Çilekeş Kardeşler #9| Alternatif Akım

Sınıfta yedi kişiydiler. Öğretmen masasının etrafında toplanmış, masada oturan Olcayto’yu dinliyorlardı. Diğerlerinin aksine Olcayto sivildi. İyice uzamış olan kıvırcık saçları kepçe kulaklarını bile kapatıyordu. Zaten saçlarını da sırf bu yüzden kestirmiyordu. Okulda kavga çıkarması ve sınıf basması sebebiyle Battal Bey tarafından fazlasıyla hırpalanmıştı. Arkadaşlarına da onu anlatıyordu.

“Battal Gazi tuttu beni kulağımdan bir fırlattı panoya doğru, feleğim şaştı. Benim anlamadığım, o kargaşada kulağımı nasıl buldu da fırlattı?” 

“Eee sonra?”

“Arkamdan da Mertcan’ı, kıçına tekmeyi bastığı gibi yollamasın mı? Allah sizi inandırsın, Mertcan’ı ‘hazır yerdeyiz bağlayayım dedim’ diyerek açılmış bağcıklarımı bağlarken gördüm. Herif korkudan kime saygı göstereceğini şaşırdı.”

“Tam bir yer bezi ya.”  diyen Tuğçe ekürileriyle beraber kahkahayı patlatmıştı. 

“Sorma ya.”  dedi ve kendisini dinlediğini hatta yorumda bulunduğu fark ettiği kızlara kur yaparcasına incelttiği sesiyle anlatmaya devam etti, “Oğlum dedi ben ne yapacağım sizle? ‘Sınıf basmak, koridorda kavga etmeye çalışmak ne lan’ dedi. Saçlarını bir görseniz, basmış jöleyi. Anlat oğlum Olcayto niye yaptın dedi gülerek. Baktım gülüyor, dedim ben de güleyim de samimi bir ortam olsun. Gülmüyormuş.” dedi ve durdu. Gözlerini kısmış, vücudunu bir hayli kasmıştı.

“Sonra ne oldu?”  diye sordu büyük bir merak içinde Simge. Olcayto sızlanarak kalktı ve “Disiplin falan bir şeyler sayıkladı ama fos.”  diyerek sırasına geçti. Belli ki ucuz kurtulamamış, o gülüyormuş gibi görünen kızgın yüz ifadesinin arkasından sopa gelmişti. Zaten Mertcan’da bulutlu havada okula şemsiyeyle girmişti. Ne saklıyorsa artık. 

Ders zilinin çalmasıyla Fizik öğretmeni Kadir Bey sınıfa girdi. Üzerinde neden giyildiğini bir türlü anlayamadığım beyaz önlüğü vardı. Kahverengi çantasını masanın üstüne koydu ve tam oturacakken halen ayakta olan öğrencileri fark etti. “Ne dikiliyorsunuz be, otursanıza.” demesi üzerine sınıf gergin verilen nefesi soluduğu gibi oturdu. Agâh yine cam tarafında en arkanın bir önünde tek başına otururken Alper ve Olcayto da hemen arkasındaydı. Defterini açtığı gibi adeta içine gömülerek yazmaya başladı tahtadakileri. Hocanın dikkatini çekmemek istiyordu ama Kadir Bey tüm çabalarına rağmen dersinden geçmeyi başaran tek öğrencisini unutmuyordu.

“Agâh Salimoğlu, tahtaya!”  dedi tok sesiyle.



Agâh dişlerini sıkarak bastırdığı çığlıklarıyla karnına desibel rekoru kırdırdıktan sonra kalktığı gibi hocanın yanına gitti. “Buyurun hocam.” 

“Alternatif Akım hakkında bilgi ver. Nedir, ne değildir?” dedi olmayan bıyığının altından bir gülüş kaçırarak.

“Hocam bildiğim kadarıyla o konuyu henüz işlemedik.”

“Yapma ya? Ben bunu bilmiyor muyum? Neden hazırlıklı gelmedin derse?”

“Hocam ben siz anlatırsınız diye düşünmüştüm.”

“Sınavdan zayıf aldığında da hocam ben siz puan verirsiniz diye düşünmüştüm deme sakın.”  dedi kaşlarını çatarak.

“Hocam ne…”  dedi ama devamını getirmek istemedi. Karşısında en tırstığı hocalardan biri vardı ve başını sallaması gerekiyordu. “Hiç mi yok söyleyeceğin bir şey? Atomu parçala demedim.”

Bunun üzerine biraz düşünen Agâh işin içinden yine çıkamadı ama bu defa cevap vermemek de olmazdı. Daha doğrusu yok demeye korktu ve “Mevcut akımların dışında üretilen yardımcı akımlardır. Yani mevcut akımlar zarar görürse alternatif olarak sistematize edilmiş akımlar devreye girer.”  dedi ve usulca Alper’e baktı. Dudaklarını oynatan Alper, “Sistematize ne lan?”  diyordu.

“Otur yerine, saygısız!”  dedi ve masanın üstündeki sınıf listesini eline aldı, “Salimoğulları’ndan Agâh’a bir eksi daha.”

“Uğurcan sen söyle.”  dedi daha naif bir ses tonuyla. Tüm dünyanın yükünü sırtlamış gibi büyük bir sorumluluk hisseden Şuurcan söz hakkı hoca tarafından zaten verilmiş olmasına rağmen elini kaldırdıktan sonra konuşmaya başladı, “Genliği ve yönü periyodik olarak değişen elektriksel akımdır. En çok kullanılan dalga türü sinüs dalgasıdır. Farklı…”

“Çocuk üşenmemiş illegal yollardan vikipedia’ya girmiş ve suç işlemesine rağmen soğukkanlılığından zerre taviz vermeden satır satır ezberlemiş.”  diye fısıldaşan Olcayto-Agâh ikilisini bakışlarıyla susturan Kadir Bey konuşmaya devam eden Uğurcan’a ‘yeterli’  diyerek teşekkür etti ve Agâh’ı da isimden çağrışım yapıp fikir yöneltmeye kalktığı için ‘ezberci’ olmakla suçladı. Dersin sonlarına doğru ön sıraların boş olmasından ve dağınık oturulmasından şikayet ederek bir sonraki derste herkesin kendi belirlediği oturma düzenine göre oturacağını söyledi. Yani ciddi anlamda adam üşenmedi ve herkesi tahtanın oraya toplayıp tek tek oturttu. Teneffüs olmasıyla sınıfı terk eden Kadir Bey’in çıkmadan önce “İyi dersler çocuklar.” dileğine Şuurcan dışında kimse cevap vermezken koridorda nöbetçi olan Rehberlik Öğretmeni Arzu Hanım’ın “Yarınki konferansa hepinizi bekliyorum çocuklar.” davetine herkes, “Tabii hocam, ayıpsınız hocam, yolunuza can feda hocam.”  şeklinde cevaplar vermişti. Agâh ve Olcayto peteğin oraya geçerken Alper de Leyla ile buluşmak için sınıftan çıktı. Onun çıkmasıyla Battal Bey bir hışımla sınıfa girdi.

“Nerede o kıvırcık salatası?” dedi kısık ama sert sesiyle. 

“Buradayım öğretmenim.” derken şirini oynuyordu.

“Şu hale bak! Herifin disipline gitmesi söz konusu ama umurunda değil. Okula sivil gelmekten dahi çekinmiyor. Oğlum sen bu okulun kurallarına tepki olarak mı doğdun?”

“Hocam benim gibi nitelikli bir şahsiyetin doğuşunu bu kadar hafife almayın derim.”  dedi ve peşi sıra kopan kahkaha tufanına aldırmayarak devam etti, “Bir de iyi yanından bakın. Ben çiğnemeseydim diğer öğrencilerin kurallardan nasıl haberi olacaktı?”

“Kes! Disipline gidiyorsun. İnşallah elin boş dönmezsin.” dedi ve kapıya yöneldi. Tam çıkacakken tekrar seslendi, “Saçlarını kestirip gelirsen iyi hal indirimi alabilirsin Olcayto.”  dedi ve gülerek çıktı. Olcayto peteğe çökmüştü adeta çünkü Battal Bey bu defa Olcay değil Olcayto demişti. Yani artık tam olarak tanınıyordu. Deşifre olmuştu. O sırada Alper de elinde dergiye benzer şeylerle sınıfa geldi. 

“Onlar ne?”  

“Of Agâh sorma. Kız cidden tam bir sempatizan. Çizgi roman verdi bana ya. Neymiş Thanos Geri Dönmüş. Neredeydi ki nereden dönmüş?” diye söylenirken gözü Olcayto’ya takıldı. Olcayto darbe üstüne darbe yiyordu bugün. Sabriye’nin okuldan ayrılması sonrasında okulun en güzel kızları arasında liderliği devralan ve sabah kendisini ilgiyle dinleyen, yaptığı şakalara gülen Tuğçe geçtiğimiz gün E sınıfında yakasına yapıştığı unisex Derya ile gülüşüp duruyordu.

“Vay ayı vay! Sen bu armudu nasıl yedin ya?”

“Kanka bu gidişle yalnız öleceksin.”  diyerek gülen Agâh’a, “Sen yalnız değil misin sanki?”  diye sordu.

“Çok yakında olmayacağım.”  demesiyle heyecanlanan Alper bir an duraksayıp ‘benim neden haberim yok?’ endişesini kenara bırakarak, “Kim?” 

“Açelya.” deyince Olcayto tepki vermeden Simge’nin yanına gidip şaka yapmaya çalışırken Alper, “Bir bitmedi be!”  diyerek sıraya vurdu çizgi romanı. Agâh cama yaslanmış biçimde hülyalara dalmıştı. Sınavlar yaklaşıyordu ama aklında sınavlara yer yoktu. Zaten ufak tefek kapasitesi olan aklını Açelya kaplamıştı. Sanki bardağı taşıran damla aktıktan hemen sonra onu aklından silmiş ama geri dönüşüm kutusunu boşaltmayı akıl edememişti. Zaten geri dönüşüm kutusunu boşaltmayı akıl edemediği için hiçbir şeyi unutmuyordu. Açelya, Agâh’tan bir yaş büyüktü. Yani çoktan üniversiteli olmuştu. Üstelik aralarına girmiş olan zaman ayrılığı Açelya’nın bambaşka bir hayat kurmasını da beraberinde getirmişti. Yeni okul, yeni çevre belki yeni bir aşk ve asla değişmeyen taş bir yür… neyse burası benim üstüme vazife değil.

“Agâh sen ne yapacaksın bu kadir kıymet bilmeyen adamla?”  

“Çok güzel bir plan kurdum kardeşim ama sensiz olmaz.”  dedi ve Alper’den sakin olmasını isteyerek ağır ağır, “Beni okul takımına aldırman lazım.”  dedi. “Hayatta olmaz, katiyen olmaz. Mümkünatı yok.”

“Oğlum bir dur ya. Gramer’deki bütün olumsuzlukları saçtın. Ne olur yani kardeşine bir kıyak geçsen.”

“Oğlum bilmiyor musun okul takımına sadece lisanslı futbolcular giriyor. Senin okul takımına girmen için önce Malamatspor’a… bir dakika… sen zaten benden bunu istiyorsun değil mi?”

“Ha şunu bileydin. Hem hazır seni tekrar takıma yalvar yakar kabul etmişler. Bu isteğini de çok görmezler.” 

“Oğlum sadece Fizik’ten geçebilmek için futbolcu olunur mu ya?”

“Sistem benden bunu istiyor.”

“Hoca geliyor.” diyerek sınıfa giren Sanatsız Raci herkesin yerine geçtiğinden emin olunca oturmuştu. Raci’nin sanatsız lakabının nereden geldiği de başka bir bölümün konusu olsun. Ders Edebiyat dersiydi. Seniha Hanım her zamanki gibi son derece şık ve bakımlı görünüyordu. Öğretmen topuzuyla klasik görünümünden de ödün vermezken sınıfı selamladıktan sonra masasına geçti. “Bugün şiir okuyacaktık, değil mi?” diye sorduğunda tüm sınıf hep bir ağızdan “değil” demeye hazırlanırken en ön sırada oturan Şuurcan, “Evet hocam.” demişti bile. Sınıf listesini çıkardıktan sonra Fevri Fahri’yi işaret ederek, “Sen gel bakalım.”  dedi. Fahri hiç istifini bozmadan, “Neden ben hocam?”  diye sordu. Fevriliğini her durumda göstermeye bayılırdı.

“Piyango sana çıktı.”  demesi üzerine ıkıla sıkıla kalktı ve tahtaya geldi. “Hangi şiiri vermiştik Cansu?” 

“Ahmet Haşim’in Merdivenler şiiri hocam.” cevabını aldıktan sonra Fahri’ye dönerek, “Oku bakalım.” dedi.

“Yavaş yavaş ineceksin bu merdivenlerden.” dedi Fahri sesini kalınlaştırarak ama sınıfın ve hatta Seniha Hoca’nın gülmesiyle karşı karşıya kaldı. “Hocam ne oldu?”

“Sence oldu mu Fahri?”



“Hocam okudum işte. Okusak suç, okumasak suç ya.”  dedi ve sinirli bir şekilde yerine oturdu. Hâlâ anlamamıştı belli ki. Son derece ince ruhlu ve öğrencinin halinden anlayan bir yapısı olan Seniha Hoca da Fahri’yi tanıdığı için üstüne gitmeyerek bir şey demedi ve birkaç öğrencinin de hayal kırıklığıyla sonuçlanması sonrasında Agâh’ı çağırdı. Agâh’ın edebiyata olan ilgisini de bildiği için emindi ve şiir okur gibi okumasını istedi. Agâh’ın bu ders şiir okunacağından haberi yoktu ama bu şiiri çok seviyordu.

“Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden” demesi üzerine Fahri gülümseyerek hatasını kabul etmişti ama yine de espri niyetine hocaya, “Ben de bunu demek istemiştim.” diye fısıldadı.

“Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak

Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak

Sular sarardı yüzün perde perde solmakta

Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta” Şiiri büyük bir hayranlık yüklediği sesiyle hissederek dile getirmişti Agâh. Büyük bir Haşim hayranı olan Seniha Hanım kendi çapında şirin hareketlerle alkışlayarak Agâh’ı tebrik etti ve Uğur Can’ın gelmesini istedi. Uğur Can yine parmak kaldırdıktan sonra hocanın davetini kabul etti ve tahtaya çıktı. 

“Ağır ağ…”

“Kaldığı yerden devam et Uğur.” diyerek çalan telefonunu sessize aldı Seniha Hanım.

“Ama hocam…” 

“Hadi Uğur seni dinliyoruz.” demesiyle rahatsız olduğunu gösteren hareketler sergileyen Uğur Can terlemeye başlamıştı. Eğilen saçını düzelttikten sonra gözlerini kapatıp düşündü ve sonra da okumaya başladı: 

“Eğilmiş arza kanar merdivenler

Eteklerinde güneş rengi bir yığın…” 



“Ne okuyorsun sen Uğur?” diyerek kesti şuur karışıklığı yaşayan Uğur Can’ı hoca.

“Hocam ben sırasına göre ezberledim de.”  deyince başını sallayan Seniha Hanım, “Ezberlemenizi istemedim, anlamanızı istedim Uğur.” dedi. Ezberci eğitimin ürünü olan Uğur Can başını öne eğmişti ki, dayanamadı Seniha Hanım ve bir ezber sorusu sorarak moral bulmasını istedi. “Peki sen bize Ahmet Haşim’in hangi akımın temsilcisi olduğunu söyle o zaman.” dedi. Heyecanla gözlerini kaldıran Şuurcan’ın cevabı, “Alternatif akım.” olmuştu.


Bunun üzerine sınıfın pek çoğu gülerken Agâh… ne? Acımsar bakacak hali yok ya. Tabii ki o da güldü. Bu kadar da olmaz yani. Önemli olan her ders en ön sırada oturup her duyduğunu not etmek ve konuları satır satır ezberlemek değil, o anlatılan şeylerin neden anlatıldığını ve ne olduklarını kavrayabilmek. Dersin sonlarına doğru Seniha Hoca ile öğrenciler arasında sohbet başlamıştı. Çeşitli ders ve öğretmen dedikoduları, üniversite planları derken zil çalmasına yakın patlatmıştı Seniha Hanım bombayı. Ne dese beğenirsin?

“Haftaya sınavlar başlıyor.” demesin mi? Bence demesin ama dedi bile. Bunla beraber herkesi kara kara bir düşünme almıştı ki sormayın. Öyle ki çoğu derste eksiği olan Agâh ve Alper birbirlerine, 

“Ne yapacağız? Düşün… düşün.”

“Bakışlarına göre pistir işim.”

“Benim topa senin de yazmaya ara vermen lazım. Başka türlü toparlayamayız.”

“Şu aralar yazamıyorum zaten. Yazıyorum da bir eksiklik var. Olmuyor.”

“Belki de durduğun yer yanlıştır. Boş ver sen Romantizm akımını, Realizm akımını. Senin tek çaren…”

“Alternatif akım.”

BÖLÜM SONU

Agâh Ensar Can

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.