Gözyaşı Kotası

Ah şu Cafer yok mu? Yine yaptı yapacağını. Kırdı gencecik kadının kalbini. İnsanlar evlenme teklif etmek için restoran arayışına girerken Cafer, ayrılmak için girer. Onlar etkilemek için hediyelere servet saçarken, Cafer ayrılık indirimi almak için saçar. Sonunda istediğine ulaştığı için ardını döner dönmez gülücükler saçar, geride kalansa hüngür ağlar. Cafer getir peçete!

“Yeliz, tatlım yapma. Ağlayacak ne var bunda? Düşündüm ve aynı dünyaların insanları olduğumuzu anladım. Bana farklılık lazım. Senden bende var zaten, sana ne gerek var?”

“Taş kalpli, utanmaz, adi herif! 2 sene sonra mı anladın bunu? Bir de Galatasaray forması almış bana.”

“Öyle deme 300 TL olmuş bu sene. Kıymetini bil.” dedi ve gülerek, “Ayrıca aramızda bir tek fark olsun istedim, fena mı?”

“Siz fenerliler hepiniz aynısınız!” dedi ve ağlayarak kalktı masadan. Cafer ise, “Hediye işe yaradı.” diyerek gülmeye devam etti.

Cafer bu, hiç durur mu? Yeliz gitti, Cansu geldi. Cansu gitti, Aylin geldi. Herif tam bir adiydi. Bir tokat gerekliydi ama ne zaman?

Yine bir kızı kendine aşık edip beraber bir gelecek kuracaklarına inandırdıktan sonra terk ettiği kendisi için sıradan, kız içinse acı dolu anları yaşıyordu. Kız ağlıyordu. Fakat diğerlerinden farklı olarak Cafer’e değil, boşa geçen zamana ağlıyordu. Bu kız diğerlerinden çok farklıydı.

“Teşekkür ederim sana.” dedi Gizem. “Bir insanın ömrü boyunca dökeceği gözyaşının ortalaması 10 litre derler. Sayende hızlıca kotamı dolduracak, geri kalan hayatımı musmutlu yaşayacağım.”

“Acılara yürüyor, korkmuyorum diyorsun yani.”

“Sen de kaskatı kesilip duygusuzluğun içinde boğulup gideceksin. Şu an gülüyorsun ya, o kotanı bir ömür sindire sindire doldurarak yaşayacak ve yolun sonuna geldiğinde hiçbir şeyin tadına varamadan ölüp gideceksin.” dedikten sonra geri dönüp bir de, “İt!” demeyi ihmal etmedi.

Bu aklına takılmıştı Cafer’in. Daha önce hiç duymadığı ama doğruluğuna da anında inandığı bir şey oluverdi. Kendini daima zeki olarak tanımlardı. “Bir akıllı sen misin Gizem Hanım? Ben de kotamı şimdiden doldurabilirim.” diyerek kendince en azından bir süreliğine ‘son’ olarak nitelediği kahkahasını patlattı ve psikopatlığına yaraşır şekilde çalışmalara başladı.

Pandemi döneminin etkisiyle evden çalışıyordu. Aslında çalışmıyordu. Sabah dokuzda çizgili pijamalarıyla ekonomik incelemeler yapan her insan çalışıyor olsaydı, bugün dolar bizim için bir ekmek parası kadardı.

O saatleri ağlatan filmler izleyerek geçiriyor ve hakikaten de ağlıyordu. Onlarca film izledi, bir yerden sonra yüzlere dayandı. Ne de çok film vardı ağlatan. Daha doğrusu ne kadar çok film varmış Cafer’i bile ağlatan. Filmler bitince belgeseller izlemeye başladı. O da bitti romanlara, televizyon programlarına geçti. Gerçek hayatları yerinde izleyip insanların acılarına merhem olmak yerine onlardan nemalanmayı bile tercih etti. Her gözyaşında, “Bunlar geleceğe yatırım.” diye kendini avutuyor, daha çok ağlıyordu. O kadar çok ağlamıştı ki, günlerin sonunda gözleri ağrıyordu artık. 10 litre gözyaşına yapmış olduğu hesaplamalarıyla iki ayda ulaşacaktı. Son seferini ikinci ayın sonunda işten atıldığını öğrendiği an yapmıştı. Yanlış anlaşılma olmasın; işini yapmadığı için değil, yerine daha çok yalayan birini buldukları için.

Kotayı doldurup doldurmadığını teyit etmek için her seferinde kendini ağlatan filmleri, romanları tekrar tekrar seyretti, okudu. Ağlamıyordu. Bir acı vardı ama rahatlatacak gözyaşı gelmiyordu. Emin olamadı. Pek bir kıymetli canını yakmaya başladı. Duvara yumruk atıp da tatmin olmuyor, salatalık doğrarken bıçağı kaçırıp elini kesiyordu. Galiba başarmıştı! Kota dolmuştu! Artık ağlamıyordu ve ağlamayacaktı!

Ertesi gün bir telefonla uyandı. Babasının ağır bir kalp krizi geçirdiğini öğrendi. Hayatta en sevdiği insan olan babasının. Apar topar evden çıktı, hastaneye gitti. Gördüğü kalabalığın feryat figan içinde ağladığını gördü. Çok mutsuzdu. Öyle yanıyordu ki canı, ağlamalıydı, ağlaması lazımdı ama depo boştu. Koşarak kalabalığa karıştı. Kimseyi tanımıyordu. İleride gördüğü kız kardeşinden babasının sağlık durumunun iyi olduğunu öğrendi. Mutluluktan ağlayan kız kardeşine bile eşlik edemedi. Ağlama çalışmalarından görüşmeye fırsat bulamadığı kız kardeşinin düşük yaptığını öğrendi. Daha fenası kız kardeşi bunu ağlayarak anlattı, Cafer’de tık yok. Babasını görmek için odasına girdi. Babası, “Seni göremeden ölmekten korktum oğlum.” dedi ağlayarak, Cafer’de tık yok, depo boş. Gözyaşı istasyonu da yok ki, deposunda oluşan çatlaktan gözyaşı sızıp da bahçesinde çıksın. Kota dolmuştu. Üstelik bu öyle bir kotaydı ki, aşma derdi yoktu.

Cafer çok mutsuzdu. Deli gibi ağlamak istiyordu. Gözyaşları hıçkırıklarıyla buluşsun istiyordu. Gözü gözünü görmesin istiyordu ama yapamıyordu. Öfkesini kusarak rahatlamak istedi. Kendisine bu fikri veren Gizem’in işyerine gitti. Gizem bir kafenin işletmecisiydi. Onu gördüğü gibi kızgın gözleriyle yanına gitti.

“Kotamı doldurdum. Senin yüzünden ağlayamıyorum.” diye bağırdı. Gizem şaşkındı. “Ne demek bu?” diye sordu. “Yaptın mı?” dedi kıkırdayarak. “Kotanı doldurana kadar ağladın mı?”

“Evet.”

“Yine bencillik yaptın demek. Acılar icat ettin kendine ve onlara ağladın. Şimdi gerçek acılarla yüz yüzesin ve ağlayamıyorsun. Acılara yürümüyorsun, acılar sana yürüyor ve sen korkuyorsun. Ödeşmek değil bu. Bu kadarını ben bile yapamazdım sana. Öyle bencilsin ki, cezanı bile kendinde buldun. Bir insanın ömründe bıraktığın hasarın bedelini bir ömür acı çekemeyerek ödeyeceksin. İnsan olamadan insan gibi yaşayacaksın. Eksiğin buymuş senin ya da fazlan.” dedi ve gülerek ekledi: “Battın buruna kadar, Cafer getir peçete!”

Agâh Ensar Can

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.