne kastın be yeğenim? Al kızı götür sinemaya. Sonrasını da filme bırak. Film de sıkıcı olsun. Safları sıklaştırmak için sıkıcı film ideal.” dedi Burhan Bey tıraş ettiği müşterisinin omuzlarına serdiği havluyu suratına sardığı gibi lavabodan kaldırarak. Etrafına bakan Agâh kendini bir anda Burhan Bey’in dükkanında bulduğuna şaşırmıştı.

“Biz ne ara geldik buraya ya?”

“Maha göhür ahah!” sesleri geliyordu havlunun arasından. “Amca, adam son nefesini veriyor herhalde.” diyerek koluna dokundu Burhan Bey’in Alper. Burhan Bey kurulamayı biraz abartmıştı. “He unutmuştum lan.” diyerek çıkardı havluyu adamın suratından. Tekrar nefes alan adam vakit kaybetmeden, “Maça götür Agâh.” dedi. Bunu diyen Ofsayt Nuri’den başkası değildi.

“Maç mı?”

“Evet yarın Malamat-Oltu maçı var. Ben yöneteceğim.” dedi Alper’e bakarak. Alper ise yeni terlemiş bıyığının altından, “İnşallah yönetebilirsin.” dedi. Olcayto ise, “Kim Malamat oldu Nuri amca?” diye sordu.

“Bu gidişle Alper olacak Olcay.”

“Ulan biriniz de adımı doğru söyleyin be!”

Burhan Bey ıslak olan havluyu asmak için arka tarafa geçerken ikizler de onunla beraber gelmişti.

“Herife az önce kim şampiyon olur diye sordum. Malamat’ın işi zor, Oltu alır dedi. Bu enayi de tüm futbolu kendi liginden ibaret sanıyor. Ulan onu mu sorduk? Galatasaray mı, Vaşakşehir mi dedik!”

“Biz bu takıma neden Vaşak diyoruz?” diye sordu Olcayto. Alper de gülerek, “İroni yapıyoruz kardeşim. Biri avlanması yasak olan hayvan, diğeri de yenilmesi yasak olan takım.”

“Nuri amca sen hangi takımı tutuyorsun?” diye sordu Olcayto yanına gidip. Bunu duyan Alper de merakla yanlarına yaklaştı. Etrafına bakan Nuri kısık sesle, “Bir hakem olarak tabii ki Başakşehir. Ötesi yasak bize.”

“Borcum ne kadar Burhan’ım?”

“50 TL Nuri ağabeyim benim!” dediğinde bizim üçlü birbirini tokatlarcasına gülmekteydi. Eee sevmesen de ekmek parası sonuçta.

Cüzdanını çıkaran Nuri, Burhan Bey’e 200 TL uzattı. Bozdurması için Agâh’ı çağıran Burhan Bey, “Agâh şimdi köşedeki Kasap Osman’a gidiyorsun.”

“Amca yapma!”

“Oğlum ne olacak? O da sen-ben gibi biri.” dedi ve devam etti, “Bu 200’ü iki ellilik ve beş yirmilik yapıp getiriyorsun. Hıyar ağası sabahtan beri orası olmadı böyle kes, şurası olmadı şöyle kes deyip durdu. Bahşiş vermeden gitmesin. 20’likler bol olsun ki biz de yolumuza bakalım.”

Ayakları geri gide gide çıktı dükkandan Agâh ve Kasap Osman’a doğru yürümeye başladı. Kasap Osman’ın dükkanında güvenlik hat safhadaydı. İki tanesi karşılıklı, biri de tam kapının eşiğinde oturmak üzere üç tane köpek vardı. Üzerinde ceketi olmadan önünü ilikleyen Agâh, “Selamlar abi beyler.” diyerek titrer şekilde girdi içeri.

“Buyur Agâh Bey oğlum.” diyerek karşıladı onu Osman. Bu kibarlığına karşı şaşkınlığını gizleyemeyen Agâh’ı görünce tekrar sinirlenerek, “Psikoloğa gidiyorum. Sinirlenmeyeceğim diye söz verdim.”

“Anlıyorum.”

“Sana da iyilik yaramıyor be! Ne istiyorsun?” diye sordu ve parayı aynı istendiği gibi bozup geri verdi. Koşa koşa dükkana dönen Agâh döndüğünde kıpkırmızıydı. Parayı amcasına verdi. Burhan da aynen Nuri’ye verdi. Nuri de parayı nasıl olsa tıraş ücretini almıştır düşüncesiyle direkt cebine koydu. Burhan Bey’i aldı bir kaşınma. Vay ben nerelere gideyim, gitmek istesem de paramı alamadım nasıl gideyim… diye dört dönüyordu dükkanın içinde. 20’lik bahşişin peşindeyken hakkı olan 50’den olmak üzereydi. Nuri de telefonundaki mesajları yanıtlıyordu. Burhan Bey’in parasını bırakmayacağını bilen üç kardeş ondan gelecek hamleyi bekliyordu. O sırada kasanın üstündeki telefonunu alıp çalıyormuş gibi yapan Burhan Bey kulağına götürdüğü gibi konuşmaya başladı:

“Efendim Osman’ım. Ney? Olur mu oğlum, sen bana iki ellilik, beşte yirmilik gönderdin. Allah Allah! Dur bakayım bir.” diyerek kulak misafirliğinde bulunan Nuri’yi direkt davet eder bir tutumla, “Nuri ağabey rica etsem bir bakar mısın Osman sana ne göndermiş?” demesin mi… Nuri de cebindeki parayı kontrol edip “Aa Burhan’ım sen 50’yi almadın mı? Kusura bakma ya.” deyince, “Oh!” ile başlayıp “Olur mu ağabey, ne kusuru?” diye biten cümlenin sonunda hakkı olan parayı cebine koymuş, nefesinin sesiyle oluşturduğu duygusal fon müzik eşliğinde Nuri’nin cebine giren 20’liklere de veda etmişti.

“Pinti herif. Ne olur yani bir yirmilik ateşlesen!” derken muhatap alarak seslendiği kapı hızla açıldı ve Nuri tekrar içeri girdi. “Vay Nuri ağabeyim, buyur bir şey mi unuttun?”

“Agâh sen kızı yarın maça getir. Malamat – Oltu maçında rakip takım şampiyonluk turu attığında sen üzülürken o da seni teselli eder ve yakınlık olur. Bu iyiliğimi de unutma.” dedi ve Alper’e somurtkan bir bakış atıp çıktı, gitti.

“Çok mantıklı be!” diyerek yumruk sallamaya başladı Agâh.

“Oğlum kim Malamat oldu söyleyin ya!”

“Ulan hıyarto Malamat ve Oltu takımı. Anlasana artık şunu!” dediğinde Burhan Bey, “Beyler… Oltu hangi şehrin takımı?” dedi ve Alper’e dönerek, “Bana bak sakın maçta kıçını yırtma vallahi ağabeyim gebertir seni!”

“Aha! Daha iyi olur. Bir tarafta kaybeden kardeşine üzülen, diğer tarafta da memleketinin takımının kazancını teselli olarak görüp arada kalmaktan bitap düşen birini çiçeği burnunda sevgilisi sarıp sarmalayarak teselli edebilir.”

“Oğlum sende hiç mi utanma yok? Nuri yarın mezarımı kazacak. Şampiyonluk gidecek, emeklerim heba olacak. Belki kulüp kapanacak. Sen neler söylüyorsun?”

“Kardeşim senin on tane şampiyonluğun oldu ama Açelya benim ilk sevgilim.”

BÖLÜM SONU

Agâh Ensar Can

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.