Çilekeş Kardeşler #15 | İkiz Artı Biz

XIV – İkiz Artı Bir

“Biz ikiysek sen de birsin.”


Güne gülerek uyanmıştı Agâh. Açelya’dan aldığı mesajın heyecanı hâlâ kalbindeydi. Yarın akşama doğru buluşacaklardı. Açelya’nın ailesi geçtiğimiz yıl, Sakarya’ya taşınmış. Açelya da burada ablasıyla beraber yaşıyor, bir yandan da okuyordu. Sakarya’dan yarın döneceği için buluşmaları yarına kalmıştı ama buna rağmen Agâh’a atacağı mesajı bekletememişti. Nasıl ihtiyacı varsa artık.

Bugün felsefe sınavı vardı. Yani pek heyecanlı ya da stresli değillerdi ama sınav sınavdır sonuçta. Erkenden kalkıp hazırlanmaya başladılar. Alper saçını tararken Agâh parmak uçlarında ayakta dikilmiş, aval aval etrafa bakıyordu.

“Sen neye bakıyorsun öyle?”

“Arada parmak uçlarımda yükseliyorum da, dünyaya birkaç santim bile olsa yüksekten bakmak enteresanmış.”

“Geç bunları!” dedi ve tarağı bırakıp Agâh’a yaklaştı. “Buluşmayacaksın değil mi onunla?”

“Neden buluşmayayım?”

“Oğlum siz yazarlar krizi fırsata çevirmeye bayılıyorsunuz herhalde. Resmen acı çekip yazmak için mücadele veriyorsun.”

“Kardeşim niye öyle diyorsun ya? Bak bu Açelya beni hiç görmüyordu, umursamıyordu, hiç yoktum onun için ama şimdi…”

“Hâlâ yoksun Agâh! Belli ki var yine aklında bir şeyler ki sana yazıyor. O güvenilir biri değil, anla artık bunu! Kendini düşün biraz ya.”

“Kendimi düşündüğüm için onunla olmak istiyorum. Bunu anlamak zor değil!”

“Peki.” dedi ve tekrar aynaya döndü Alper. “Sen unutmuşsun ama ben unutmadım. Açelya gittikten sonra aptal aptal sevgili çiftleri saydığını, onlardan kaçtığını. Hatta sahilde onca çiftin arasında tek olduğunu görünce sahil güvenliğe gidip ‘beni yanlışlıkla aldınız herhalde, damsız almıyorsunuz belli ki’ dediğini ben hatırlıyorum. Sen de hatırlamalısın.”

“Ama sahil güvenliğin ‘ona biz bakmıyoruz’ dediğini hatırlıyorum.”

O gün normal zamana nazaran daha erken çıkmışlardı. Hava tam aydınlık değildi. Henüz Güneş, Malamat’ta gücünü ilan edememişti ama bunun dışında bir sorun daha vardı. Sokak aydınlatmaları çok yetersizdi. En azından bir sokak lambasının önünden geçtikleri ana kadar. Lambanın önünden geçmeleriyle ışık yanmıştı. Bozuk herhalde diyerek yürümeye devam ettiler. Az ilerideki lambada da aynı şey oldu ve mimarı da Mithat Erdoğdu’ydu.

“Hayırlı sabahlar!” diyerek selamladı kardeşleri Mithat Bey.

“Hayırlı sabahlar başkanım. Sorun mu var aydınlatmada?”

“Ne alakası var koçum?” dedi ve lamba direğine yaslanarak, “Harekete duyarlı sokak lambaları taktırdım. Artık belediyede israfa son koçum!”

“Mithat ağabey sen konuyu biraz yanlış anlamışsın. Bu pek duyarlı bir hamle olmamış.” dedi Alper gülerek. Buna karşı kendinden emin tavrını sürdüren Mithat Bey, “Ayrıca metro projesinden de vazgeçtik. Minibüsle en yakın metroya ulaşmak yarım saat.”

“Haklıymışsın Mithat ağabey. Gerçekten de hep beraber ‘malamat’ olduk.” dedi ve Alper’i çekiştirerek götürdü Agâh. Okulun karşısındaki börekçide Olcayto’nun da gelmesiyle kahvaltılarını yaptıktan sonra okula girmişlerdi. Hava kapalıydı. Sonuna kadar çekili duran perdeler de sınıfı ziyadesiyle karanlık yapmıştı. Hal böyle olunca herkeste depresif bir hava, aktifleştirilen uyku modu hakimdi.

“Bitir artık şu kitabı be kardeşim!” dedi Agâh, Sanatsız Raci’yi hedef alarak bıkkın bir şekilde.

“Oğlum önemli olan okumak değil, anlamak.”

“Raci bütün sureleri ezberleyip anlamından bihaber yaşayan adamsın. Neyin kafasını yaşıyorsun anlamadım ki?” diyerek konuya zenginlik katan Olcayto bir hışımla çekip aldı elinden kitabı. Kısık halde gülen gözleri birden açılmıştı. Gülmekle şaşkınlıktan bağırmak arasındaki o çizgide kalmıştı. Evet bu ikili arasında bir çizgi olduğunu da sayesinde öğrenmiştik.

“Oğlum!” dedi ve gülmeye başladı. Kitabı çevirerek gösterdi sınıfa, “Çocuğa boşuna yüklenmişiz. Kitap Osmanlıca.”

“Ama kapağında Latin harfleri var.” dedi Agâh.

“Aman be! Ne olurdu yani öğrenmeseydiniz.” dedi ve çekingen bir tavırla, “İnternetten sipariş etmiştim set halinde. Kapak Latin, içerik Osmanlıca. Dolandırıldım. Değiştiremedim de. Mecbur okuyorum işte 1 senedir.”

“Biz de seni Atsız hayranı sanıp sanattan uzak yaşıyorsun diye San’atsız diye anıyorduk.” dedi Alper.

“Keşke sadece sansaymışsınız.”

İlk iki dersi sınava çalışacağız bahanesiyle atlatan sınıf üçüncü derste de Felsefe sınavını ‘sanırsın filozof olacağız!’ bahanesine sığınarak atlatmıştı. Sınavdan sonra herkes sınav sorularını konuşur, tartışır, cevaplarını araştırır ama bu sınavın konuşulan kısmı sorular değil, soruların sonunda öğretmen tarafından yazılan nottu.

“Sınav süresi 40 dakikadır. Ek kağıt verilmeyecektir. Ben sorularda Tanrı dedim ama siz cevaplara Allah yazabilirsiniz. İyi dersler.”

“Bu hoca da nereden uyaracağını şaşırdı.” diyerek goygoyu başlatan Fevri Fahri’ye Alper,

“Ne var oğlum, kadın sebebin olmak istemiyor işte.”

“Sanırsın dinden çıkacağız.”

Sonraki ders boştu. Alper cam tarafının en arka sırasında tek otururken Agâh’ta bir önünde ona dönmüştü. Sohbet halindelerdi. Emre ve Ferman öğretmenler masasının iki ucuna ayrılmış ve bilek güreşine tutuşmuşlardı. Olcayto da öğretmen sandalyesinde oturarak hakemlik yapıyordu. Müthiş bir kargaşa, gürültü hakimdi. Kimsenin ne dediği belli, ne de neye güldüğü. Öyle bir ortam vardı. O sırada sınıfa sol taraftan bir rüzgâr vurmaya başlamıştı. Sol baştan herkes ayağa kalkmaya başlamıştı. Güreş dağılmış, herkes oturmaya çalışıyordu yerine. Agâh’ın kaş gözünü geç anlayan da Olcayto idi. Gri ve parlak takım elbisesiyle sınıfın havasını değiştiren Battal Bey,

“Olcay!” dedi ve kısık sesiyle ekledi, “tooo…” Evet, o’su uzundu.

“Hocam hayrola, neden geldiniz?”

“Oğlum dersimiz İnkılap Tarihi değil mi?” diye sordu Battal Bey. Kendisi de emin değildi sorduğu sorudan.

“Bilmem, öyle mi?”

“Öyle tabii!” diyerek bozdu aralarındaki gereksiz romantizmi Battal Bey. “Ben girmiyor muyum İnkılap Tarihi dersine?” diye sordu ama bundan da emin değildi.

“Hocam sizi bilmem de biz epeydir girmiyoruz İnkılap Tarihi dersine.”

“O niye? Bu ne cüret? Bu ne rahatlık, nasıl girmezsiniz?”

“Hocası gelmiyor çünkü hocam.”

“Nasıl gelmez? Kim bu dersin hoc… he bendim doğru.”

“Vallahi hatırlamamanız normal hocam. Ben bile afalladım yani birden.”

“Neyse otur yerine!” dedi ve İnkılap Tarihi kitabını masaya bıraktı. “Bundan sonra derslere gireceğim.” dedi.

“Hocam!” diyerek kalktı ayağa Alper. Gözleri faltaşına dönmüştü. Ürkek bir tavırla sordu, “Hangi dağda kurt öldü? Hemen gidip defin işlemlerini başlatalım!”

“Otur yerine serseri, sırası mı dalga geçmenin?” dedi ve ön sıradaki Cansu’ya sordu, “Nerede kalmıştık?”

“Hiç başlamadık ki hocam.” demesi üzerine sınıf katıla katıla gülmeye başladı. Battal Bey zoraki bir tebessümle yanıt verdi ve ceketini çıkararak sandalyeye astı. Kollarını da sıvamıştı. “Yarın sınavımız var.”

“İşte bu be! Teşekkür ederiz hocam, çok sağ olun.” diyerek alkış tutmaya başladı Uğur Can tek başına.

“Ne oldu oğlum?”

“Sayenizde artık İnkılap Tarihi dersiyle alakalı bilmediğimiz şeyleri öğrenmeye başladık.” dedi ve birkaç saniye hocaya gülerek baktı. Sonrasında gülen yüzü yavaş yavaş bozulmaya başladı çünkü öğrendiği şeyin anlamını kavramıştı. “Ama hocam nasıl olur? Yarına kadar nasıl hazırlanacağız? Ne yapacağız biz? Hiç ders işlemedik hocam. Lütfen erteleyin hocam. Hocam bize çalışma kağıtları verecek misiniz? Ders notları fotokopisi verecek misiniz? Hocam neden cevap vermiyorsunuz? Hocam yoksa kabalık mı ediyorum? Hocam özür dilerim. Hocam.” dedi ve yerine oturup şişesindeki sudan birkaç yudum aldı. Battal Bey hiçbirine verecek bir cevap bulamamıştı. Astığı ceketini alıp tekrar giydi, masaya bıraktığı yarı açık kitabı kapatıp kolunun altına aldı ve,

“Nereden başlayacağını bilmiyorsan en iyisi hiç başlamamak. Siz yaparsınız.” dedi ve kapıya yöneldi.

“Hocam çocuk bir sürü soru sordu. Bari birine cevap verin. Nereye kadar sorumluyuz?” diye sordu Cansu telaş içinde.

“İşlediğimiz yere kadar sorumlusunuz.” dedi ve çıktı. Kimse bir şey anlamamıştı. Tek konu işlenmemiş dersin sınavında işledikleri yere kadar sorumlu tutulmuşlardı. Tüm kızları etrafında toplayan Uğur Can 1 gecede kitap ezberleme taktiklerinden bahsederken onlara katılmak isteyen Agâh, Alper ve Olcayto üçlüsünü Ferman ve Emre ikilisi durdurmuştu.

“Beyler biz karar verdik. Soruları çalıyoruz. Bizimle misiniz?” diye sordu Ferman. Gülerek kafasını sallıyordu. Ne zaman bir hinlik yapacak olsa bu hale bürünürdü.

“Oğlum saçmalamayın. Biz hırsız mıyız?”

“Kopya çekerken sorun yok ama?” diyerek Ferman’ın arkasında saf tuttu Raci. “Onun adı yardımlaşma kardeşim ama bu… bu başka bir şey.”

“Aynı şey Agâh. Öyle derse böyle sınav. Bize ne verdi de ne bekliyor Battal Bey?” diyerek Ferman’ın yanına geçmişti Alper. Kardeşiyle karşı karşıya gelmişti resmen. Olcayto da geçecekti ki tuttu Agâh. İzin vermedi ona ama bu gruba katılmayan iki kişi kalmıştı sınıfta. İşin içinden çıkamayacağını anlayan kızlar da Ferman’ın planını makul buldu. Hatta Uğur Can bile.

“İki türlü de ezber olacak zaten. En azından neyi ezberleyeceğimi bilirim.” diyerek hem de. Demek ki çalışkan olmanın ön koşulu dürüst olmak değilmiş.

“Oğlum niye beni bırakmıyorsun? Bütün sınıf yapıyor, kardeşin bile. Biz enayi miyiz?” dedi ve “Aaa.” diyerek devam etti, “Tabii… sen Alper’den alacaksın soruları. Böylelikle hem dürüst olup hem de dersi geçeceksin. Peki ben?”

“Saçmalama be oğlum. Saf mısın? Öyle bir şey olsa sana vermez miyiz sanki? Biz ikiysek sen de birsin.”

“Yani?”

“Yani hiç iki odası olup salonu olmayan ev tutulur mu?”

“Adam ya! Sen adamın Sandler cinsindensin.” dedi ve ufak bir gülüşmeden sonra, “Alper de benim kardeşimse ben ondan alabilirim o zaman.” dese de izin vermemişti Agâh. İçinde kötü bir his vardı. Erkekler işi yapacak güç olarak katılırken Ferman kızlardan da katılmak için katkı payı istemişti. Sınav ortak sınav olacağı için soruları Battal Bey değil, diğer İnkılap Tarihi öğretmeni Cemile Hanım hazırlamıştı. Öğretmenler odasındaki bilgisayarı yavaş bulduğu için soruları hep öğrencilerin de erişimi olan bilgisayar laboratuvarında yapardı. Ferman da bunu bildiği için bu kadar rahat atlamıştı. Agâh ve Olcayto okuldan çıkarken onları görmüştü. Alper erketeye yatarken Emre silinmiş olan sınav dosyasını üstün becerisiyle geri getirmiş, dosya Fahri’nin flaş belleğine atılmış, Raci’nin kurduğu grupta paylaşılmış, Şuurcan tarafından da cevaplandırılmıştı. Akşam Alper’in tüm ısrarlarına rağmen Agâh soruları görmek istememiş ve üstünkörü kitaba baktıktan sonra erkenden yatmıştı. Olcayto’dan da kimseye yazıp bu işe bulaşmaması için büyük yeminler almıştı. Sınavdan haddinden fazla yüksek aldığını ya da yapamayacağı bir soruyu yaptığını fark ederse saçlarını bahçe makasıyla keseceğini taahhüt etmişti. Ertesi gün sınıfta büyük bir kopya terörü esmekteydi. Sorular, cevaplar havalarda uçuşuyordu. Soruları ele geçirmiş olmalarına rağmen hâlâ bazı avanaklar kopya çekme planları yapıyordu. Fakat Alper bunlardan uzaktaydı. Olcayto sorduğunda ‘ben yeteri kadar çalıştım’ demekle yetindi. Sınav saati geldiğinde Battal Bey kağıtlarla geldi.

“Kopya çekmeye yeltenmeyin. Zaten kolay bir sınav. Doğru dürüst yapın ve bitirelim bu işi.” diyerek kağıtları dağıtmaya başladı ama bir terslik vardı. Kağıdını alan birbirine bakıyor, konuşmaya çalışıyordu. Yan yana oturan Agâh ve Olcayto kağıtlarını alınca,

“Hocam bunlar ek kağıt mı?” diye sordu boş bir A4 kağıdına bakarak.

“Hayır, sınav kağıdınız.”

“Ama bu boş.”

“Evet, tıpkı geçirdiğimiz dönem gibi.” dedi ve diğer tarafa dönerek, “Size işlediğimiz yere kadar sorumlusunuz demiştim. Bir şey işlemediğimize göre bir şey de soramazdım.”

“Peki ne yazacağız?”

“Bilmem. Adınızı yazın, soyadınızı da unutmayın. Bir de işte hayat hikâyenizi anlatın kâfi.”

“Ama hocam!” diyerek dikildi ayağa Ferman. “Bu haksızlık. Diğer herkes sınav oluyor.”

“Ne oldu Ferman? Beklediğin gibi değil mi sorular?” dedi ve ekledi, “Ben bu okulun müdür yardımcısıyım çocuklar. Beni kandıramazsınız. Bu sınavın değeri 30 puan. Kalan 70 puanı ödev olarak alabileceksiniz.” dedi ve Olcayto’ya döndü, “Olcayto Pazarcı, Agâh Salimoğlu ve Alper Salimoğlu bu ödev sadece üçünüze verilecek. Geri kalanlar da soru çalmalarının cezası olarak bu dersten kalacak ve disipline verilmedikleri için bana her gün dua edecek. Dua kısmı önemli, etmeyeni seneye de bırakırım.”

“Ulan ödevden ödül mü olur ya?” diye söylendi Olcayto.

“Alper bizi neden sattın?” diye bağırarak kalktı Ferman yerinden ve ona doğru yürüdü. Battal Bey sol omzundan iterek yerine oturttu. “Alper bana bir şey söylemedi. Geri zekalı herifler kamera diye bir şey var bu okulda.”

Her ne kadar ikisinin birden yaşadıklarına vakıf olsam da bazen heyecanı olsun diye sona saklayabilirim. Alper erketede değildi. Vazgeçmiş ve aralarından ayrılmıştı. Yani gidiyordu. Onlar onu erketede sandı. Allah aşkına böyle önemli bir olayda bir Salimoğlu’nun pasif rolde olması mümkün mü? Kamera kayıtlarından durumu anlayan Battal Bey okul çıkışında tüm kızların Ferman’a para verdiklerini ve ‘soruları 8’den önce atın’ dediğini görmüş ve duymuştu.

Okul çıkışı üç sınavşör bahçede bir banka oturuyordu:

“Agâh!” dedi Alper, “Alper!” dedi Agâh ve “Olcayto!” dedi Olcayto.

“Olcayto sensin, kendine mi seslendin?”

“Bir tek o kalmıştı.”

“Neden bana onlardan ayrıldığını söylemedin?” diyerek araya girdi Agâh,

“Seni test ettim kardeşim. Spor haberlerini sınav sorusu diye salladım sana. Ona bile uyanmadın ya. Açelya konusunda beni dinlemedin. Belki değerimi anlarsın dedim. Dinleyecek misin beni?”

“Hayır.”

“Peki.” dedikten sonra yüzü düştü birden ve, “Kardeşinin bu kadar kötü bir şey yapacağına nasıl inandın anlamadım.”

“Özür dilerim Alper. Ben sandım ki…” derken Alper telaşla ayağa kalktı ve heyecandan Agâh’la Olcayto’yu tokatladı. “Kalkın lan geliyorlar!”

“Kim?” diyerek döndü Agâh okul kapısına ve ekledi, “-ler…”

“Kaçmayın ikiz dingiller!” diye bağırarak Ferman önderliğinde bir grup hararetli insan onlara doğru koşmaktaydı.

“Ben kaçabilir miyim?” diye sordu Olcayto. “Hayır Olcayto! Sen ikimizin artı birisin. Erkekliğin yarısı da kaçmak! Kaçın!” 

BÖLÜM SONU

Agâh Ensar Can

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.